İLME, TEKNOLOJİYE HAKİM OLMA VE İLMİN, TEKNOLOJİNİN RUHEN, AHLAKEN İSLAMLAŞTIRILMASI ÜZERİNE
İlk emri “oku” olan ve kalemle başlayan kaleme ve öğrenmeye kudsiyet yükleyen bir dine mensubuz. Bu dinle aklın, ilimlerin, teknolojinin, bir sıkıntısı yok. Bu inancın bugün ruhsuzlaşan, hikmetten, irfandan kopan, ahlaki kaygısını kaybeden bilim ve teknolojiyle derdi var. Zira İslam için “Alimin uykusu cahilin ibadetinden hayırlıdır”.
22.02.2020 00.22
3.901 okunma
İLME, TEKNOLOJİYE HAKİM OLMA VE İLMİN, TEKNOLOJİNİN RUHEN, AHLAKEN İSLAMLAŞTIRILMASI ÜZERİNE
İbrahim Gülsu

            İlk emri “oku” olan ve kalemle başlayan kaleme ve öğrenmeye kudsiyet yükleyen bir dine mensubuz. Bu dinle aklın, ilimlerin, teknolojinin, bir sıkıntısı yok. Bu inancın bugün ruhsuzlaşan, hikmetten, irfandan kopan, ahlaki kaygısını kaybeden bilim ve teknolojiyle derdi var. Zira İslam için “Alimin uykusu cahilin ibadetinden hayırlıdır”.

            Dünya bilim tarihi, son üç yüz yıldan ibaret değildir. Sekizinci yüzyıldan on altıncı yüzyıla kadar bilime, teknolojiye altın çağını yaşatan İslam Medeniyeti’nden sadece Batı değil tüm insanlık faydalanmıştır.

            Bugün, ne acı ki bu çağdan bu çağın mirasçılarının bile yeterince bilgisi, ilgisi yok. Batı bizim bu alandaki ilgisizliğimizi tetiklerken İslam Medeniyeti’nin bu birikiminin üzerine de abanmış, kültürün, bilimin adresi benim, demiştir. Bu bir genelleme. Ama tarafsız Batılı araştırmacıların bir kısmı bu hakkı teslim etmiştir.

            Bertnard Russel “İslamdan önce sistematik bir bilimsel düşünce yoktur.” diyor. Ayrıca Ubri (1898 Fransız) “Tarihten Müslümanları silecek olursanız ilmi Rönesanssımız asırlarca geri kalır.” (1)

            Prof. Risler de “Batı matematiği ve cebiri, İslam matematiğinden başka bir şey değildir.” diyerek gerçeği söylemiştir.

            Yine Prof. Fuat Sezgin “Doğu olmasaydı Batı olmazdı.” diyor. (2)

            Bilim dünyasının bugün bu hakkı gerçek sahibine teslim etmesi gerek. Çünkü bilim altın çağını İslam Medeniyetinin doğuşuyla yaşamıştır. “Bilimsel düşünce” benim medeniyetimin vazgeçilmezidir. “İlim, müminin yitik malıdır.” “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.” emrini kabullenen bu millet, bilimsel düşünceden, hikmetten nasıl kaçar? Çağın teknolojik gelişimine nasıl bigane kalır?

            İslam; toplumun sosyal yapısına, ilme dinamizm ve gelişimci bir ruh kazandırmıştır. Dinimin ve kültürümün özünde donukluk yoktur, aksiyon, hareket vardır. Bugün bu aksiyonu, bu ruhu tekrar diriltmeliyiz. Sadece Anadolu, Türk Dünyası, İslam Dünyası için değil; dünya insanlığı için bilim ve teknolojide öncü olmak zorundayız. İnsanlığın, milli kültürlerin katili Batı Medeniyeti’nden bu nöbeti, insanlığın kurtuluşu adına almalıyız.

Dünyanın, insanlığın bu bataklıktan kurtulması için Müslümanların mutlaka ayağa kalkması, Türk dünyasının ayağa kalkması tüm ilimlere ve teknolojiye hakim olması gerekiyor. Bu bir mecburiyettir, farzdır. Türk – İslam dünyasının bir başkasına bilgi ve teknoloji bağımlılığı devri kapanmalıdır.

            Önemle vurgulamak isteriz ki bugün Müslüman’ın teheccüdü ilim, teknoloji, bilgi üretmek ve kul hakkı yememek, yedirmemektir.

            Yıllardır başkaları bizim yerimize düşünüyor, teknoloji, bilgi üretiyor biz de ahmakça tüketiyoruz. Batı bizden ilmi aldı, tekke ve zaviyeleri bize bıraktı.

            Medeniyet tarihçisi Toynbee, yakın gelecekte dünya medeniyetinin mihver değiştireceğini, Batı’dan başka yerlere kayacağını söylüyor. Yürekten inanıyoruz ki emperyalist güçler, gizli diplomasi engellemezse ilk aday biziz. Nobel ödülü sahibi Pakistanlı Fizikçi Abdusselam, “Türkiye’nin bilime öncülük etmemesi için hiçbir sebep yoktur. Kalkınmak isteyen fiziğe yatırım yapsın.” diyor. İslam’ın ve dünya insanlığının mirası olan, ama bugün ahlaki duyarlılığını kaybeden ilim ve teknoloji emperyalist Batı’nın ve uzantılarının elinden kurtarılmalıdır. Bugün Batı, bilgi ve teknoloji gücüyle iyice canavarlaşmıştır. Artık Batı’nın insanlığa vereceği insani bir değer kalmamıştır.

            Batı, bilim hırsızıdır, nankördür. İslam Medeniyeti’nin ve diğer medeniyetlerin kitaplarına, teknolojisine, bilgi birikimine sahip çıkmıştır. kendi patentini vurmuştur. Batı bilimin de katilidir. Endülüs’ü yağmalayan, yakan, yıkan Batı değil mi? Endülüs Batı’nın yüz karasıdır. Pierre Curie’nin ifadesiyle: “Endülüs’ten bize otuz kitap kaldı ve atomu parçaladık, eğer beş yüz kitap kalmış olsaydı, şu an gezegenler arasında seyahat ediyor olacaktık.”

            İlmin ve tekniğin süratle tekrar insanlık yörüngesine, İslam yörüngesine, oturtulması gerek. İnsanlık yüzyıllardır bilim, kültür ve sanatta İslam rönesansını bekliyor. (3)

            İlmi düşünce, teknoloji ile hikmet, ahlak arasındaki denge yeniden kurulmalı. Bu çatışmayı da İslam’dan başka çözecek bir düşünce sistemi ve din yoktur. Kısa zamanda okulla cami barıştırılmalı; kalplerle beyinler birbirine akortlanmalıdır. Yani, bilginin Batı’lı izahtan bir an önce kurtarılması lazım. Bugün Batı yalanla gezerken, Doğu doğruların üzerinde uyuyor.    

            Şu bir gerçek ki, ahlaki sorumluluğu olmayan bilim ve teknoloji, emperyalizmi doğurur. Dünya bugün gördü ki; ilim, bilgi ve teknoloji vahiyden uzaklaştığında sonuç felaket oluyor.

            Hak düşüncenin kontrolünde olmayan teknoloji ve bilim bugünkü gibi dünyayı yaşanmaz hale getirir. Faturayı da zavallı milletler öder. İşte açlık, sefalet, savaş ve dünyanın acı hali.

            Batı ve diğer gelişmiş ülkeler, bugüne kadar geri kalmış ülkelere kar amacı gütmeden teknoloji ve para transferi yapma yiğitliğini gösterememiştir. Üstelik, gelişmiş ülkeler, geri kalmış ülkelere kendilerine daha da bağımlı hale getirici ekonomik modeller sunmuştur. Manevi özü, ahlakı olmayan bu ruhsuz, makyavalist teknikten, gelişmeden insanlık adına ne beklenir? Dünyadaki hangi olayda Batı’nın ve ABD’nin erdemini, ahlakını gördük? Kuzey Afrika da mı? Vietnam, Somali, Körfez’de mi? Bosna, Azerbaycan, Filistin, Suriye, Irak, Kuzey Afrika’da mı? Dünyayı açlığa, savaşa mahkum eden kapitalist katiller; köpeklerinden, kedilerinden artanı veya tarihi geçmiş malzemeleri, teknolojiyi ülkelere yardım olarak gönderiyor.

            Büyüklüğün, gücün bir bedeli olmalı. Batı ve ABD bu bedeli ödememiş, dünyaya model olamamıştır. Ama Osmanlı dünyaya bedel ödeyerek yayılmıştır. Mazlumun koruyucusu, zalimin düşmanı, gittiği coğrafyanın mimarı olmuştur. Hakimiyeti altındaki topraklarda mesuliyetini idrak etmiş, oralara hizmet götürmüştür. Balkanlarda, Afrika’da, Ortadoğu’da, Arabistan’da ayakta kalan eserler olayın şahididir.

            Dünya insanlığının hayal kırıklığına uğramaması için; artık bilginin, teknolojinin “Batılılaştırılması” yerine, “İslamlaştırılması” bir zarurettir. Batı, bilgi ve teknolojide ben merkezcidir. Bilgiyi başkalarıyla paylaşmak istemiyor. Çünkü, ideolojisinin özünde emperyalizm, sömürü, bencillik vardır.

            Bu açıklamalardan sonra şu sonuca varabiliriz: Bugün bilimsel düşüncenin kendi özü ile yabancılaşması; ahlak, din ve hikmetle uzlaşmaz bir kavgaya sürüklenmiş olması çağımızın baş meselesidir. Bu mesele halledilmezse dünya insanlığı huzur bulmaz, mutlu olmaz. Çözümün bilgi ve teknolojinin “Her şey insan için” anlayışına dönmesinde olduğu kanaatindeyim.

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE GELİŞMEMİZİN ÖNÜNDEKİ TAKOZLAR, İHANETLER, SABOTAJLAR

            Düşüncem o ki Osmanlı’nın çöküşünün ve bugünkü ekonomik, sosyal meselelerimizin sebepleri çoğunlukla “Tarihi Şark Meselesi”nde gizlidir. Şark Meselesi; Batı için Türkleri Asya bozkırlarına sürme, İslam’ı Arabistan çöllerine hapsetme idealidir. Bilhassa da Anadolu’nun “gözünü açtırmama” yeminidir. Anadolu’nun, İslam dünyasının sıkıntılarının giderilmesi noktasında “Şark Meselesi”ni dikkate almadan yapılan ve yapılacak olan çalışmalar, ortaya konan ve konacak olan sebepler ve çareler havaya kılıç sallamaya benzer.

            Batı, Osmanlı’dan bu tarafa sinsi, kanlı pençesini yakamızdan çekmemiştir, çekmez de. Çünkü, Batı çok iyi biliyor, SEN BÜYÜRSEN O KÜÇÜLECEKTİR.

            Ne acı ki, özellikle Tanzimat’la birlikte Osmanlı’da iplerin ucu Batı’nın eline geçti. Ben, yedi düvelle savaşırken gayri müslimler ve dönmeler içerde kanımı emdi. Ekonominin dizginlerini eline geçirdiği gibi Osmanlı Devletine borç vermeye de başladı. Batı’ya verilen gümrük imtiyazları, mantıksız borçlanma devlet maliyesini iflasa götürdü. Ne hazindir ki Osmanlı, vatandaşı olan çoğu Yahudi Galata sarraflarından borç alma acizliğine düştü. (4) 1885’te İstanbul ticaretinin %61’i, sanayisinin %52’si 1914’te %82’si azınlıkların elindeydi. Azınlıkların fermanı olan “Tanzimat Fermanı” ve diğerlerinin kimlere hizmet ettiğini tarih göstermiştir.

            Osmanlının son döneminden bu tarafa milli sermaye, milli teşebbüs baltalanmış, sanayileşme engellenmiştir. Patrikhane’nin, Ortodoks Kilisesi’nin aldığı gizli kararlar olayın vahametini çok açık ortaya koyuyor:

“Madde : 3 – Türkleri iktisaden çürütmek bunun için de zengin Türkleri sakat ticaret yollarına götürmek, bol faizli krediler açmak, ağır şartlarla rehin kabul etmek.

             Türk mamülatının sahtelerini, çürüklerini yapıp aynı malı Türk malı diye satışa çıkarıp Türk müesseselerini iflasa sürüklemek. Her türlü Türk malı ile rekabet etmek milli bir vazifedir. Herhangi bir Rum’un bu hususta yapacağı fedakarlığın karşılığı, Rum bankaları, ticaret kulüpleri tarafından ödenecektir. Ayvalık ve havalisinde “Midilli Bankası” ve “Mirmika” yani karınca teşkilatı her zaman hizmete hazırdır.” (5)

            Bu ifadeler, dünyadaki ihanet şebekelerinin sadece bir cephesinin aldığı kararlar. Ya diğerleri… Kesinlikle; yeminli Türk düşmanları, İslam düşmanları bugün de iş başında. Yani ihanet planları hazırlamaya devam ediyorlar. Bu ihanetlere rağmen Anadolu, Ortadoğu ve İslam dünyası bir türlü adaletten, izzetsizlikten kurtulma çabası göstermiyor. Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne ülkemde çıkarılan kardeş kavgaları, isyanlar, ihtilallar ve nihayet 15 Temmuz Kalkışması, Arap Baharı doğabilecek milli direnişleri engellemiştir. İslam dünyasındaki milli hareketler hep terörle özdeşleştirilmiş, marjinalleştirilmiştir.

MİLLİ KAYIPLARIMIZDAN BİRİ BEYİN GÖÇÜ

            Soğuk savaşın, süper güçlerin aydınları elde etme savaşının bir parçası olan beyin göçü, bugün birçok ülke için bir milli felaket haline gelmiştir.

            Emperyalist güçler artık toprak işgal etmiyor. Elde ettiği aydınlar vasıtasıyla ülkeleri sömürgeleştiriyor.

            Ecdadım dünyanın dört tarafındaki ilim adamlarını ülkesine getirirken, biz bugün adeta ülkeden kovuyoruz. Dışarıya giden gelmiyor. Bugün, Hindistan’dan sonra dünyada en fazla beyin göçü yaşayan ikinci ülkeyiz. Fatih Sultan Mehmet Han matematik ve astronomi alimi Ali Kuşçu’ya, Osmanlı sınırlarından giriş yapınca menzil başına bin akçe ödemiştir. İstanbul’a geldiğinde de Dar’ül Hadis Medresesi’nde ders veren  hocaların aldığı maaş oranında Ali Kuşçu’ya maaş ödemiştir. Bugün İstanbul merkez olmak üzere dünyadaki ilim adamlarını ülkemde görmek istiyorum. Uluslararası düzeyde Bilim ve Teknoloji Üniversitesini İstanbul’da görmek istiyorum.

            İlim ve hikmet sahiplerinin kıymetini bildiği için ecdadım dünyaya hakim olmuştur. Kesinlikle bu hakimiyet kılıçla değil, kalemle, adaletle sağlanmıştır. Ama bugün, bilim adamının ülkemizin meselelerinin çözümünde söz hakkı yoktur. Ülkenin tek gücü adeta siyasi güçtür. İlmin, hikmetin, tecrübenin siyasiler nezdinde kıymeti yoktur. Çünkü, onların elinde sihirli bir değnek var (!) Ülkenin her meselesine anında çözüm buluyorlar. Her konunun da uzmanıdırlar. Mesela, adalet bakanı üç ay sonra orman bakanı olabiliyor.

            Japon İmparatoru’nun şu yeminini siyasilerimize, bürokratlara ithaf ediyoruz:

            “Japonya’nın büyümesi ve emniyeti için nerede ve nasıl olursa olsun bilgi araştırılacak ve elde etmek için sonuna kadar mücadele edilecektir.”

            Değerli Okuyucular,

1983 istatistiklerine göre (yakın tarihli bulamadığım için) sadece Amerika’ya, özellikle de az gelişmiş ülkelerden 150 bin kalifiye eleman gelmiş. Yine aynı yıl ABD, beyin göçünden yüz milyar dolar kazanmış. İşin acı tarafı beyin göçünün daha çok fakir ülkelerden olması. Gidenlerin bir de o ülkelerin vatandaşı olmak istemeleri işin cabası. 2020 yılında tablo nedir bilmiyorum. Daha vahim rakamların olabileceğini düşünüyorum.

            Ülkemizi terk edenlerin %62’si Prof., Doç. Bu unvanı %46’sı ABD’de almış. Bunların %50’sinin zamanlarını tamamen araştırmaya ayırdıklarını düşünürsek…(6)

            Biz bu beyinleri, milletin vergileriyle ABD’yi, Avrupa’yı daha ileri götürsünler diye mi yetiştiriyoruz?

            Konuya yurt dışına gidenlerden birinin ifadesiyle açıklık getirelim:

            Dr. Nesime Akın : “Diyarbakır ve Midyat’ta pratisyen hekimlik yaparken bölgede kocakarı ilaçları denilen bitkilere merak sardım. On iki kır bitkisi karışımının böbrek taşlarını erittiğini tespit ettim. On beş yıldan beri binlerce hastadaki uygulamalarım %100 olumlu sonuç verdi. Ama ilacı piyasaya çıkarmak için çalmadık kapı bırakmadım. Bir sonuç alamadım. Yurdumda gereken ilgiyi görememek ne acı. Galiba ben de yurt dışına gideceğim, çağırıyorlar.”

            Gün geçmiyor ki yurt dışında başarı göstermiş bir Türk ilim adamının övgüsü duyulmasın. 

Kaynaklar :

  1. “İlmi Düşüncenin Metafizik ve Ahlaki Temelleri üzerine”

Aykut Edibali, ilim kültür ve sanatta gerçek sayı 2

  1. Sefer TURAN – Prof. Fuat Sezgin
  2. “İlmi Düşüncenin Metafizik ve Ahlaki Temelleri üzerine”

Aykut Edibali, ilim kültür ve sanatta gerçek sayı 2

  1. Beynelminel Sermaye ve İhtilaller – Henry Costan. Otağ Yayınları 1974 Sayfa : 16
  2. İhanet Planları – Kemal Yaman Otağ Yay. Sayfa : 211
  3. Z Raporu – 2019 Kasım Sayısı Albayrak Yay.
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Ahmet Revanlı