Geçen yılın sonbahar aylarında bir Orta Anadolu şehrinde meşhur bir AVM'nin servis otobüsünün arka camında; "serpme kahvaltı "reklamı okumuştum.
12.04.2020 12:06
2 yorum
3.065 okunma
ÇOK ŞIMARMIŞTIK
Cemil Kılıçarslan

Geçen yılın sonbahar aylarında bir Orta Anadolu şehrinde meşhur bir AVM'nin servis otobüsünün arka camında; "serpme kahvaltı "reklamı okumuştum.

Masaya gelecek yiyecek çeşitleri sıralanmıştı.

Hepsini yazmaya  yerim yetmez.

Özetleyeyim:

3 çeşit zeytin, 5 çeşit peynir, 3 çeşit tereyağı, bal, kaymak, reçel, tahin, pekmez, taze salatalık, domates, turşu, tereyağında sucuk, sahanda köy yumurtası, su böreği... yaklaşık 26 çeşit. Ve

ücretsiz 10 bardak çay.

Serpme kahvaltı afişinin yanında bir de

"Açık büfe kahvaltı" reklamı vardı. 83 farklı  lezzet... Burada yiyecek çeşidi 83'e çıkmış.

Aynı AVM'nin girişinde bir reklam daha gözüme çarptı.

Bu da bir SPA masajı:

"5'li İsveç masajı 975 yerine 680 'e inmiş.

5'li Bal masajı 1100 yerine 770 " diyordu.

Millette para varmış, kimsenin malında gözümüz yok, güle güle harcasınlar.

Ama sonra da tuzu kurular; "açız" diye ağlaşmasınlar.

Aynı mahallede, aynı şehirde, aynı ülkede, aynı gök kubbe altında kimi tokundan, kimi de acından ölüyorsa düşünmek gerekmez mi ?

EKMEK NİMETTİR

Rahmetli Hilmi Hocam derdi ki; "israf haramdır, çöpe attığımız her ekmek parçasında yetimin hakkı vardır."

Evdeki hanımları; "gelinler ekmeği israf etmeyin" diyerek sıkıca tembihlerdi.

Saliha yengem hamur bezisini oklava ile açar, Naciye annem de lapata ile tandırda ekmek pişirirdi.

Bazen de ekmekler sıcak tandırdan kenarı yanık çıkardı.

Yanmış ekmeği çocuklara veren 

Saliha yengem;

"Yanık yiyen, para bulur" derdi.

Ben de taze tandır ekmeğini ikiye katlar cebime koyar, kırıp yerken de  gözüm  köyün tozlu yollarında para arardı.

Eskiden ekmek nimetti, fazlası çöpe atılmazdı. Günahtı. Tabağı sünnetlemek sevaptı. Açıkta bir şey yenmezdi. Ekmek kırığı yere düşürülmezdi.

Cevahir nenem sık sık anlatırdı:

- Adamın biri çok zengin olmuş.

Öyle ki, buğdaylara ambar, sürülere mera kalmamış. Alimin birinden akıl almak istemiş "malım azalsın, bakmaya gücüm yetmiyor" diye dert yanmış. Alim de:

 -Ekmeği ayakta ye, kırıkları yere dökülür, evinde bereket kalmaz, demiş.

Adam "ayaktayım" diyerek atın sırtında ekmek yemeye başlamış. Ancak  önüne önlük bağlamış, ekmek kırıntıları yere düşmesin diye.

Ondan sonra malı,  mülkü, bir o kadar daha çoğalmış, bereketi artmış.

"Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz" diye buyuran bir dinin mensupları, ne ara bu kadar doymaz olduk...

AÇLAR VE TOKLAR

Almanya'da 1992 yılının bir cuma hutbesinde; Nürnberg Eyüp Sultan camisi imamı Hamdi Hoca:

"Ey Müslümanlar, sizin burada bir eliniz yağda, bir eliniz balda.

Ama Bosna'da Müslümanlar Sırpların zulmünden dağlara kaçıyor, aç susuz yaşıyorlar. Ruanda'da Müslümanlar aç ve sefil... Halbuki peygamberimiz; "Komşusu açken, tok yatan bizden değildir" diyordu.

Bir hafta sonra,

ziyaret amaçlı bir grup öğretmen arkadaşla şehrin merkezinde bulunan kiliseye,

bir Alman öğretmen arkadaşımız eşliğinde gittik.

Pazar ayini varmış kürsüdeki papaz :

-Ey  Almanlar ! Avrupalılar ! Çöpe attığınız ekmekle Afrika'daki bir kaç ülke doyar. Onların açlığından sizin israfınız sorumludur. Afrika'daki aç insanları, kadın ve çocukları düşünmek zorundasınız.

Biz dahil bütün dünyada israf yaygın. Ancak açlık çok daha fazla, diyordu.

ÇÖPTE  ELMA ARAYAN YAŞLI AMCA

Bundan bir kaç yıl önceydi. Bir büyük marketin sebze ve meyve çürüklerinin atıldığı çöp bidonunu karıştıran beyaz sakallı, nurani yüzlü bir adam gördüm. Çöpten çıkardığı armut ve elmaları paltosunun iç cebine dolduruyordu.

Az uzağından izledim,

bir şey demeye de çekindim.

"Yabancıdır" diye oralı olmadım. Çünkü yıllar önce ramazanda,

marketten alış veriş yaparken hanıma ikram olsun diye iftariyelik  çikolata almıştım. Dışarı çıktık.

O tarihlerde de   Saddam'dan kaçan Iraklılar çoktu sokaklarımızda. Iraklı bir kadın bankta küçük 2 kız çocuğuyla perişan bir şekilde oturuyordu. Hanım iftarlıklarını çocuklara uzattı. Yanımızdan geçen bir komşumuz da laf atıyordu; "şunlara yardım mı edilir, defolup gitsinler memleketlerine."

İster istemez  çoğumuzda,

o zamandan beri bir çekingenlik başlamıştı. Korkar olmuştuk, fakire, yoksula, yolda kalana el uzatmaya.

Bütün bunlar aklımdan geçerken, çöpleri karıştıran yaşlı adamın yanından "boş ver" deyip uzaklaşmıştım.

Arka sokaktaki iş yerimin bahçesine girdikten sonra,

aklım başıma geldi.

"Bir kaç kilo meyve alıp adama vermediğime" çok pişman oldum. Geri döndüm, ama adam yoktu. Sağa sola baktım, yol boyu gittim, sonraki çöp bidonlarına baktım, yaşlı amcayı bulamadım. Zaten de devamlı gelen, alışılmış bir toplayıcı değildi. İhtiyacı olan birine benziyordu.

Ne zaman elma yesem boğazıma dizilir.

Her armut aldığımda o yaşlı amca gelir aklıma.

MÜLKÜN SAHİBİ

Mülkün sahibiyiz,  sandık kendimizi. Gerçek sahibini unuttuk.

İnsan, insan olduğunu  unuttu. Doymayan nefislerimizin oyuncağı olduk. Evlere sığmaz  olduk. 3 odalı, 5 odalı daireler gözümüze  küçük geldi, dar geldi. Saraylara, villalara,

gök delenlere, daha yükseklere göz diktik. Doğduğumuz ahır sekilerini; dokuz kardeşle büyüdüğümüz iki odalı üstü akan kerpiç evleri unuttuk.

Ama şimdi,

zenginimiz de fakirimiz de birer göz odalarda 10-15 metreye nasıl sığar olduk ?

Bütün malımızın bir top bez, son durağımızın

2 metrelik toprak olduğunu nasıl da unutmuştuk ?

Anamızı unuttuk. Babamızı unuttuk.

Tek başlarına bıraktık. Geçenlerde kocası ölen bir kadın; "5 oğlumu iki odalı evime sığdırdım, büyüttüm. Hepsini okuttum, evlendirdim.

Her birinin en az beşer odalı evleri var, ama içlerinden biri, beni evinin bir odasına  sığdıramıyor."

Diyerek göz yaşı döküyordu.  Annelerimizi, babalarımızı tek başlarına aç, susuz ve çok yalnız bıraktık çok...

Huzur evlerinde,

yaşlı yurtlarında, bakımevlerinde; eve geç kalan çocuğunu gece yarılarında,

"bir şey mi oldu" diye pencere önlerinde bekler gibi, ziyaretçi bekleyen anne ve babaları unuttuk.

Bayramlarda el öpmeye gitmek yerine sahillere, yurt dışı turlara koştuk.

Yol gözleyen nineleri, dedeleri torun hasretiyle tek başlarına bıraktık.

Haydi ! Şimdi gidin ellerini öpmeye, gidebilirseniz.

Çok unuttuk çok..

HADİ BUYURUN

Paranız var, elinize alamıyor, cüzdanınıza koyamıyorsunuz.

Bankaya gidemiyorsunuz.

Hadi harcayın, dışarı çıkabilirseniz.

Çoğumuzun kapısında son model arabalar... Bazılarımızda

hanımın ayrı, beyin ayrı, çocukların ayrı arabaları vardı.

Ama şimdi o arabaların yanına yaklaşmaya,  içine binmeye, çekinir olduk. Kapı koluna, koltuklara, emniyet kemerine ya da  direksiyona virüs pusu kurmuş diye korkar olduk.

Araba sürecek yolumuz, halimiz kalmadı.

Son model arabanız var. Benzin de ucuz. Buyurun sürün, gidecek şehir bulursanız.

Uçağınız var, uçun, inecek havaalanı bulursanız.

Yatınız var, açın yelkenlerinizi,  yüzdürecek deniz bulursanız.

Çok şımarmıştık çok.

Dünyayı idare ettiğini zanneden sözde liderler, dünyanın kendilerinin olduğunu sandılar. Bir füze ile, bir uçakla herkesi hizaya getireceklerini sandılar. Paralarına güvendiler, güçlerine güvendiler.  Bombalarının altında inleyen mazlumların göz yaşlarında boğulacaklarını hiç düşünmediler.

Bu dünya belki de

"etme bulma dünyası" olsa gerek.

Her ülke yaptığı zulüm miktarınca, yoldan çıktığı, adaletten ayrıldığı kadar mı felakete maruz kalacak ?

ÇOK ŞIMARMIŞTIK

Herkes çok şımarmıştı hem de pek çok...

Bugünün kendini beğenmiş kibir ve gurur abideleri ! 

Bastığı yerin titrediğini sananlar !

"Hadi bakalım, yiyin de görelim.

Haydi ! Titremeden yere bastığınızı bir görelim.

Hadi bakalım, sokağa adım atın da görelim."

Evlerin kalın duvarlarının ardına gizlendik.

Pencereden bakmaya, balkona çıkmaya

korkar olduk.

Perde gerisindeki

cam güzeline döndük.

Haktan, hukuktan, adaletten, doğruluktan, insanlıktan, akıldan, bilimden, ahlaktan, merhametten o kadar çok uzaklaştık ki... "Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın" emrini bıraktık.

Bilimden, fenden, akıldan öyle koptuk

ki, insan olduğumuzu unuttuk.

Vicdanımızı, merhametimizi kaybettik.

Hepimizin tek gemide olduğunu unuttuk.

"Gelin tanış olalım,

İşi kolay tutalım.

Sevelim sevilelim,

Dünya kimseye kalmaz."

Diyerek bütün insanlığa seslenen Yunusca

sevmeyi beceremedik.

Çünkü, çok şaşırmış,

çok şımarmıştık.

"İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etme Allah'ım "

(A'raf Suresi, 155. Ayet)

 

 

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
Rabbim yardım et
O kadar haklı serzenişiniz var ki hocam katılmamak elde değil. Rabbim yardımcımız olsun. Amin. Sağlıklı günler dilerim.
Yorum Ekleyen: Yasin REYHAN     25.06.2020 11:28:24
Akıbetimizi hayr eylesin
Eline diline yüreğine sağlık. Allah yanlışlarımızdan dönen Kullarından eylesin. Akıbetimizi hayırlı eylesin.
Yorum Ekleyen: İbrahim Kumaş     12.04.2020 11:39:46
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya