Nakş-i Cihan meydanının, Selçukluları örnek alarak Şah Abbas I. döneminde düzenlenen dünyanın ikinci büyük meydanı olduğunu daha önce söylemiştim. (*) Ortada dikdörtgen şeklinde geniş bir alan. Bu alanda atlı arabalar turistlere gezi yaptırıyor. Dikdörtgenin uzun iki yanında kapalı çarşı usulü dükkânlar.
14.09.2019 14.05
1.055 okunma
BU RESSAM KİM?
İsmail Aydın

Nakş-i Cihan meydanının, Selçukluları örnek alarak Şah Abbas I. döneminde düzenlenen dünyanın ikinci büyük meydanı olduğunu daha önce söylemiştim. (*) Ortada dikdörtgen şeklinde geniş bir alan. Bu alanda atlı arabalar turistlere gezi yaptırıyor. Dikdörtgenin uzun iki yanında kapalı çarşı usulü dükkânlar. Şah Abbas’ın kendi ailesi için yaptırdığı cami, halk için yaptırdığı cami ve yedi katlı sarayı. Sarayın yedinci katta bulunan terasından meydanı seyrederken, Şah Abbas camiini ve etrafındaki müştemilatı gayet düzgün çizgilerle kâğıda geçiren birisi ilgimi çekti. Çizgileri gayet güzeldi. Bizim kafileye mensup olanların hiçbirinin elinde ne kağıt, ne kalem, ne kitap görmedim ne yazık ki! Elin oğlu neler yapıyor diye hayranlığımı ifade anlamında kağıda etrafın görüntülerini çizen adamın resmini çekmek istedim. Adamın biraz gerisinde durduğumda, sırtında gördüğüm tişört hayranlığımı hayrete dönüştürdü.

Önce batıl bir davanın bu derece nasıl canlı tutulduğunu ve sürdürüldüğünü, sonra da İran’ın böylesi hareketlere niçin müsaade ettiğini düşündüm. Halklarda bir sıkıntı yok, problem yönetimlerde demiştim ya, bugün burada aynen bunu görüyordum, ertesi gün de Vank kilisesinde görecektim.

Nefretle karışık hayretimin sebebi şu idi. Kroki çizen adamın tişörtünde bir harita vardı ve üzerinde “Ermania” yazıyordu. Haritayı yakından incelediğimde bizim Ağrı Dağından başka Van Gölünün, daha bitmedi Sinop’tan Sivas’a kadar Anadolu’nun bu harita içinde yer aldığını gördüm.

Aynı harita İsfahan’daki Vank Katedralinde de mevcuttu. Güya Ermeni katliamının 104. yılını anıyorlardı. Bu konu hakkında kullandıkları -kilisenin duvarlarına asılı- bir tabloda simsiyah İstanbul camilerini ve onların altından akan kan kırmızısı bir boyayı ve akan boyanın Türk bayrağına verdiği rengi görüyorsunuz. Yalanın böylesi demekten kendinizi alamıyorsunuz. Ayrıca başka bir haritada, Anadolu’daki Ermeni yerleşim yerleri gösteriliyor ve Türklerin onları katlettiği anlatılıyordu. Çıkıştaki anı defterine şunları yazdım ve altını imzaladım:

“Ermeniler, Rusya ve Avrupalı devletlerin tahrikleri sonucu kendilerinin sebep olduğu olayların ardından doğu vilayetlerimizde bir aksülamel neticesi gelişen olayları dünyaya Ermeni Katliamı gibi göstermek yalanından artık vazgeçerek bölge barışı için çaba göstermeliler. Daha büyük acıların yaşanmaması için başka çıkar yol yoktur. Osmanlı İmparatorluğu çatısı altında yıllarca barış içinde Müslümanlarla bir arada yaşamış Balkanlardaki Hıristiyanlar isyan eder, Müslüman Türklere katliam yaparken, Ermeniler, Rusya’nın tahriklerine kapılmadan önce Anadolu’da Müslümanlarla barış içinde yaşıyor ve  “Tebaa-ı Sâdıka” olarak niteleniyorlardı. Sanat ticaret ellerinde idi. Aldülhamid’in yaveri Ermeni idi, dışişleri bakanlarımız, tercümanlarımız Ermeni idi. Avrupa’nın ve Rusya’nın Balkan Hıristiyanlarını ve Arapları sözde “milliyet” esasına göre nasıl kışkırtıp isyana teşvik ettiklerini biliyoruz. Ermeni yalanları da aynı esasa dayanıyor ancak artık bu taktik Türkiye’de prim yapmayacaktır.”

İranlı rehber, İsfahan’da dört, Tebriz’de sekiz kilise olduğunu söyledi. Görüldüğü kadarıyla İsfahan’daki Vank Katedrali, dini görev yapmıyor, siyaset yapıyordu.

Vank katedralinden çıktık, önce hamam olarak tasarlanan ancak daha sonra başka amaçlarla kullanılan Manar Junban’a gittik. Burasının özelliği, küçük çaplı minarelerinin depremde sallanır gibi sallanmalarıydı. Aslında minareler mimar hatasıydı, balçık ve tahtadan yapılmıştı. Müezzinler ezan okurken sallanmışlar ve sallanan minareler olarak bugünlere gelmişler. Çanın yanında duran adam, iki minare arasında duran bir kalası öne arkaya sallıyor ve bu sırada minareler de sallanıyordu. Gezi değil mi? Gezi işte! Manar Junban’da minareler depremde sallanır gibi sallanıyormuş, denince bunu duyan insanlar merak ediyor ve izlemeye gidiyorlar. (Gelecek yazı, Şia Nasıl Doğdu?)

--------------:

(*) Ne yazık ki bu meydan kültürünü biz Anadolu’ya taşıyamamışız. Doksan yıllık başşehir Ankara’da bile böyle bir meydan yok. (İ. Aydın)

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya