Dünyayı Yönetmeyen Değerler
Dünyayı evrensel insani değerlerin yönettiği konusunda kuşkum var. Adalet, sevgi, dostluk gibi değerler gerçekte kaybolmuş durumda ve sadece algı olarak var. Dünyayı yönetenler evrensel değerlerden hızla uzaklaşıyorlar. Bu değerler sekiz milyara yaklaşan dünya nüfusunun pek çoğuna dokunamıyor.
27.01.2020 16.23
3.566 okunma
Dünyayı Yönetmeyen Değerler
Ali Akça

Dünyayı evrensel insani değerlerin yönettiği konusunda kuşkum var. Adalet, sevgi, dostluk gibi değerler gerçekte kaybolmuş durumda ve sadece algı olarak var. Dünyayı yönetenler evrensel değerlerden hızla uzaklaşıyorlar. Bu değerler sekiz milyara yaklaşan dünya nüfusunun pek çoğuna dokunamıyor.

Kimse artık hiçbir şeye inanamıyor. Dahası inanmadan önce sorgulamıyor, bildiklerinin arkasında da duramıyor. Yeterli bilgisi, becerisi ve yeteneği olduğunu bilsek de; aklını kimseye kiraya vermediğini düşünsek de, şimdi kimse kimseye güvenemiyor. Ayrıca kimse iz bırakmak bile istenmiyor. İz bırakanları düşünün! İnsanlar sanki onların izleriyle şekillenip mükemmel mi olabilmiş? Ne yapılırsa yapılsın iz bırakanların arkasından iyi veya yanlış birçok şey söyleniyor. Dünyanın mutsuzluğu kendisini yöneten değerlerin değişmesinden kaynaklanıyor.

Hristiyan ve Yahudilerin çıkarcı tutumu, Müslümanların gafleti; güçlünün açgözlülüğü dünyanın evrensel insani değerlerden hızla uzaklaşmasını tetikliyor. Ülkelerin birbirlerine olan dostluğu çıkara bağlı. Savaş, hırsızlık, yolsuzluk giderek artarken, dünya huzursuzluk ve mutsuzluk uçurumuna baş döndürücü bir hızla ilerliyor.

Düşünün! Kim gittiği yoldan memnun? Nedir, nereden kaynaklanıyor bu durum, kimse bilmiyor. Ortada bir yanlışlık var. İnsan yaşadığı tüm kötü deneyimleri silmek istiyor, ancak bunun mümkün olmadığını biliyor. Üzülmemek, dert etmemek kimsenin elinde değil. İnsan kime dokunsa, kendisini anlatamıyor; kime yardım etse sonunda o kişinin/ülkenin tutkularının, kaprislerinin ve hırslarının yıkıcı etkilerine maruz kalıp inciniyor.

Bu ağır incinmeler sonucu biriken düşünceler, kalp ile beyni arasında pingpong topu gibi durmadan gidip gelerek insanı hızlandırıyor. Gönlü ile beyninin kavgasından arada ruhu eziliyor. Nasıl oluyor da kalp, insanın egosunu ele geçirip onu vicdansız yapabiliyor? İnsan ezilen ruhunun acılarla, ıstıraplarla inleyişini farkında olmadan nasıl zevkle seyredebiliyor?

Dünya insanı, kendinden uzaklaşan, kendini yönetemeyenlerin bırakıp gitmelerine izin verebilseydi rahatlayacaktı. Gitmek isteyeni algılara yenik düşerek yine başa getiriyor. Kötü insan olmadıklarını düşünse de bu tavrı ile kaderini zorluyor. Esasen sevgi ikliminde rolü biten kişi zaten kendisi başka iklimlere çekip gitmeli. Gitmek isteyenin kalmasının algı yönetimiyle direndiği gücü bırakmamak istememesinden kaynaklandığını herkes hissediyor.

Yönetim kültüründe çoğu makam, mevki gören insan, güçsüz mağdur kişilerden güçlü yaratıcılara dönüşmüyor. Aksine güce kavuştuğu anda bunu istismar edenler, yozlaşanlar birdenbire vicdan dışına çıkıveriyorlar. İnsanın gücü büyüdükçe, yaratıcı olarak bu gücünü tevazu ile kabullenip, büyük sırrın kontrolünün ne kadar güç olduğunu bilmesi gerekmez mi? Oysa dünyayı değerleriyle yönetemeyenler durmadan iktidar peşindeler.

Yaptığı işi mükemmelleştirmeye çalışan yöneticiler uzaklaştıkları değerlerin farkında değiller. Bu tavırlarla dünya insanına anlamlı bir katkı sağlanamaz. Kalbe dayalı bütünsellik anlayışına ihtiyaç var.  Ancak, yöneticiler buna imkân sağlayacak yolları bilinçli kapatıyorlar. Bürokrasi gelişmediği, geliştiremediği bir iş yapıyor, önemli ve doğru kararlar alınmıyor, sanki dünya çıkmazda patinaj yapıyor.

Dünya yöneticileri hangi devranda gücü elinde bulundurursa bulundursun bilmedikleri şey şudur: Ne yaparlarsa yapsınlar, yapılanları kimseler hatırlamayacaktır. Kişi, hayalleri için hayatını ortaya koyabilecek kadar cesur davranırsa işte o zaman sıra dışı bir hayat sürebilecektir. Yalancı bir dünyada yaşayan insan normal dünyayı unutur, zamanla kendi dünyasının, imajının, düşünce ve hislerinin normal olduğuna inanır, kendini üstün görür, diğer insanlara beğenmez hayretle bakar.

 

Özgürlük, eşitlik, kardeşlik, adalet, sevgi, saygı, hoşgörü, dostluk ve dayanışma insana özgü ve bütün insanlar için ortak sayılabilecek üstün değerlerdir. İnsan bu değerleri edindiği ve yaşadığı ölçüde erdemli olacaktır. Yoksa her an aldatılıp kandırılabilir. Yeryüzü cennetinde yaşayan burjuva uygarlığının sömürdükleri, yağmaladıkları insanlara öbür dünya cenneti vaat etmelerine olan inanç artık tükenmiştir.

Liderler geleceği oluşturan vizyonlar yaratabildikleri, başkaları tarafından görülmeyen imkânları görebildikleri ve bu konuda güçlü bağlılık oluşturabildikleri için liderdirler.  Yarınlar adil davranan iyi insanlar için olmalıdır. Yoksa kendi kalbine bakmayan, kendi söküğünü dikemeyen liderin yönetimi bulanıktır.

Doğru bilincimiz sömürülüyor. Entelektüel sömürgecilikten kurtulmadan bilinci özgürleştirmeden, gerçek kurtuluş mümkün görünmüyor. Sanki her alanda deliren bir dünyada yaşıyoruz. Bilgi ve erdemden uzaklaştıkça boşa kürek çekiliyor. Dünya yöneticilerinin vatandaşlarına reva gördüğü mutluluk başka bir şey olsa gerek. 

İnsanı insan yapan dini değerlerden çok evrensel insani değerler olmalıdır. Eğer insanı adil, kendini kontrol eden, cesur ve özgür kılmayan kötü değerler sarmışsa hiçbir şeyin iyi sonuçlanması mümkün görünmez. Yine insanı bunların tersi kılan hiçbir şeyin kötü olmadığı inancı sararsa; mutlu ya da mutsuz yaşamı seçmek kendi keyfiyetinde olacaktır.

Dünyanın aymaz yöneticileri, eğer daha çok sefalet, daha büyük yoksulluk, kültürel ve etik yozlaşmayı gerçekleştiriyorsa, dünyayı onların elinden birileri kurtarmalı. Tüm günahları kapitalizme, para hırsına, bencilliğe bağladık, mutluluğun para pul ile geleceğine inanır bir dünya olduk.

Sosyal kötülük, yoksulluk ve sefalet bir yana; ekolojik yıkımı görmeyen dünya yöneticileri insanlığın ve uygarlığın sonunu getirmek için gösterdikleri çabaya artık son vermelidirler.

Dostlukla…

Ali AKÇA

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Ahmet Revanlı