Aydın Kime Denir?
Epey zamandır, dilimiz üzerine konuşmadık. Allah rahmet etsin, ortaokul son sınıfta iken Türkçe ve kompozisyon derslerimizin öğretmeni Ahmet Okuyan Hocamızın vefatı vesile oldu.
04.12.2019 11.32
1.433 okunma
Aydın Kime Denir?
İdris Doğan

 

Epey zamandır, dilimiz üzerine konuşmadık. Allah rahmet etsin, ortaokul son sınıfta iken Türkçe ve kompozisyon derslerimizin öğretmeni Ahmet Okuyan Hocamızın vefatı vesile oldu.

Evet, bizler mi şanslıydık, yoksa eğitimin yapısı mı öyleydi, bilmiyorum. Rahmetli babam hiç okula gitmemiş, okuma yazmayı askerde öğrenmiş; annem de zamanın üç yıl süreli ilkokuluna birkaç ay devam etmiş, okuma yazmayı öğrenince evde erkek işini görecek kimse olmadığı için dedem tarafından okuldan alınmış.

Bir çocuğun dilinin gelişiminde annenin önemi ayrı bir yazı konusudur. Aklım ermeye başladığında, annem konuşmalarımızı hafife almaz, pek fazla zamanı olmadığı halde bizi dinlemeye çalışır; kelimeyi yanlış kullanmış, cümleyi yarım yamalak kurmuş veya konuşurken ağzımızı eğip bükmüşsek: “Ne biçim konuşuyorsun?” diye bize çıkışır; nasıl konuşmamız gerektiği ile ilgili sorumuza: “Ne bileyim ben, öyle konuşulmaz işte!” diye karşılık verirdi.

Yanlış konuştuğumuzu söyleyen, ancak nasıl konuşacağımız konusunda fikir beyan etmeyen annemden hemen sonra ilkokul öğretmenlerimiz girdi devreye. Allah rahmet etsin, Hasan Kaçar öğretmenimiz, diğer derslerde olduğu gibi, dilimiz konusunda da oldukça titizdi. Kendisi Türkçeyi güzel ve akıcı kullanırdı ya da bana öyle gelirdi. O, bizim hem doğru konuşmamız, hem de nasıl konuşmamız gerektiği konusu üzerinde ciddi durdu.

Size samimi bir şey söyleyeyim mi? Hasan Kaçar Öğretmenimizi dinlemenin yanında, sınıf kitaplığındaki az sayıdaki kitaplardan birini okumak pek yavan gelirdi bana. Benim için en büyük zevk, kelimelerin onun dudaklarından dökülüşünü ve cümlelerde hayat buluşunu dikkatle izlemekti. Hemen akabinde iç tekrar yoluyla öyle konuşmaya çalışmaktı.

Yine ilkokul yıllarında, elifbadan başlayıp bize Kur’an talimi yaptıran Hafız Nuri Gündüz Hocamız da bizim için bulunmaz bir şans ve kıymetti. Kendisi meşhur İstanbullu Hoca’dan icazet almış müthiş bir hafız iken, emin olunuz, hafızlığından öte geçen yanı hitabeti idi ki, hala öyledir. Sadece Kuran-ı Kerim tilaveti esnasında değil, bizimle konuşurken de hayran hayran dinlerdik kendisini.                                                   

Tesadüf denemez, herhalde tevafuktur. Ortaokulda, Türkçeye hâkim, üstelik ses ahengini sözüne katan Türkçe öğretmenlerimiz oldu hep. İsimlerini özellikle yazacağım, kendilerini tanıyanlar bana mutlaka hak vereceklerdir kesinlikle: Sadi Cumbul, Süleyman Yalnız, Şener Battal ve Ahmet Okuyan. Hani ben okuma değil, dinleme zevkini geliştirmiştim ya! Süleyman Yalnız ve Şener Battal Hocalarımız, kitap okuma zevkimizi oluşturup geliştirdiler. Ortaokul son sınıfa geldiğimizde Ahmet Okuyan Hocamız, yazma alışkanlığı ve zevki kattı anlatımımıza. Öğretmen okulunda, Osman Ongun Hocam girdi dilimizin dünyasına.

Bu arada haklarını teslim etmek gerek. Babam evde bulanan birkaç kitaptan pasajlar, dedem günlük gazetelerdeki köşe yazılarını sesli okutarak önemli katkılarda bulundular okuma alışkanlığımızın gelişmesine.

  Ahmet Okuyan Hocam vesilesiyle girmiştik konuya, onunla devam edelim. Rahmetli, kompozisyon dersimize de girer ve bol bol yazmamızı isterdi bizden; elbette sadece yazmamızı değil; okumamızı, dinlememizi, düşünmemizi ve anlamayıp kavramamızı da…

Bir gün derste tasvir konusunu anlattı ayrıntılarıyla, örnek tasvir yazılarını okudu ve dersin sonunda, notla değerlendireceğini söyleyip gelecek haftaya bir tasvir kaleme alıp getirmememizi istedi. Bir hafta sonra ödevimizi yazıp teslim ettik kendisine.

Ramazan ayı içindeydik o vakitler. ‘İftar Sofrası’ başlıklı yazımda, babaannemin yemekleri pişirip bizlerin yardımıyla iftar sofrasını hazırlaması sırasındaki endişelerini, hiç bitmeyen telaşını; dedemin iftar açma öncesi ve sonrasındaki tavrını, tutumunu ve ruh halini yansıtmaya çalışmıştım.

Birkaç hafta sonra, başka sınıflardaki arkadaşlarımız, Ahmet Okuyan Hocamızın kendi sınıflarında ‘İftar Sofrası’nı örnek kompozisyon olarak okuduğuna dair haberler getirdiler. Elbette ben çok mutlu olmuş ve heyecanlanmıştım. Düşünsenize, bir öğretmeniniz sizin kompozisyonunuzu örnek diye derlerine girdiği sınıflarda okuyor.

Sıra bizim sınıfın notlarını açıklamaya geldiğinde hocam yine kompozisyonu tane tane, harika bir vurgu ve tonlama ile kendisi okuyup beni hararetle tebrik edip takdir ettiği notu açıkladı. Sekiz… Notun sekiz oluşuna takılmayın, o güne kadar biz Türkçe yazılılarında ya da kompozisyon değerlendirmelerinde Ahmet Hocamızdan yediden yukarı not görmüş, duymuş değildik.

Sonraki yazılarımı sınıflarda okumadı ama yazmaya devam etmem konusunda beni hep teşvik etti. Ayrıca o, bizim önce iyi bir insan, sonra da bilgili, görgülü, aydın biri olmamızı isterdi. Çok iyi hatırlarım. Derslerimize girmeye başladığının ilk haftalarda sınıfın tahtasına aynen şöyle yazmış ve yüksek sesle birkaç defa tekrar etmişti:

“Aydın kime denir?

Aydın, günde en az bir gazete; haftada en az bir dergi; ayda en az bir kitap okuyan insana aydın denir.”

Akşehir’de uzun yıllar zaman zaman kendisini ziyaret edip elini öptüm. O da bundan memnun ve mutlu olur, her defasında övgü dolu sitayişkâr sözlerle bizlere iltifat ederdi.

Bundan sekiz on yıl önce, bir grup arkadaşla çarşıda kendisiyle karşılaştık. Ayaküstü, yine elini öpüp halini hatırını sordum. Gözleri parladı, büyük bir haz ve muhabbetle alnımdan öptü: “İdris, İdris ben biliyordum senin yazar olacağını, yazılarını zevkle okudum hep. Unutmadım, ‘İftar Sofrası’ başlıklı kompozisyonunu, ne güzeldi o. Devam et yazmaya, devam et İdris!”

Bütün öğretmenlerde olduğu gibi, Ahmet Hocamın övgüleri de aslında bir görev yüklemesiydi bizim için? Tekrar eyvallah, başım gözüm üzerine saygıdeğer hocam. Yazdım işte, bu defa okumanız için değil, sizi hayırla yâd etme, bir hakkın teslimi ve helalleşme adına… Ahirete irtihal etmiş bütün öğretmenlerime rahmetler diliyorum, ruhları şad olsun.                                                                                   03 Aralık 2019           İdris DOĞAN

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Ahmet Revanlı