NAPOLYON’UN SURİYE SEFERİ
Osmanlı İmparatorluğu, Fransa’yı Mısır'dan çıkarmak üzere hazırlanırken İngiltere ve Rusya ile de ittifak halindedir. Bu sırada Napolyon Bonapart, Suriye seferine karar vermiş bulunuyordu.
19.02.2020 10.41
2.201 okunma
NAPOLYON’UN SURİYE SEFERİ
İsmail Aydın

Osmanlı İmparatorluğu, Fransa’yı Mısır'dan çıkarmak üzere hazırlanırken İngiltere ve Rusya ile de ittifak halindedir. Bu sırada Napolyon Bonapart, Suriye seferine karar vermiş bulunuyordu.

                Napolyon’u bu seferi yapmaya zorlayan sebep ne idi? Tarihçiler bu konuda biri görünen diğeri görünmeyen iki sebep ileri sürüyorlar. Görünen sebep, Mısır’ın işgalindeki sebep idi yani Akdeniz hâkimiyeti. Görünmeyen sebep ise tarihî idi. Fransa’nın Mısır’da kalabilmesi için Suriye’yi ele geçirmesi gerekiyordu. Çünkü tarih, Mısır’a sahip devletler için Suriye’ye sahip olmanın coğrafya yönünden bir zaruret olduğunu göstermektedir.

                Firavunlar, Fatımîler, Eyyubîler, Memluklular… Mısır’dan sonra hep Suriye’ye yerleşmişlerdi. Napolyon Bonapart da, Suriye’ye hâkim olmakla hem Mısır'a hâkim olacak hem de Doğu Akdeniz’de mükemmel limanlara ve Mısır’da mevcut olmayan ormanlara kavuşacaktı. Akdeniz limanları İngiliz filosuna kapanacak ve Akdeniz böylece Fransız gölü olabilecekti. Sonuç itibariyle, adasında zarar veremediği İngiltere’ye sömürge yollarında darbe vurmuş olacaktı.

                                AKDENİZDE FRANSIZ-RUS REKABETİ

                Fransa’nın Akdeniz’i egemenliği altına alma arzusu, Rusya’nın Karadeniz’i Rus gölü haline getirme ve Boğazları ele geçirerek Doğu Akdeniz’e sahip olma ihtiraslarıyla çarpışıyordu. Rusya, kendi emelleriyle çatışan Fransız egemenliğini önlemek üzere Osmanlı İmparatorluğu ile ittifak yapmıştı.

                 Çar Aleksandr, Erfurt’ta Osmanlı İmparatorluğu topraklarının paylaşılmasını Napolyon Bonapart ile söyleşirken, İstanbul’un ve Boğazların Rusya’ya bırakılmasını istemişti. Napolyon bu isteğe: “İstanbul tek başına İmparatorluğa değer” ve “Marsilya’nın yolu Boğazlardan geçer” sözleriyle Rusya’nın ihtiraslarına set çekmişti. Bundan sonra, İstanbul ve Boğazlara karşı yöneltilen her Rus hareketi, karşısında Fransa’yı; Doğu Akdeniz’e yayılmak istidadındaki her Fransız çalışması da karşısında Rusya’yı bulacaktır. ( Karal, a.g.e Cilt V, Sayfa,207)

                Napolyon Bonapart, düşündüğü neticeleri sağlamak için, 24.000 kişilik ordusundan ayırdığı 18.000 kişilik bir kuvvet ile 31 Aralık 1798’de Mısır’dan Suriye’ye hareket eder. Kölemenlerin göstermeye çalıştıkları direnişi yok ettikten sonra Elariş’i ve Gazze’yi alır. Yafa’yı dört günlük bir kuşatmadan sonra zapteder. Ahaliyi katl ve şehri yağma ettirir. Fransız ordusunda veba başlar ancak hastalık askerlerden gizlenir. Bonapart, Suriye harekâtında hedefi olan Akkâ’nın önüne 24 Mart 1799’da varır ve şehri derhal kuşatır.

                               NAPOLYON AKKÂ'DA YENİLİYOR

                Akkâ, Suriye ve Mısır seraskerliğine tayin olunan Cezzar Ahmet Paşa’nın komutasında idi. Napolyon, casusları vasıtasıyla Cezzar’ın kıymeti ve askeri hakkında çok daha evvelden malûmatlar edinir ve onunla münasebete girişmek teşebbüsünde bulunur. Mektup yazar. Cezzar Ahmet Paşa’ya, Mısır’a gelmekle “Senin menfaatine uygun bir şey yapmış oldum… Müslümanlarla harp yapmak için kat’iyyen gelmiş değilim” der. Cezzar, mektuba cevap vermeyince, Bonapart 19 Ekim 1798’de yeni bir mektup yazar. Cezzar, bu mektuba da cevap vermez ve mektubu getirenin başını kestirir. Bonapart, Cezzar’ı bir şekilde ikna edeceği düşüncesindedir, Yafa’yı aldıktan sonra son bir mektup daha yazar: “Yakında Akkâ önünde olacağım; benim dostum, İngilizlerle Kölemenlerin de düşmanı ol; size yaptığım ve daha yapabileceğim kötülük kadar iyilik de yaparım…” (Karal, a.g.e. Cilt V, Sayfa 40)

                Cezzar, müstahkem surlarla çevrili Akkâ’yı müdafaaya karar vermiş olduğu için son mektubu da cevapsız bırakır. Cezzar’ın maiyetinde İstanbul’dan gönderilmiş Nizam-ı Cedid askeri de vardır. Denizden İngiliz ve Osmanlı donanması ile irtibat halindedir. Bonapart, Akkâ’yı almak için birçok hücumlar yapar ancak Cezzar Ahmet Paşa kuvvetlerinden yediği dayakla başarısız olur.

                Bonapart, bu muvaffakiyetsizlikten kurtulmak için yeniden mektup yazar, tehdit dolu ifadelerle Dürzî’leri isyana teşvik eder. Bunda da başarısız olur. Gemileri yakıldığı için denizden beklediği yardımlar da gelmez.

                                Bu sırada Kölemenler de çete muharebelerine hız vermiştir. Başarısızlıkla sonuçlanan son bir saldırıdan sonra Bonapart geri çekilmek zorunda kalır. (5 Mayıs 1799)

                Akkâ müdafaası, gurura kapılarak “ben Muhammed’den daha güçlüyüm” diyen Bonapart’ın ilk yenilgisi olur. İhtilâlin yenilmez Fransız ordusu artık yenilmişti. Bonapart, başarısızlığını örtmek için bir beyanname yayınlayarak, Mısır’a yürümekte olan Türk ordusunu yendiğini ve Suriye seferinin bu suretle sona ermiş olduğunu ilan eder ancak Bonapart’a kimse inanmaz.

                Bonapart Mısır’a döndüğünde yeni askerî başarılar elde eder. Ancak bu sırada Fransız ordularının Avusturya tarafından mağlup edilmekte olduğunu öğrenir ve yerine yeni bir komutan bırakarak Fransa’ya döner.

                Dağılan Osmanlı ordusu yeniden düzenlenir, İngilizler İskenderiye’ye asker çıkarır ve Fransız ordusunu mağlup eder. Mısır’ın tahliyesi görüşmeleri yapılır ve Fransa Mısır’ı boşaltır. Bu suretle Mısır, Osmanlı imparatorluğuna tekrar katılmış olur.

                               MISIR SEFERİNİN SONUÇLARI

                Fransa, Mısır seferinden umduklarını bulamadı. Ne Mısır’ı Fransa’ya kazandırabildi, ne Akdeniz’i bir Fransız gölü haline getirmeyi becerebildi ve ne de, seferin öncesinde ilan ettiği gibi İngiltere’yi Hindistan’dan uzaklaştırmağa veyahut onu sömürge yolları üzerinde ezmeğe muvaffak olabildi. Napolyon bunların hiçbirini yapamadı.

                Mısır seferi, Fransa’dan çok İngiltere’ye yaradı. İngilizler, Doğu imparatorlukları üzerine çöken Napolyon Bonapart tehlikesini Osmanlı-Rus ittifakıyla ortadan kaldırdılar, Cebelüttarık’tan sonra stratejik önemi haiz Malta’ya yerleştiler. Fransız donanmasını yakmakla da Akdeniz’de bir dereceye kadar üstünlük sağladılar.

                İngiliz siyaseti böyledir işte. 1877-1878 Osmanlı Rus harbinden sonra yapılan Ayastefanos andlaşmasının sözde tadili esnasında Osmanlı devletine yapacağı yardım ve çalışmanın ücreti olarak, Kıbrıs’ta bir üs kuracaktır. Abdülhamid,  “Hukuku şahaneme asla halel gelmemek şartıyla”  İngilizlerle yapılan anlaşmayı onaylar. Ruslar Kars, Ardahan, Batum gibi vilayetleri boşaltırsa, İngilizler de Kıbrıs’tan çekileceklerdir. Ne var ki, İngiltere, taahhüdüne aykırı olarak Birinci Dünya Harbinde adayı ilhak eder. Başbakan Gladstone’nun deyimiyle, “İngiltere Kıbrıs’ı adeta yankesici gibi çarpmıştı.” Ancak yıllar sonra Türkiye, mukavelenin üst köşesine konan bu şerhe dayanarak Menderes döneminde imzalanan Londra-Zürih anlaşmalarıyla Kıbrıs’ta garantör devlet hakkı elde edecektir.

                Rusya, seferden moral bir kazanç sağladı. Fransa’ya karşı Türklere yardım etmekle, Osmanlı İmparatorluğu’nu himayesi altına alma hayalini sürdürdü.

                Osmanlı imparatorluğu, Mısır seferi esnasında zayıflığının derecesini anladı, “muvazene politikasını” bütün neticeleriyle kabul etti. (Gelecek hafta, Fransız Nankörlüğünü İtiraf)

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Ahmet Revanlı