Son yıllarda kamuda kariyer yapmaktan tam bir kaçış sendromu yaşanıyor. İş hayatında yükselmenin yolu “Yetenek, Liyakat ve İşin Ehli” kıstaslarına göre değil, sadece siyasi güce dayanınca, kariyerden soğuyan ülkemizin birinci sınıf beyinleri giderek eriyor.
07.03.2019 00.32
842 okunma
Liyakat, Terfi ve Beceri
Ali Akça

Son yıllarda kamuda kariyer yapmaktan tam bir kaçış sendromu yaşanıyor. İş hayatında yükselmenin yolu “Yetenek, Liyakat ve İşin Ehli” kıstaslarına göre değil, sadece siyasi güce dayanınca, kariyerden soğuyan ülkemizin birinci sınıf beyinleri giderek eriyor.

Zamanı geldi, kamuda terfi etmek hakkınız. Fakat bu nasıl olacak, bilgi ve beceri ile mi? Şüphesiz buna yetenek, çalışma, şans da diyebiliriz. Kamuda takdir, tensip, inisiyatif kullanma ve sözlü değerlendirme de var. Diğer bildiklerimizi saymıyorum. Liyakat ve işin ehli kriterleri mi, bunlar son yıllarda en son sırada, hatta dezavantaj bile olabiliyor. Bugünkü sistemde istediğiniz bir kişiyi koca bir kurumun başına hemen atayabilirsiniz.

Başka bir terfi yolu için şöyle diyorlar: "Ben sizin için çok şeyler yapıyorum, siz de benim için bir şeyler yapın" diyerek terfi istemenin farklı bir yolu ve yordamı var. Bunu şimdilik bir kenara bırakalım. Daha başka yol da var diyorlar! Belki şans, referans, torpil dedikleri vasıta. Fırsatlara açık olmak, her türlü zorluğa hazır olmak ve her fırsatta "evet" demeyi bilmek terfi için önemlidir. Ancak, biliyoruz ki, şans hazır olanların kapısını çalar!

Boş verin bütün bunları, terfiinin esaslı yolu, yöneticinizi terfi ettirmektir. Başarı, referans, vasıta ve şans bunlardan sonra gelir. Bir yolu bulundu, yükseldiniz. Peki, sonra ne olacak? Tıpkı Napolyon’un "Para, para, para" sözü gibi "Başarı, başarı, başarı... Yani yükselişe devam etmek, bir kez tırmanışa geçince zirveye kadar çıkmak gerek. Ancak, başarıya giden yolda; hırs, kibir ve hasetlik duygularını iyi kontrol etmek gerekir. Bunlar insan ruhunu çizgi, çizgi kemirir. Eğer yükselirken başkalarını harcıyorsanız, onlarla birlikte tırmanmıyorsanız; terfi ederken en yakın çalışma arkadaşlarını kenara itersen, gün gelip akıl değiştiğinde yerin dibini çabuk boylarsın. 

O halde, nasıl başarılı olunur? Liyakat (yetenek, başarı, bilgi, beceri, eğitim düzeyi) ile. Yetenek doğuştandır, diğerleri sonradan geliştirilebilir. Sonra ne olur? Yine yükselir insan. Zirveye ulaşır, ardından düşüş başlar. Terfi eden bilgi ve beceri sahibi her yönetici başarılı olur mu? Kendisine bağlı insanları iyi yönetemedikçe başarı yakalamak oldukça zordur. İyi yönetici nasıl başarı sağlar, nasıl iyi yönetim oluşur?

Başarılı olmak şüphesiz birçok etkene bağlıdır. Bir yöneticinin başarılı olması önce kendine, sonra birlikte çalıştığı insanlara güvenine bağlıdır. Alt kademede çalışanların yakaladığı başarı derecesi, yöneticiye aynı şekilde yansıyıp onu bir üst seviyeye yüceltecektir. Bir işletmede çalışanların birbirine inanması ve güvenmesi şarttır. Başarı ve başarısızlık aynen yöneticiye yansır. Örneğin bir işletme ya da kurumda "Paraşüt" atama denilen dış atamalara karşı, içerden sessizce bir direnç yükselir. Gelen yönetici bu direnci kırana kadar zaman geçer, yıpranır. İçinde potansiyel varsa, yoluna devam ederek yükselir.

Terfi etmiştir ama daha baştan, kendisine başarının yolu tıkanıvermiştir. Kimileri duruma hâkim olmak için hızlı bir kıyım, değişim yapar. Bazıları sistemi bozar, verimi düşürür. Diğerleri beceri eksikliğinden dedikodularla, mahiyetinde çalıştığı insanları "iç dedikoduları" yanlı dinleyerek yanlış kararlar verip mevcut durumu alt üst eder. Kimilerinin yürüyüşü değişir, sağ eli sağ pantolonunun cebinde yürümeye başlar. Gaza çabucak geliverip kader arkadaşlarını "iş yapıp yapmama" kıstasları ile değerlendirir. Kendisiyle çalışan elemanları arasında yanlı davranır, yağcılara, ikiyüzlülere prim verir. "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" hesabına yönelir.

Kimileri koca şirkette kendisine korkak ve güce düşkün tiplilerden "ispiyoncu" bulur. İki üç kişiyle çalışır sadece... İşini gizli saklı yürütmeyi yöneticilik sanır. Bilgi ve becerisi olmadan terfi edenler, çok geçmeden geldikleri makamda boğulup giderler. Arkalarında bıraktıkları olumlu bir izden ziyade; küskün, dağınık bir çalışma ortamıdır. Kurumlardaki yetersiz yöneticiler ise "görmemiş olarak" geldiği yerde sadece üst düzey emeklilik maaşını garantilemiştir. Bu dönem, kendi kazançlı olur belki ancak ülke kaybeder.

O halde yönetici, altında çalışanların başarılı olması için bazı konularda becerili olmalı, çalışanlarına en iyi çalışma ortamı sağlamalıdır. Onların koşullarını iyileştirip, motive ederek mutlu bir biçimde çalışmalarına önem vermelidir. Dürüst yönetici ceza ve ödül sistemini rahatça çalıştırabilmelidir. Kendini çalışanın yerine koyabilmeli, çalışanın duygularını çözümleyebilmeli, onlara moral ve güven duygusu aşılayabilmeli, hata ve başarısızlıklarından korkmamalarını sağlayabilmelidir.  

İnsan etrafına dönüp baktığında; bu tür özellik ve değerlerle yükselen yönetici örneğini birçok şirket ve kurumda rahatlıkla görür. Onların yıldızlarının parladığı an gelmiştir. Kendisini içinde bulunduğu iklimi teneffüs eden arkadaşları "bizdendir" diyerek önermiş ve yükselmiştir. Şüphesiz bunların birçoğu, yetenek, bilgi ve becerileri ile terfi etmişlerdir. Uygulamada etrafa şöyle bir bakıldığında terfi ile becerinin fazlaca uyum göstermediği de görülebilir. Öyle olmuş olsaydı her terfi eden kişi sonra başka iklimlerde "işe yaramaz" konuma itilmez müthiş bir başarı gösterip daha da üst konumlara yükselirdi.

Uygun olmayan işe, o alanda becerisi olmadan atanan yöneticinin  "Ben kendimi göstermem lazım!" demesinin ne kadar etkisi ve önemi olabilir? O sadece etrafını kırar, döker, zorlar, bir takım ayak oyunları filan yaparak bir şeyler kazanmış gibi görünür. "Al takke, ver külah" birilerinden öğrendiklerini, diğerlerine satmaya çalışır. Kraldan çok kralcı geçinir. Oysa başarılı olmak için yeni bilgi ve becerileri sistemli bir biçimde, daima öğrenmek gerektiğini hazmedemez. Başarının temeli, kişinin kendini güncellediği, iş hayatı boyunca durmaksızın süren eğitimdir. Bu arada verim iyice düşer.

Şimdi şans eseri bir makama gelmiş günümüz yöneticilerde, "sırtına binip yükseldiklerimizi sırtımızda taşımayalım" görüşü ile "üzerinden prim aldıklarımıza hayır demesini bilelim!" inancı oluşmuş. Boş bir makama birçok koldan referans ile atak yapıp, en yakın çalışma arkadaşlarını yerden yere vurarak o makamı elde etmeye çalışanlar ise cabası. Etraftaki terfi etmiş yöneticiler şöyle bir izlendiğinde; onlarda fark yaratan her hangi bir yetenekleri olup olmadığı hemen fark edilir. Hangi ilişkileri ile ön plana çıkıyorlar, yöneticilik yapacak özellikleri nelerdir, hangi başarıdan sonra üst makamlara takdir edilmişler, anlaşılabilir.

Bir yöneticide olması gereken özellikler kısaca şunlardır: Birikimiyle atandığı görevi hak etmek, kararlı ve tarafsız olmak, dürüst olmak,  güven vermek, iyi iletişim kurabilmek iyi bir dinleyici olmak, çalışanlarını destekleyici olmak, öneri ve fikirlere açık olmak, espri duygusuna sahip olmak, yanında çalışanların bilgi ve gücünü kendi gücü olarak görmek, rahatsız olmayarak çalışanların becerisini başarıya giden yola yönelmek, günlük entrikalarla kendisini zayıf düşürmemek, dedikodulara önem vermeyip, pohpoha, yağcılara önem vermeyip çabuk gaza gelmemek. Mahiyetinde çalışanlara "ayrıcalıklı" davranarak, kul hakkı ihlali yapmamak.

Kimi yöneticilerde saydığımız vasıfların bazıları, kimilerinde ise nadiren bile olsa hepsi birden bulunabilir. Her bir özellik geniş bir birikim konusudur. İnsan eğer yönetici olmayı istiyorsa, yöneticiliğin her kademesinde, bu niteliklerden maksimum derecede edinebilmelidir. Bu tür yöneticilerin kariyerlerinde elde edilebilecekleri en büyük ödül daha fazla fırsatla karşılaşmalarıdır. Böylece bir kurumdan diğerinin başına atlayıverirler. İş hayatında mutluluğu yakalayanlar, önemli alanlarda risk alabilenlerdir.

İş’te mutluluğa giden yol sadece doğru işi bulmaktan, makamlara yükselmekten geçmiyor; işin bir keyif kaynağı olarak düşünülerek, yapılan şeyden keyif almayı öğrenmekten de geçiyor. Hayattan hoşnut olmayı bilirsek yanımızdaki amir veya memurumuzla geçirdiğimiz zamanın tadını çıkarabiliriz. Son yıllarda meslektaşlarını, iş arkadaşlarını harcamak pahasına, onların sırtından yukarı doğru ilerleyen bir başarı yakalanmaya çalışıldığını görüyoruz. Her alanda ilişkiler çıkara dayanırken, yürek çırpıntısı ve dostluk duygusu neredeyse kayboluyor.

Yöneticiler her insan gibi öz eleştirilerini yaparken, nasıl terfi ettiklerini, neden atandıklarını, hangi yetenekleriyle ön plana çıkarak bu koca makamlara geldiklerini, görevlerinin ne olduğunu her an hatırlamalıdırlar.

Başarının sırrı buradadır... 

Ali AKÇA     

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...
...