Bu defa trafik olaylarını anlatmak istedim.
18.03.2020 13.52
4.133 okunma
‘’Beni zıvanadan çıkarma !’’,
Av. Sabri Turhan

 

Bu defa trafik olaylarını anlatmak istedim.

Efendim, eskiden Dörtyol kavşaklarında beyaza boyanmış, altına bir tahta platform konarak yükseltilmiş bidonların içinde beyaz şapkalı, beyaz giysili ve beyaz eldivenli trafik polisleri olur, bunlar, yol kavşağında trafiğe yön verirlerdi.

Biz 1976’da İstanbul’a geldiğimizde Cağaloğlu Yokuşu’nun tam başında İran Konsolosluğu ile Milli Eğitim Müdürlüğü’nün önündeki kavşakta Erdal isminde sempatik bir polis memuru trafiği yönetir, hareketleri ile hem yayaların hem de sürücülerin beğenisini kazanırdı. Polis Erdal, bazen geçenlere polis selamı verir, bazen kısa kelimelerle kendisine seslenenlere cevap verir, görenleri gülümsetirdi. Öyle ki yeşil ışığı bekleyen yayalar Erdal’ı seyrederken hiç sıkılmadan beklerlerdi.

O zaman orası çok yoğun bir yerdi, yolun birisi aşağıdan Sirkeci’den gelen Ankara Caddesi, diğeri İstanbul Erkek Lisesi önünden gelen Sultanahmet’e doğru Hilal-i Ahmer ismini alan büyük bir caddeydi. Ankara Caddesi yukarıda Divanyolu Caddesi ile birleşir. Hilal-i Ahmer ( Sonradan Prof. Kazım Gürkan Caddesi oldu) de Gülhane’ye giden cadde ile birleşirdi.          

Bu iki cadde birleştiğinde yukarıda anlattığım gibi oradaki trafiği o zaman beyaz bidonun içinde Polis Erdal yönetirdi.

İşte o beyaz bidona eskiler ‘Zıvana’ dermiş.

Polis Erdal’dan önceki bir zamanda bir trafik polisi, zıvananın içinden trafiği yönetiyormuş. Sürücünün birisi aksi bir hareket yapmış. Bir de yol ortasında durmuş. Trafik karmakarışık olmuş, polis ‘ Sür kardeşim bekleme yapma!’ demişse de adam hala direniyormuş.,

Polis son derece sinirlenmiş, elini sallayarak ve kaşlarını çatarak ‘ Bak! Beni zıvanadan çıkarma!’ demiş. O zamandan beri kendinden geçecek kadar sinirlenmeye ‘ Zıvanadan çıkmak’ denmiş.

‘Otomatik Mustafa’

İstanbul’da bir Mustafa Abi’miz var. Doğma büyüme İstanbullu ve 1935 doğumlu. Bizim ofise gelir. İstanbul’un eski hallerini anlatır.

Çocukluğunda Kapalıçarşı’nın, Mısır Çarşısı’ nın, Sultanahmet ve Eminönü Meydanları’ nın durumları ile O zamanki İnsan davranışlarını anlatır. Biz de zevkle dinleriz kendisini..

1950’lerde İstanbul Adliyesi şimdi Sirkeci’de PTT olarak duran binaymış. Yani Büyük Postahane..

Büyük Postahane, tarihi bir binadır. Dış yapıdaki süslemeler binaya ayrı bir heybet verir. Tam Adliye olacak bir bina hani..

Büyük postahane, ( Yani 1956’ya kadar adliye olan bina) Mısır Çarşısı’nın Haseki Kapısı’nın önünden Ankara Caddesi’ne kadar uzanan cadde üzerindedir. Muradiye Caddesi’nden gelen işlek bir sokak da tam Büyük Postahane’nin önünde O cadde ile birleşir. Bir de  yan tarafta şimdi trafiğe kapalı kısa bir sokak da Büyük Postahane’ye bakar.

O zamanı düşünün.. O bina adliye,, İnsanların orada işi var. Hem de hergün. Ve orası üçyol ağzı. Ne kadar önemli bir yer. 1940’ta İstanbul’un nüfusu 789 bin . 1955’te 1 Milyon 268 bin. İşte trafiğin bu en yoğun yerinde o zaman, adliye önünde trafiği idare görevi polis memuru Mustafa’ya verilmiş. Trafik Polisi Mustafa adliye önünde trafiği o kadar iyi idare edermiş ki, halk kendisine ‘ Otomatik Mustafa’ lakabını takmış.

Otomatik Mustafa, 1950’lerde; nüfus az, araç da az olduğundan bütün arabaları şoförleri ile şoförlerin ismiyle tanırmış.

Adliyenin önünde dururken Mısır Çarşısı tarafından bir araç gelse; ‘Hasan sen dur!; Halit sen geç!’ dermiş. Biraz sonra Muradiye Caddesi’nden bir araç gelse, ‘ Osman sen dur!. Yusuf biraz çabuk!’ dermiş.

Öyle ki, otomatik Mustafa bazen şoför hizasında eğilir. ‘Mehmet, akşam kahveye gel, birer çay içelim!’ dermiş. Bazen de komşusu yoldan geçince, cam hizasına kadar eğilir. ‘ Niyazi! Ayşe Teyzeme selam söyle!’ dermiş.

Hey gidi günler, hey!.. Bütün araçları, şoförleri ile tanınan 789 binlik İstanbul’dan akrabaların bile tanınamadığı 16 milyonluk İstanbul’a…

‘Erimden izin aldım. Eltime gidirem. Siye ne’

Efendim, yıllar önce Erzurum’un sokak ve caddelerine trafik lambaları dikilmiş. İnsanlar kırmızı, sarı ve yeşil renkli bu lambalara bakıyor ama yoldan da istediği gibi geçiyormuş.

Trafik lambalarının başına bir trafik polisi konulmuş. Polis hem insanlara trafik işaretlerinin ne anlama geldiğini anlatıyor. Hem de ara sıra düdük çalıyor eliyle de ‘geç’ veya ‘dur’ işareti yapıyormuş.

Özellikle yayalara kırmızı ışıkta durmalarını, kırmızı ışık yandığında durulmazsa araçların yayalara çarpabileceğini durmadan anlatıyormuş. Tabi her gün yeni yeni insanlar sokağa çıktığı için bir gün önce anlatılanları yeni yayalar elbette duymamış ve bilmemiş oluyormuş.

Birgün akşama kadar trafiği idare eden polis, her gün anlattıklarını bir kere daha anlatıp, el kol işaretiyle trafiği yönlendirirken kırmızı ışıkta bir kadın yolu karşıdan karşıya geçmeye çalışmış. Kucağında bir çocuk, öbür elinde de yürüyebilen diğer çocuk..

Polis, zaten bıkmış aynı şeyleri anlatmaktan.. Bakmış bu kadın kuralları ihlal ediyor polis (ben ne anlatıyorum sen ne yapıyorsun anlamında) ; ‘Hanım ! Hanım’! Nereye gidiyorsun?’ demiş. Kadın da bunu sataşma sanmış;  ‘Erimden izin aldım, eltime gidirem siye ne’ demiş.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya