Bu medeniyetin meşrulaştırdığı insan tipi, zevkleri peşinde hiçbir ahlaki kural tanımadan koşan insan olduğundan, özellikle müzik ve cinsellik bu sistemin, insanları yönledirdiği en önemli iki unsurdur.
13.03.2019 11.23
2 yorum
771 okunma
Kapitalizmin vebası: Narsizm ve Cinsiyetsiz Toplum-II
İlhan Akkurt

Bu medeniyetin meşrulaştırdığı insan tipi, zevkleri peşinde hiçbir ahlaki kural tanımadan koşan insan olduğundan, özellikle müzik ve cinsellik bu sistemin, insanları yönledirdiği en önemli iki unsurudur. İnsan mutluluğunu, Faydacılık Felsefesi üzerine kuran bir medeniyettin varacağı nokta; ye, iç, eğlen keyfine bak, hayat bundan ibarettir. Müziğin, derin ruhsal nağmeler yerine sadece insanı çoşturan, cinsellik uyandıran hızlı ritimler ve deli saçması güftelerle sanattan uzak, sadece eğlenceden ibaret bir hal alması gayet normaldir. Hedefleri Fado (müzik), fiesta (eğlence), futbol (çeşitli spor) ile insanları avutmak ve tükettirmektir.

Cinsellik ile öfke; insan ve hayvanda akli melekeleri bozan ve onları saldırganlaştıran duyulardır. Özellikle cinsellik daha çok dışarıdan cinsellik dürtüleri ile insanı içine çeker. Bunu iyi bilen Kapitalizm özellikle kadını her alanda, özellikle bir malın reklaminde cinsel obje olarak kullanmaktadır. Böylece alkol-cinsellik-müzikten oluşan bir eğlence sektörü kurulmuştur. Bu işi belli sınırlar içinde düzenleyen aileye son derece karşıdırlar. İşte dilinden düşürmedikleri kadın özgürlüğünün aslı, aile değerlerini yılmak ve kadını bir orta toplum malı haline dönüştürmek içindir. Düşünün bir kere hayatın ana gayesi haz ve eğlence olursa, bir kadın nasıl çile içinde çocuk doğurur, yıllarca evinde oturup onu nasıl büyütür. Çocuğun ve aile bireylerinin bulunmadığı bir toplumda gerçek sevgi ve dayanışma kalır mı? Ayrıca aile demek kapitalizm için daha az tüketim demektir. Oysa ayrı yaşayan her bir kadın ve erkek için ayrı bir ev, araba, TV, mobilya ve diğer eşyalar gerekeçektir.

Allah yer yüzünde sahip olunduğunda insanın bütün dertlerini bitirecek bir şey yaratmamıştır. İnsanın dertlerini bitirecek yer cennettir. Maddi  zevkleri peşinde koşan insanın, hep ayni şeylerle meşgul olması ona bıkkınlık verir. Bunu iyi bilen kapitalizm daima insana tüketecek yeni şeyler sunar. Şimdilerde kafayı taktılar insanın doğuştan gelen cinsel kimliğine. Neymiş efendim! böyle bir şey aslında yokmuş, bu toplum dayatmasıymış, insan bir cinsiyetten bıkınca karşı cinse geçmeliymiş.

Son zamanlarda iş iyice çığırından çıkmıştır. Toplumun erkek-dişi ayırımını, buna “Hegomonik heteroseksüel” dayatması diye karşı çıkılarak, bazen erkek, bazen dişi olunmalıymış, kafanıza göre takılın diye her türlü cinsel sapkınlık pompalanmaya başlandı. Bu iş, 1980’lerden sonra ABD’li Prof. Judith Butler tarafından “Queer Kuramı” ismiyle bilimsel kılıfa bile sokuldu.[1] Toplum dayatması olmadan, isteyen istediği cinsel kimliği seçmeliymiş. Bu durumda ne annelik, kaldı ne babalık, ne aile. Tam Sodom- Gomore’lik anlayış. Eğer bir insan karşı cinsten olmak isterse yani erkek doğan biri kadınsı davranışlara yönelirse, kişinin bu tercihi doğrultusunda beyin dişilik hormonu Östrojen salgısını arttıracak ve bu hormonların artmasıyla kişinin vücudunda da dişiliğe doğru gelişmeler olacağı bilinen çok tabii bir sonuçtur. Dertleri dişilik objelerini erkeklere kullandırarak özellikle onların kimliğinde bozulmalar yaratıp, LGBT eylemlerini yaygınlaştırarak Sodom-Gomora toplumları üretmek. Özellikle buna çocuklukta çok dikkat edilmeli ve her çocuk cinsel kimliğine göre yetiştirilmeli. Olay bu kadar önemlidir. Yani kişi bu etkide kalıp, kendisi zorlarsa insan vücudunda fıtrata ters gelişmeler olur. Böyle zorlama durumlarla kişilerde görülen sapmalar, insanın cinsiyetinin doğuştan gelmediğinin kanıtı olamaz. Özgürlük bağımlılığı ile her kapıyı zorluyorlar. Cinsel kimlikte özgürlükten bahseden cinsel özgürlükçü Queer Kuramcıları şunu iyi bilmeli; insanın cinsel kimliği doğuştan gelir. Ama insanın daha sonra karşı kimliğe ilgi duyması vücut kimyasını bozar. Bir erkeğin vücudunun salgıladığı erkeklik hormonu testosteron yerine, durduk yerde, dişilik hormonu Östrojen salgılamaz. Arızi bir durumda bunun tedavisi vardır.

Bu adamların bir amacı da dünyada insan nüfusunu düşürmek. Kapitalizmin “İnsan ihtiyaçları sonsuz” diye kurduğu ekonomik sistemin çılgınca tüketimiyle yeryüzündeki “Sınırlı kaynakların” üçte ikisini son 2 yüzyılda tüketmiş durumda. Bu kaynaklar devamlı artan dünya nüfusuna en fazla bir asır daha idare edebilir. Bu yüzden, çıkaracakları yeni bir dünya savaşıyla, insanları kısırlaştırmak veya cinsiyetsiz toplumla aileyi yok etmekle suretiyle işi gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Zaten piyasaya sürdükleri birtakım gıdalarla, kendileri kısır tohumlarla erkekleri kısırlaştırmaya başladılar bile. Aman müzik deyip geçmeyelim, bu işi hafife almayalım. Bu gün her gencin kulağında bir kulaklık müzik dinlemektedir. Kapitalist kültürün toplumu yozlaştırmada kullandığı en önemli etken müziktir. Dikkat edin müzik daima fuhuş ve alkolle beraber birbirini tamamlayan bir üçlüdür. Müzik otoriteleri sürekli tekrar eden yüksek tonlu ritimlere sahip Jazz, Rock-Roll ve Rap gibi müzikler için, gençlerde cinsellik, isyankârlık, umutsuzluk ve uyuşturucu etkisi yarattığında hem fikirdirler. Nasıl ki çocuğumuzun internette hangi sitelere girdiği önemliyse, hangi tarz müzik dinlediği geleceği için çok önemlidir. Müzik bir çocuğun gelecekteki zevklerini belirleyen çok önemli bir fenomendir. En büyük tehlikesi dinleyende hipnoz etkisi yaratıp gençlere yukarıda saydığımız etkileri aşılamasıdır. İşte geleceğimizin teminatı olan gençlik, kapitalist kültürle böyle hiçliğe, sorumsuzlaşmaya ve yozlaşmaya doğru yönlendirilmektedir. Müzik konusuna ilgisiz kalamayız ve gençlerimize milli değerlerimizi aşılayacak müzikler yapmalı ve bu tür sanatçılar yetiştirmeliyiz. Özellikle kendi milli sazlarımızı ve müziğimizi öğretecek kurslara göndermeliyiz. Özellikle Alevi toplumumuz bu konuda çok başarılı olmuş ve kendini yüzyıllar içinde korumuşsa, bunun en önemli sebebi, insanı salt eğlenceden uzak tutan özgün müziklerini korumalarıdır. Çocuklarımıza Anadolu ozan ve sanatçılarımızın buram buram vatan, millet aşkı, kahramanlık, tarih kokan ve düzeyli yanık sevda türkülerini sevdirmeliyiz. Söyle bana hangi müziği sevdiğini söyleyeyim sana kim olduğunu. Ne güzel demiş:

MEHTER  VURSUN  YİNE  CENK  MARŞLARI  DERİNDEN
        DELİ  GÜFTE  BESTELER  SİLİNMELİ  BEYNİNDEN
        DUDAĞINDA   PİRSİNGLER  KULAĞINDA  KÜPELER
        EL  ELE  VERMELİ    ELİFLERLE  MEHMETLER

CAFE  BARDA  DOLAŞMA  KENDİNİ BİL KENDİNİ
        KUTLU  YOLUN  YOLCUSU  KAYBETMEZ HİÇ MENZİLİ
        AL  BAYRAĞIN  YILDIZI  İÇİNDE  OLSUN  SIZI
        VATAN  MİLLET  AŞKIYLA  YAZILACAK  BU YAZI 2

https://www.yeniakit.com.tr/haber/batida-aile-50-yilda-yikildi-655235.html

[1]-Ecevit Yıldız, Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi, Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayını, 2011, s.24

2-http://hosseda.org/dinle/genclik-marsi/


 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
Eyvallah
Eyvallah. Doğru sözün önünde eğilmek lazım
Yorum Ekleyen: Mustafa Yıldız     17.3.2019 11:54:32
Tşk
Teşekkürler kardeşim
Yorum Ekleyen: Ismail Kösem     15.3.2019 11:23:15
YAZARLAR
...
...