İSLAM SİYASET BİLİMCİSİ ŞEYZERİ’DE ADALET KAVRAMI
Sözlük anlamı itibariyle adalet, “Her şeyin yerli yerine konması, her şeyin olması gerektiği yerde bulunması; haklı ile haksızın ayırt edilmesi, haklıya hakkının verilmesi, kişilerin hak ettikleri şeye sahip olabilmeleri; kendine ait olan alanda, kendi mülkünde tasarrufta bulunmak; başkasının hakkına tecavüz etmemektir.”[1] TDK Sözlüğünde de adalet, “hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme; herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı vermek, doğruluk” şeklinde tanımlanmıştır.[2]
10.12.2019 15.45
1 yorum
2.438 okunma
İSLAM SİYASET BİLİMCİSİ ŞEYZERİ’DE ADALET KAVRAMI
Av. Necati Kırış

Av. Necati KIRIŞ

Sözlük anlamı itibariyle adalet, “Her şeyin yerli yerine konması, her şeyin olması gerektiği yerde bulunması; haklı ile haksızın ayırt edilmesi, haklıya hakkının verilmesi, kişilerin hak ettikleri şeye sahip olabilmeleri; kendine ait olan alanda, kendi mülkünde tasarrufta bulunmak; başkasının hakkına tecavüz etmemektir.”[1] TDK Sözlüğünde de adalet, “hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme; herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı vermek, doğruluk” şeklinde tanımlanmıştır.[2]

Hukuk felsefesinde adalet, “bir şeyi yerli yerine koymak, her hakkı hak sahibine vermektir. Hüküm ve davranışlarında tarafsız ve ilkeli olmak, eşitliği gözetmektir. Menfaat, yakınlık, düşmanlık, önyargı vb. nedenlerin etkisinden uzak, doğru ve dürüstçe iş yapmaktır.[3] Başka bir tanıma göre adalet, “hak ve hukukun gerçekleştirilmesidir.”  Bu tanımda; adalet, hukukun en başta gelen ilkesi olarak kabul edilmiş ve hukukla arasındaki vazgeçilmez ilişki vurgulanmıştır.[4] Günümüzde adalet kavramının, evrensel boyutta kabul görmüş bir hukuk ve yönetim ilkesi olduğu söylenebilir.

İslam hukuku ve siyaset felsefesinde adalet, devlet yönetimleri için olmazsa olmaz ilkelerden kabul edilmiştir. İslam hukuk ve siyaset kültüründe adalet değeriyle ilgili olarak oldukça zengin bir literatür oluşmuştur. Bu çerçevede İslam siyaset felsefesine katkıda bulunan düşünürlerden birisi de Şeyzeri’dir. Ebü’n-Necib (Celâleddin) Şeyzeri, 1169 yılı civarında Halep’te hekimlik yapmış, Sultan Selâhaddîn-i Eyyûbî devrinde (1171-1193) Taberiye’de (bugünkü Filistin) hatiplik ve kadılık görevlerinde bulunmuş siyaset bilimcidir.

Şeyzeri’ye göre adalet, pek çok erdemi kuşatıcı ve kapsayıcı bir kavramdır. Şeyzeri, Nehcü's-Sülûk fî Siyaseti'l-Mülûk adlı eserinde,[5] devlet yönetimlerinde bulunması gereken temel esasların başında ‘adalet’ ilkesinin geldiğini söyler. Yaklaşık sekiz asır önce, devlet yönetimi için temel ilkelerin başında adaletin olması gerektiğinin belirtilmesi çok kıymetlidir. Günümüzde de, hukuk felsefesinde hukukun amacının evrensel bir ilke olarak adalet olduğunun kabul edildiği ve yine siyaset felsefesinde yönetimlerin hedefinin genel olarak adalet olduğu dikkate alındığında bu düşüncenin değeri daha iyi anlaşılmaktadır.

Şeyzeri’nin yaklaşımında adalet, genel tanımlamaların ötesine geçerek daha geniş bir boyut kazanmaktadır. Çünkü Şeyzeri; adaleti, devletin devamını sağlayan araçların en değerlisi olarak nitelendirmektedir. Ayrıca Şeyzeri, adaletli yönetimin;

  • Halkın devlete itaatini temin edeceğini,
  • Yöneten-yönetilen kaynaşmasını sağlayacağını,
  • Malın bereketinin artmasına (bolluk ve zenginliğe) vesile olacağını vurgulamaktadır.

Bu noktada Şeyzeri, kitabında yer verdiği hikâye kahramanı Erdeşir’in ağzından şöyle demektedir: Hükümdar adaletten uzaklaşınca yönetilenler (vatandaşlar) de itaat etmekten kaçar.[6]

Şeyzeri’nin yukarıdaki görüşleri, adaletin sadece yargı kurumlarında ortaya çıkması gereken bir değer olmadığını, yöneten-yönetilen ilişkilerinin tamamını kapsayacak şekilde devlet yönetiminin her alanında gerçekleşmesi beklenen temel bir ilke olduğunu göstermektedir. Şeyzeri’ye göre, bir devletin bekasını sağlayan en değerli vasıta adalettir. Çünkü Ona göre devlet yönetimi adaletli olursa;

1) Halkın devlete olan bağlılık ve itaati daha sağlam olur. Halkın devlete olan bağlılık ve itaati ise, bir devlet için en önemli dayanak ve güç kaynaklarından birisidir.

2) Yöneten-yönetilen kaynaşması sağlanır. Yöneten-yönetilen kaynaşmasının sağlandığı toplumlarda, yönetici kesimle yönetilen halk arasındaki ilişkiler daha güvenli ve sağlıklı olur. Zira adaletli yönetim, halkın memnuniyetini sağlayacağından insanlar o devletin bir bireyi olmaktan kıvanç duyarlar. Halkın memnuniyeti ise, insanların devlete karşı itaat, yasalara uygun davranma, suç işlememe, askerlik ve vergi ödeme gibi yükümlülükler üzerinde olumlu etkiler meydana getirir.

3) Malın bereketi artar. Adaletli yönetimin, malın bereketini artırmasını şöyle anlamak gerekir. Adaletli yönetimde, bütün meslek sahipleri; üretici, ticaret erbabı, esnaf, sanayici yaptıkları işlerle ilgili haksızlığa uğramaz, her hak sahibi hakkını alır. Hukuka dayalı böyle bir ortamda hiç kimseye haksızlık, hukuksuzluk yapılmayacağına dair genel bir kanaat oluşacağından, üretim ve yatırım yapmak isteyenler endişe duymadan üretimini yapar, yatırım yapmak isteyen iş adamları hiç tereddüt etmeden fabrikasını, atölyesini açar. Bu da üretimin, gelir ve kazancın artmasına zemin hazırlar.

4) Halk devlete itaat eder. Halktan kendisine itaat etmesini isteyen bir yönetim, halka adaletli davranmak zorundadır. Şeyzeri bu görüşüyle, bir yönetime körü körüne itaatin söz konusu olmadığını, halkın devlete itaat etmesi için devletin adaletli davranması gerektiğini vurgulamaktadır. Bir devletin gücü ve devamı, halkın devletine olan güven ve itaatine, bu da yönetimin halka adaletli davranmasına bağlıdır.

Şeyzeri, bir ülkede devlet yönetiminin halkına adaletli davranması halinde, o ülkede suç diye tanımlanan hukuka aykırı davranışların daha az olacağını söyleyerek, adaletle kanun dışı davranışlar arasında doğrudan bir ilişki kurmaktadır. Nehcü's-Sülûk fî Siyaseti'l-Mülûk adlı eserinde geçen İskender ile Hint bilginleri arasındaki diyalogda İskender, Hint bilginlerinden bazılarına: Sizin ülkenizde eşkıyalar niçin azdır diye sorması üzerine bilginler şöyle cevap verir: “Biz üzerimizdeki hakları zamanında verdiğimiz, padişahlarımız da adaletli davrandıkları içindir.” Bunun üzerine İskender: “Adalet mi daha üstündür yoksa cesaret mi” diye ikinci soruyu sorar. Bilginlerin bu soruya cevabı ise: “Hakkıyla uygulandığında adalet cesaretten üstündür şeklinde olur (Şeyzeri, 2013: 96). Bu diyalogda geçen beyanlardan da anlaşılacağı üzere Şeyzeri’nin adalet kavramına yüklediği anlam, oldukça geniş kapsamlıdır.

Şeyzeri, hükümdarın adaleti uygulamasını, bazı temel kurallara dayandırmaktadır. Bu temel kurallar;

  • Güçlü ve azgınlardan fakir ve zayıfların canlarını ve mallarını korumak,
  • Halkın işlerini hakkıyla düzenlemek, yürütmek, refahını sağlamak, yolları eşkıya ve bozgunculardan temizlemek,
  • Merkezden uzak yerlerde görev yapan valileri sürekli denetlemek,
  • Ordunun ve devlet görevlilerinin maaşlarını zamanında hakkıyla vermek,
  • Davacıların davalarını hukuka uygun bir şekilde zamanında hükme bağlamak,
  • Liyakat ilkesine önem vermek ve devlet işlerinde işin ehli olan kişilerle çalışmak,
  • Hâkim, kadı ve emniyet yetkilileri gibi ülkenin güvenliğini sağlayan kişilerin verdiği kararları uygulamak, şeklinde ifade edilmektedir.[7]

Şeyzeri, hükümdar dışındaki diğer yöneticilere ve halka da sorumluluklar yüklemektedir. Siyaset, adalet ve devlet bürokrasisi ekseninde kaleme aldığı Nehcü's-Sülûk fî Siyaseti'l-Mülûk adlı eserinde siyaset kavramını olduğu gibi adalet kavramını da, mevcut tanımlama ve yaklaşımların ötesinde bir muhtevayla ele aldığı söylenebilir.[8] Adaletli olmayı; devletin bekası/geleceği, toplumun güvenliği, huzuru, malın ve zenginliğin artmasıyla ilişkilendirmesi, bu değerlendirmenin somut göstergesidir.

Sonuç olarak; çıkarcı, benmerkezci, değerlerden uzak batı düşünce sisteminin tıkanma noktasına geldiği, insanlığın sorunlarına çözüm üretemediği, hatta kendisi bu sorunların nedeni haline geldiği günümüzde, ülkemizin ve insanlığın hukuk ve siyaset alanındaki sorunlarına, İslam dünyasında çağı/zamanı aşan ve genel geçer/evrensel nitelik taşıyan yerli, orijinal düşünce kaynaklarımızdan çözümler üretebilmek, bu doğrultuda tarihi kaynaklarımızı derin bir tefekkür faaliyetiyle güncellemek, aklı başında her aydın kişinin yapması gereken tarihi bir görevdir. İşte bu noktada Ebu’n Necib Şeyzeri’nin Nehcü's-Sülûk fî Siyaseti'l-Mülûk adlı eseri, devlet yönetiminin adalet ve diğer temel gerekleri konusunda adeta gizli bir hazine ve tarihi kaynaklarımızdan birisidir.

 



[1] Ömer Demir-Mustafa Acar, Sosyal Bilimler Sözlüğü, Ağaç Yayıncılık, 1992.

[2] Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük

[3] Hayati Hökelekli, s. 49, 2011.

[4] Anıl Çeçen, s. 96, 1975.

[5] Şeyzeri’nin kaleme aldığı Nehcü's-Sülûk fî Siyaseti'l-Mülûk, devlet yönetiminde rehberlik etmesi amacıyla Selâhaddin Eyyubî’ye sunulmak üzere yazılmış siyasetname türü bir eserdir. Yirmi bölümden oluşan kitap, devlet yönetiminin gerekleri ve yöntemleriyle ilgilidir. Keşanlı Nahîfî Mehmed Efendi’nin, Osmanlı Türkçesi’ne çevirmiş olduğu (Tercemetü’n-Nehci’s-sülûk fî siyâseti’l-mülûk, Bulak 1257; İstanbul 1256, 1286) eseri Osmanlı Padişahları Yavuz Sultan Selim ve I. Abdülhamit de incelemiştir. Ünlü tarihçimiz Naima, bu eseri ‘büyük bir define’ olarak nitelendirmiştir. Naima, Sultan Selâhaddin-i Eyyubi’nin başarılı olmasını bu eserdeki öğütlere uygun davranmasına bağlar. Türk-İslâm siyaset felsefesinde ‘siyasetname’ tarzının bütün özelliklerini taşıyan eser, siyasetin temelinde bulunması gereken temel fikri, hikmetle göstermesi bakımından birçok yöneticiyi etkileyen rehber olmuştur. (DİB, İ. Ansiklopedisi, müellif: Prof.Dr. Cengiz Kallek).

[6] Halil Dikbaş, Ebü’n-Necîb Şeyzerî’de Siyaset, 1. Türk İslam Siyasi Düşüncesi Kongresi Bildiriler Kitabı 8-10 Ekim 2015 Aksaray.

[7] Şeyzeri, 2013: 98-99; aktaran: Halil Dikbaş, Ebü’n-Necîb Şeyzerî’de Siyaset, 1. Türk İslam Siyasi Düşüncesi Kongresi Bildiriler Kitabı, 8-10 Ekim 2015 Aksaray. 

[8] Halil Dikbaş, Ebü’n-Necîb Şeyzerî’de Siyaset, 1. Türk İslam Siyasi Düşüncesi Kongresi Bildiriler Kitabı, 8-10 Ekim 2015 Aksaray.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
makale hk
Çok güzel bir makale olmuş. Hak Hukuk adamı Noter Bey ; zihninize kaleminize sağlık
Yorum Ekleyen: İskender AVCI     15.12.2019 13:43:08
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Ahmet Revanlı