Yazının başlığı veya okununca yazının tamamı; “Ne işimiz var orada?” tartışmasını hatırlatmamalıdır.
05.03.2020 15.35
5.489 okunma
Orası, burası mı ?..
Av. Sabri Turhan

Yazının başlığı veya okununca yazının tamamı; “Ne işimiz var orada?” tartışmasını hatırlatmamalıdır.

Biz, siyasi polemiğin tarafı değiliz. Yazımız, tamamen, jeopolitik ve jeostratejik bir yaklaşımla; ana karanın askeri yönden savunması ve güvenliği açısından tehlikenin nereden itibaren takip edilmesi gerektiğini öngörmektedir.

Biliyorsunuz, bazen bir tepenin ,bir şehrin, bir nehir veya bir kara taşın bile ülke savunmasında önemli bir yeri, zamanla da  efsaneleşmiş hatırası vardır.

Çanakkale Savaşları’nı düşünün.. Çanakkale geçilse  idi, İstanbul düşecek ve bütün ülke için felaket  olacaktı.”Çanakkale Geçilmez” dedirten irade ve azim, kararlılığın son noktası olmuş, düşman emelleri denize gömülmüştür. Yani bir şehir ve etraftaki deniz(boğaz) bir ülkenin kaderini bu kadar etkilemiştir.

Sakarya Meydan Savaşı’nda  Sakarya Nehri de öyledir. Bir nehir kaderimizin en etkin sembollerinden biri olmuştur.

Tarihte böyle , olayları ve askeri stratejiyi etkileyen bir nehir de Tuna Nehri’dir.” Tuna Nehri akmam diyor / etrafımı yıkmam diyor” türküsü hazin bir olayın anlatımıdır. Keza, “Vatan Yahut Silistre “deki Silistre şehri de; Namık Kemal’in vatan için düştüğü  yeisin, korkunun  ve üzüntünün ifadesidir. Üstad, Silistre geçilirse, bütün ana karanın ve İstanbul’un gideceği, büyük bir felakete uğrayacağımız tehlikesini anlatmak istemiştir. O zaman “düşman Tuna’yı atlayacak/ karakolları yoklayacak” kapı yani Silistre gittiğinden,  İstanbul da gidecektir. Şairin korkusu  budur. Tıptı Çanakkale geçilirse İstanbul da  gidecek olduğu gibi, Silistre giderse  İstanbul gene  gidecektir.

Vatan Yahut Silistre’nin anlamı  budur. Silistre’yi  savunmak ile vatanı savunmak aynı şeydir o zaman için.l915’te Çanakkale ne idi ise l872’de Silistre de o idi. Bu iki şehir  43 yıl ara ile  aynı kaderi paylaştılar. Bir bakıma  Silistre, Çanakkale’nin evvelidir.

Pardon.. Maksadım tarih anlatmak  değildi.

Askeri stratejistler, ülkenin dört bir yanının savunmasına, tehlikenin sezilip, tedbirlerin nereden ve ne zamandan itibaren başlanması  gerektiğine dair izahlar yaparlar.

Bunun en makbul ve kabul edilmiş izahı, güvenliğin kendi sınırlarımızın  dışından başladığıdır.Tehlikeyi  önceden ve oradan sezip, ona göre tedbir almak basiretli yöneticilerin görevi olmalıdır.

Bizim için ana karanın kuzeybatısında tehlike Karpatlar’dan başlar. Ülke savunmasının  l.kademesi Kapatlardır. Karpatlardan sonra İstanbul’un  ve Trakya’nın savunmasına cılız Istıranca Dağları yetmez. Karpat Dağları aşılırsa  demin anlattığım gibi Tuna nehri de aşılır, Silistre de gider.  Ruslar (Yeşilköy’e) Ayastefenos’a kadar gelir. Tarihte bunlar birer birer olmuştur.

Ana karanın kuzeydoğusundaki durum ise; savunmanın  Batum’dan başlayacağını  gösterir. Askeri uzmanların  görüşü  budur. Batum, Erzurum’un ve Kars’ın arkasındaki güvenli dağdır. Eğer savaş Erzurum ’dan  başlarsa işe  1-0 yenik başlamışız  demektir.

Ana karanın güney batısındaki durum ise; Akdeniz ve Ege denizi ile buralardaki adalarla ilgilidir. Tarih boyunca Rodos ,Girit ve Kıbrıs Adaları  ile niçin bu kadar ilgilenmişiz?  Ana karanın denizden gözetimi bunun için bu kadar  önemlidir.

Yani  uzak yer elde tutulur ki, yakın yer rahat etsin diye. Hatta, biraz konu dışı  sayılsa da Hicaz’ın korunması için Osmanlı, taa Yemen’i de elde tutmak istemiştir.

Gelelim, Güneydoğu  ve kısmen de güney sınırlarımızın  korunmasına..

4.Savunma hattımız, Musul-Kerkük hattıdır. Musul ve Kerkük  şehirleri  başlangıçta, Misak-ı Milli sınırları  içinde idi. Sonradan egemen güçler, buraları Misak-ı Milli sınırlarının  dışına çıkardılar. Burada  Hatay’ın sınırlarımıza dahil edilmesi oyunu bozan çok büyük bir başarıdır. O zaman Musul –Kerkük için de aynı başarı gösterilse idi keşke diyesi geliyor insanın...O zaman savunma hattı hala elimizde olurdu. Ama olmadı..

Anadolu’nun güneyden ve güneydoğudan en iyi savunulacağı hat Musul-Kerkük  hattıdır derken, bu, tarihen de sabittir.. Şimdi bile Türkiye  Cumhuriyeti  Devleti’nin bu bölgede halen mahalli  güçleri eğitmek amaçlı olarak orada  askeri personelinin  olduğu bilinmektedir.

Şimdi burada bazı değişikliklerin  olduğunu kaydetmeliyiz.

Biliyorsunuz, ABD ve Rusya bu bölgede yoğun bir çaba içindedir. Hiç ilgileri olmadığı halde.. ABD ve  Rusya bölgenin haritasını değiştirip  burada bir uydu  Kürt devleti  kurmanın hazırlığı içindedirler. Bu sebeple bölgenin savunma hattına yeni bölgeler ilave etmek gerekmiştir. Musul-Kerkük savunma hatı Akdeniz’e kadar  uzamıştır. ABD ve Rusya Türkiye ile Suriye arasında bir devletçik  kurdurarak, bize zarar veren terör unsurlarını  burada tutmak ve barındırmayı  amaçlamaktadır.

Türkiye  daha önceki Afrin Harekatı ile hemen altımızdaki  müstakbel terör devletçiğinin Akdeniz’e uzamasını engellenmiştir. Ancak, ABD ve Rusya bu sefer Afrin’in alt tarafındaki İdlip üzerinden yeri bir oyun peşindedir.

Bir de şunu belirtmek gerekir: Sınır ötesi hareketler sebebiyle, terör örgütünün yurt içindeki eylemi son iki yıl içinde sıfır noktaya gelmiş gibidir. Doğu ve Güneydoğu’da  yazları  yaylaya çıkıp, mallarını otlatamayan köylüler ve yörükler; yaylalara çıkmaya başlamış, rahat bir hayata geçmişlerdir. Bu, kökü dışarıda(Irak ve Suriye’de )  olan  terör  örgütünün merkezlerine  inilmesinden dolayıdır. Güvenliğin  sınırın  dışından başladığının  en büyük  ve yeni delillerinden  birisi de budur. Olay, tarihen bir kere daha sabittir.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya