Hayata Bereketin Işığını Ekenler
Günümüzde genç olmak hiç kolay değil. Gençlik mutluluk hayali kurmak, kaygıdan ırak geleceğe umutla bakmak, vatan aşkıyla çalışmak ister. Kırk yaşlarına ulaşan “Y” nesli ve yirmi yaşına yakın “Z” nesli; doğru konuşan, yeni şeyler söyleyen ve sözünü tutan, işini iyi yapan siyasetçi/yöneticiler istiyorlar. Proje sahibi, güven veren, umut rüzgârı estiren, Türkiye’de ve dünyada saygınlığı olan, ülkesini dünya ile bütünleştirecek büyükler istiyorlar.
05.12.2019 15.19
2.248 okunma
Hayata Bereketin Işığını Ekenler
Ali Akça

Günümüzde genç olmak hiç kolay değil. Gençlik mutluluk hayali kurmak, kaygıdan ırak geleceğe umutla bakmak, vatan aşkıyla çalışmak ister. Kırk yaşlarına ulaşan “Y” nesli ve yirmi yaşına yakın “Z” nesli; doğru konuşan, yeni şeyler söyleyen ve sözünü tutan, işini iyi yapan siyasetçi/yöneticiler istiyorlar. Proje sahibi, güven veren, umut rüzgârı estiren, Türkiye’de ve dünyada saygınlığı olan, ülkesini dünya ile bütünleştirecek büyükler istiyorlar.

Özellikle Z kuşağının yaşam biçimini oluşturan teknoloji ve keşif çağı gençlerin yenilikleri takip etmeleri ve farkındalığını artırıyor. Hayatın önemli bir parçası olan dijital dünyaya uyun sağlıyorlar. Yöneticilerin sakladığı bilgiye rahatlıkla ulaşabiliyor ve bu bilgiler arasında bağ kurmayı başarıyorlar.

Umutları sınırsız her sabah tazeleniyor. Refah artışı, özgürlük, insan hakları, fırsat eşitliği, kaliteli eğitim bekliyorlar. Ülkede sağlam bir finansal sistem istiyor, zira o olmadan hiçbir şeyin doğru işlemeyeceğini biliyorlar. Yöneticilerden ülke kaynaklarını etkin, etkili, ekonomik ve tasarruflu kullanmalarını; bugüne kadar yapılanların tersini yapmalarını umuyorlar. Çünkü bugüne kadar yapılanların hayati sorunları çözemediğinin, toplumu “bir ve biz” yapamadıklarının farkındalar.

Büyüklerini dinlerken, onların “Önce insan! Her şey insan için var!” sözlerine güvenmek isterler. Ancak mevcut yöneticilerin bereketin ışığını bir türlü hayata ekemediklerinin de farkındalar. Gençleri sevip, onlara sahip çıkmakta inandırıcı olmaktan, yaşama sevinci vermekten çok uzaklar. Ahlakı gençler değil onlar zedeledi. Onlara iş temin etmek yerine, kolay olanı toplumu ayrıştırmak, din merkezinde birleştirmeye çalışarak yönetmek yolunu seçtiler.

Toplumun her kesiminde bıkkınlık birikimi olunca zaman kollayıp ortaya kurtarıcı gibi çıkanlardan nefret ediyorlar. İnanacak güvenecek kimse kalmayana dek her şey bozulduğunda, korku siyaseti zirve yapınca, süslü sözlerle ve yeni imaj ile piyasada görünenleri dikkate almıyorlar. Liyakatin yerini sadakatin aldığı, güvenin sarsıldığı ve birlik kilidinin açıldığı anı gözleyenleri; hayal kurmayı unutturanları, hayal kuranın hevesini kesenleri pür dikkat izlemiyorlar.

Yüzlerinde gergin ve yapmacık gülümseme, hırslı dudaklardan dökülen vaatlerle çıkıp konuşanın devri bitti. Popüler olmak gibi bir dertleri yok görünen; ilişkilerinde rahat olmayı, kendi gibi davranmayı deneyenler prim yapmıyor. Yeni şeyler söylemeye çalışanları, arkadaş canlısı, içten ve samimi hissini verenleri gençler fark ediyorlar. Çıkar ilişkilerine dayanan, derin bağları olan, “önce vatan” aşkıyla yanmayanları gençlik etraflarında görmek istemiyor. Verdiği sözleri unutup hatırlamayan, göz ardı eden “Yolsuzluk, yoksulluk ve yasakları bitirme” vaatlerinden gelişen şartlar karşısında vazgeçen yöneticilerin devrini, her nesil yeterince yaşadı. Her defasında, bu sorunları “Biz çözeriz” diyen yeni türlerin öncekilerden ne fark var?

Ekonomik dönüşüm ve değişim, üretimde verimlilik, sürdürülebilir ekonomik büyüme, adaletli gelir bölüşümü, nitelikli ve güçlü toplumun refah ve huzuru ile istikrar vaat edilir. Çoğunlukla “Tüm bunların çırasını “ilk yüz günlük icraatımızda yakacağız”, kamu kaynaklarını saydam ve etkili kullanıp israf yapmayacağız denilir. Dillere yeni bir söz değil, söylenen ve yapılmayanların tekrarı pelesenk edilir. Hep aynı söz ve aynı sesleri duymaktan yıllardır gençlerin kulaklarına kurşun akar.

Özgürlük ve insan hakları diyenler, liyakat esas olmalı, işin ehli, şeffaflık, hesap verilebilirlik, fırsat eşitliği olmalı diyenler bunu yaşatmalıdır. Bugün toplum her sabah uyanınca taze umutlarına karşılık bulmak istiyor. Gençler, beceriksiz yöneticiler tepede dolu dolu yaşarken, fakirliğin kaderleri olduğuna alıştırılan halkın durumundan haberdar. Her devir değişiminde, güvenini yitirmiş gönlünden vurulmuş insanların geride unutulduğunun ayırdındalar. Gençler, yolsuzluk denildiğinde etkisi azalsın diye israf sözcüğüne sığınan ve yolsuzlukların ağırlığını hafifletme ifadelerine başvuran yönetim devrini artık görmek istemiyor. Ortak akıl ile şeffaflık ikliminde ilkeler ve değerlerden sapmadan bu ülkeyi yönetebilecek insana güvenmek istiyor.

Yeniden yönetime aday olanlar şimdi uzun yıllar yapmadıklarını yapmayı vaat ediyorlar. Belli ki, henüz tatmin olmamışlar. Toplumu yine ikna edip dün yapamadıklarını bugün vadederek biraz daha sefa sürmenin yolunu arıyorlar. Temkinli biçimde yeniden çıkıp, “biz yaparız” sözü ile yönetim istiyorlar. Tükenmez hırsları zorluyor. Oysa gençlik çaba göstermek için, bir defa olsun iyi yönetim arıyor. Tıpkı Nazım Hikmet’in “Şaşıp Kalmak” şiirinde gençliğin meramını dile getirdiği gibi:

“Anlayabilirim

çoğu kere burnumla,

yani en karanlığın, en uzaktakinin bile kokusunu alarak

ve dövüşebilirim,

doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum her şey için, herkes için,

yaşım başım buna engel değil,

ama gel gör ki çoktan unuttum şaşıp kalmayı.”

İnanmak yapmanın yarısı, istemek yapabilmektir. Gençlerimiz bir umudu ancak başka bir umutla yok edenleri çok gördüler. Son dönemin uzun yıllar süren yönetiminde, güçlü bilinen kurumların itibarı zedelendi, örselendi, perspektifi aşındırıldı. Kurallar, teamüller unutuldu. Potansiyel başarıların önüne set çekildi. Değerlerimizin kutsallığı etkisizleştirilip bozuldu. Yetenekli gençlerin elleri, içtenlikle, yeryüzünün en değerli varlığını tutar gibi tutulmadı. Liyakati hiçe sayarak elinden tutulanların birçoğu kurumlardan geldiği gibi gitti. Dünün yöneticileri şöyle etraflarına bir baksalar, acaba onlardan geride kalan büyük çapa erişmiş bir yönetici kalmış mı?  Okulları derece ile bitirmek yetmiyor. Eğer elinden birisi tutup sana referans olmazsa ağzınla kuş tutsan, o yaldızlı diplomalar çok işe yaramıyor. Şüphesiz her insanın yıldızının parladığı bir an vardır, ancak önemli olan o ışıkla etrafı aydınlatıp bir yol açabilmektir. Bugün yönetici harcamakta mahiriz. Layık ve işin ehli ölçütlerine uymadan “Benim adamım” diye yönetici yapılanların çoğu görevden alınınca en büyük “kırgın ve küskün” oluveriyor.

Kazanmak için gözleri ileriye bakan, yüreğinde kor ateş olanın, geçmişte kırdığı onca gönüller ne olacak? Topluma yeni düşler sunarken, evvelden düşlerini yitirdiği bir yığın insan ne olacak? Halkı saf bırakarak yönetmeyi denemek reva mı? Bir ülkede zor olan şey, gençlerin hayallerini birer kâbusa dönüştürmemektir. Bilinsin ki, düşleri ölen insan gece yarısı soğuk terler dökerek uyanır. Kendilerini sıfırdan bir şey kurma mücadelesinin içinde bulan, diğer herkese ipucu ve ilham kaynağı olmak umuduyla tecrübe edinip paylaşmak isteyen gençlere fırsat tanınmalıdır.

Montaigne der ki; “Eğer yalanın dürüstlük gibi sadece tek bir yüzü olsaydı, daha iyi bir durumda olurduk. Böylece yalancının söylediği şeyin tam aksini doğru olarak kabul ederdik. Fakat dürüstlüğün tersinin yüz binlerce şekli ve sınırsız bir alanı var.” Gençlik saydamlık arar, yanıltılmak istemez. Oysa siyasetçi/yöneticiler genellikle gizlemeyi, yanlış bilgilendirmeye tercih eder. İnsan sevilen veya sevilmeyen, iyi ya da kötü biri olduğundan değil; zamanla kendi yalanına inanmaya başladığından gizlemeyi yeğler. Gizlemek, yanlış bilgilendirmekten daha az kınandığı için bunu tercih eder.

Dün ülkenin sıkıntılı durumundan sorumlu olanlar, bugün hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi yeniden biz yönetelim diyorlar. Üstelik bunu yapamadıkları üzerinden; yapamayacaklarının sözünü vererek gerçekleştirme düşüncesindeler. Her nasılsa toplumu ikna etmekte yetenekliler. Ses tonu, beden dili ve yüz ifadeleri ile yine milleti ve inovasyon gençliğini kendilerinin doğru söylediğine inandırma hayalleri kuruyorlar. Milletin bu yeni vaatlere kanacağını düşünmek başka ne olabilir? Yanlarında çıkar dostluğu ahbap-çavuş ilişkileri olanlar var.

Siyasetçi/yöneticilerin özleri ve niyetleri doğru bile olsa, gençlerin kendilerine inanmaları için iyi proje, ülke sorunlarına odaklı dürüst kadro ve ekip,  emeğin gücüne inanan bir hareket olması gerekir. Y ve Z gençliği, geride bırakılan bir sürü hataya rağmen kurumlara güvenmek ister. Gençlerin ortak aklı ve bitmez tükenmez gelecek hayalleri var. Onları “Adamın varsa, sırtın yere gelmez” düşüncesinden sıyırıp “Liyakat ve işin ehli” gerçeğine inandırmamız ülke için hayırlı olacaktır. Şimdi, gençler hayata bereketin ışığını eken yöneticileri aramaktadır.

 

Dostlukla…

Ali AKÇA

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Ahmet Revanlı