IKIGAI (Japonların uzun ve mutlu yaşama sırrı )
İki Batılı yazar Hector Garcıa ve Francesc Mıralles,dünyanın en yaşlı insanlarının Japonya’da olduğunu duymuşlar, bu insanların en çok bulunduğu Okinawa Adası’nın Ogimi köyüne araştırmaya gitmişler.
20.11.2019 17.58
1.155 okunma
IKIGAI (Japonların uzun ve mutlu yaşama sırrı )
Av. Sabri Turhan

İki Batılı yazar Hector Garcıa ve Francesc Mıralles,dünyanın en yaşlı insanlarının Japonya’da  olduğunu duymuşlar, bu insanların  en çok bulunduğu Okinawa  Adası’nın Ogimi köyüne araştırmaya gitmişler.

Burada gördüklerini,yaşlı insanlarla konuşmalarını, uzun ve mutlu yaşamanın sırrı olarak anlatılan bir kitap haline getirmişler. IKIGAI,Japonca’da Uzun ve Mutlu Yaşamanın Sırrı demek.

Uzun ve mutlu yaşamak deyince; tabi önce, bu insanlar nasıl besleniyor da böyle oluyor sorusuna

cevap aramakla başlanıyor işe..Yazarlar,başka ülkelerde veya başka şehirlerde insanlar nasıl su içiyor,hangi meyveleri  yiyorlar da  böyle oluyor diyorlar.Ogimi köyünün suyunu araştırıyorlar.Ama

bunun diğer sulardan  pek farkı yok.Orada, mandalinaya  benzeyen shikuwasa denen bir meyve var.

En çok shikuwasa tüketiliyor ama bu iş ondan da değil.Derken, Hector ve Francesc,yanlarından  bisiklete binmiş hızla giden 95’lik bir ihtiyarı görünce  büsbütün şaşırıyorlar..95’likleri, hatta daha yaşlıları  görünce, bunlarla birebir görüşmek,  evlerine  gitmek, kurdukları derneklerle temas kurmak ihtiyacını  hissediyorlar.

Japonlarda emeklilik diye bir şey yok.Sürekli hareket halinde olmak, sürekli bir iş yapmak, onların en büyük zevki.O köyde herkesin evinin önünde küçük de olsa bir bahçesi var.Türlü türlü meyveler var oralarda.Sürekli tarlada veya bahçede bir şeylerle meşgul oluyorlar.Bu, onların vücutlarının hareketli kalmasını sağlıyor.Japonlar,hayatta insanın bir amacı olmalı diyorlar.Batıda eksersiz dedikleri şey, onların sürekli çalışması.Yemek olarak daha ziyade bitkisel şeylere ağırlık veriyorlar .Et haftada iki gün. Kalan günlerin hepsinde  sebze türü yiyecekleri tüketiyorlar..

Ogimi köyünün tüm ihtiyarları; ‘yemek yerken mideyi tam doldurmuyoruz.Midenin %20’sini daima boş bırakıyoruz.Tam doyma noktasına  geldiğimizde, daha fazla yiyecek durumda iken yemeği bırakıyoruz’ diyorlar.Buna, Japoncada( Hara hachi bu) denirmiş.Ogimililer, fazla yemenin vücudu yorduğunu fazla yendiği zaman sindirim sürecinin uzun olacağını, vücudun yorulmasının asıl sebebinin de bundan kaynaklandığını  keşfetmişler.Dünya Sağlık Örgütü de Dünya Gıda  Günü’nde afişler asarak, bildiriler yayınlayarak; “Çok yemek yemek,iyi beslenmek demek değildir “diye duyurular yapıyor. Japonların yıllar önce keşfettiğini onlar da yaymaya çalıyorlar.

Japonlar, stresi, uzun yaşamanın zehiri olarak yorumluyorlar.Bunun için çalışmak, stresten  uzak durmanın ayrı bir ilacı. Onun için emeklilik diye bir şey tanımıyorlar.Sürekli çalışarak zinde kalacaklarına  inanıyorlar.”Yaş 65 .Devlet bizi emekli etti.Başıma bir takke giyeyim.Pencerenin önüne oturayım,camdan gelip geçenleri seyredeyim. Ve böyle böyle ölümü bekleyeyim” demiyorlar.

Ayrıca Japonlar,çalışıyorken aceleci bir tavır da sergilemiyorlar.Evde oturmanın zararlı olduğunu,

vücudun tembelleştiğini , bunun da stresi arttırdığını  söylüyorlar.Hareket ederek, stresten uzak durup, ruhun da dengesinin bozulmadan duracağı anlamına  geldiğine inanıyorlar.Ruhun dengeye sokulması  stresten  uzak durmaya bağlı yani. Bu da emekliliği reddedip, sürekli hareket halinde olmakla mümkün.

Aceleci olmamak konusunda bizim kültürümüzde de önemli anekdotlar vardır.Acele işe şeytan karışır lafı böyle türemiştir. İnsanoğlu aceleci yaratıldığı için, acele işe girişir.Halbuki insan acele etmemek konusunda kendini frenlemelidir.Acele etmeden isabetli  bir karar ile işleri yapmak gerekir.Bir alime soru sormuşlar. Konu önemli. Alim düşünmüş. Aceleci muhatapları; “haydi haydi” diye tempo tutarcasına  alimi zorlamışlar.Alim: “Bizim işimiz narin. Bugün olmazsa yarin” diye aceleci olmamalarını salık vermiş.

Anlatılan gibi bir yaşam tarzını benimseyen Ogimi köylülerinin başka yerlerde çok rastlanan diğer hastalıklara yakalanmadığını yazıyor  kitabın  yazarları.Bu da mutlu olmanın ve uzun yaşamanın diğer bir etkeni tabi.

Kitapta,yaşı epey ilerlemiş birine klasik bir soru soruyor yazarlar: Yaşlı adam,bahçede çalışmaya  başlamadan önce, sabah 5’de kalkıp biraz deniz kıyısında yürüdüğünü,ardından komşuya ziyarete

gittiğini (saat 6 sıralarında ) onlarla  yeşil çay içtiğini,sonra eve gelip çalışmaya başladığını söylüyor. Sabah sabah komşu ziyareti bir çok yaşlıdan dinlenen bir eylem. Bizde ziyaretler ekseri akşamları olur. Veya öğle arası...Ama Ogimi köylüleri komşuya o kadar önem veriyorlar ki,ziyaretin saati bile değişik.Bu soru başka bir yaşlıya sorulduğunda sabah sabah komşu ziyaretini o da tekrarlıyor.Yani

bu sabah ziyaretleri kişiye  özel değil.

Yazarlar, uzun ve  mutlu  yaşamada ;“komşu ziyaretini ( hem de sabah 06’da)” çok önemli bir yaşam biçimi olarak anlatmıyor.Kitabı okurken bunu hissediyorsunuz. Sadece röportajda bir cümle olarak yazıp geçmişler konuyu..

Oysa,komşu ziyaretinin, insan psikolojisi üzerinde ve insanın zihinsel algısında müspet etkileşimi vardır.Japonların “stres atma “ düşüncesinin ve stressiz  yaşama alışkanlığının temlinde bu komşu ziyaretlerinin  de büyük rol oynadığı  kanısındayım.Komşulukta konuşulanlar, insanın zihinsel alanını genişletir.İnsan, bir derdini  unutur.Veya konuşulanlar  ufkunu genişletir.İçinde kötü düşünceler veya şüpheler varsa, konuşmalar ve sohbetler  sırasındaki anlatımlarla ve tavırlarla bunlar  değişir.

Anadolu’da bir laf vardır: İnsan insanın zehrini  alır diye..İnsanın içindeki kötü duygular veya zehir, sohbetlerle izale olur.Hiç bu derdini, kötü düşüncesini anlatmasa bile insan,edilen sohbetlerin etkisi ile bir çıkarım yapar.Bu insanı rahatlatır.Duygularını temizler.Rahatlar insan.Ya yanlışını anlar, ya da kendisi gibi düşünen birisini  bulduğu için fikrini geliştirir. Ziyaretlerle de iyi komşuluk ilişkileri kurulur. Her sabah suratı asık  bir komşu ile karşılaşmak  insanı baştan strese sokar.

Tabi işin başı Allah’ın takdiridir.İnsan uzun ve mutlu yaşamak isteyebilir. Ömrü veren Allah’tır.Ama insan Allah’ın emanetini  iyi korumak için kendi kendine çareler  ve fırsatlar bulmalıdır.

Hayırlı ve sıhhatli bir ömür dileği ile..

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Ahmet Revanlı