Türkçe'nin en büyük şairi Yahya Kemal'in bütün eserlerini severek okurum.
24.05.2020 03:26
1 yorum
2.275 okunma
ÖKSÜZ RAMAZANIN YETİM BAYRAMI
Cemil Kılıçarslan

"Türkçe ağzımda annemin ak sütü gibidir.” diyen

Türkçe'nin en büyük şairi Yahya Kemal'in bütün eserlerini severek okurum.

Ancak 26 yılda tamamlanan, bir bayram namazında Türk tarihinin ihtişamını anlattığı "Süleymaniye'de Bayram Sabahı"

şiiri ile hala güncelliğini koruyan 23 Nisan 1922'de yazdığı; "Müslümanlığın çocukluk rüyasını" anlattığı " Ezansız Semtler" makalesi beni daha çok etkiler.

İslam coğrafyasında çocuklar için bayram ve oruç manzaraları hep aynıdır.

Yahya Kemal 130 yıl öncesinde Üsküp -Rakofça'da;

bizim nesil 50-60 yıl önce köyümüzde, mahallemizde; bugünün çocukları büyük şehirlerin kalabalık sessizliğinde; "Müslümanlığın çocukluk rüyasını" yaşıyorlar.

Yetişkin olarak her birimiz, yaklaşık yarım yüz yıllık bayram ve ramazan geçmişine sahibiz. Ancak,

ne hikmetse, hep çocukluğumuzun ramazan ve bayramlarını daha

çok hatırlarız.

Köyün her yerinden gözüken kiremit çatılı eski ahşap cami, normal evlerin iki katı yüksekliğindeydi.

Geometrik şekilleri,  kırmızı, mavi renkli camlı büyük pencereli kalın taş duvarları sarı renk boyaydı.

Caminin iç duvarları

düz beyaz renkteydi.

Kıble ve yan duvarlarda küçük yuvarlak levhalarda Kur'an yazıları asılıydı.

Caminin geniş bahçesinde, abdest alınan üç kurnanın devamlı akan suyunda yazın bile ayaklarımız üşürdü. Caminin batısında dört büyük, bir de çocuğa ait üst kısmı sarık şeklinde yuvarlak mezar taşları vardı. Bazen karanlıkta geçerken korkardık.

Köyde teravih  namazları ve KADİR gecelerinde çocukları; caminin ahşaptan yapılmış, arada bir tahta gıcırtılarının çocuk seslerine karıştığı iki saflık fevkanesine çıkarırlardı.

 

Rıfat Hoca, özellikle kadir gecesinde, duayı

uzatırdı; "bin aydan hayırlı, sevabı bol bir gece" derdi.

Bizim gürültümüzden hoparlörsüz konuşan hocanın dediği zor duyulunca, aşağıdan Naim emmi seslenir; "susun çocuklar."

Cemaatten söylenenler olurdu:" çocukların camide ne işi var"

Salim emmi, çocukları susturmak için merdivenlere yönelince, ön taraftan "rahat bırakın çocukları, camiye alışsınlar" sesleri yükselirdi.

O gece cami mihrabının iki yanındaki yüksek şamdanlar ile, köyde çoğu odanın ve evlerin gaz lambaları ortalık aydınlana kadar yanardı.

KADİR gecesinde Hilmi Hoca Amcam, yatsı ve teravihin ardından  misafir odamızda kadınlara tesbih namazı kıldırırdı.

Hilmi hocam namazdan sonra uzunca dua ederdi. Okunan hatimleri;

isimlerini sayarak geçmişlerimize bağışlardı. Nenem, Sultan abam, annem

ve diğer kadınların çoğu ağlardı. 

Eve gelince Cevahir nenem yatmaz, namaz kılar, sabaha kadar kuran okur, dua eder, tesbih çekerdi...

Ramazanda sahur hamurunu Saliha veya Süriye yengemden biri akşamdan yoğururdu.

Gece annem herkesten önce uyanır, tandırı yakardı.

Bulutsuz bazı ramazan gecelerinde sanki,  gökyüzünün tüm yıldızları sayılır, ay ışığının parlaklığında  karların beyaz örtüsü sokakları gündüz gibi yapardı.

 

Köyde Ramazan  davulu yerine, sahurda köyün bekçisi Şığı Dayı maniler söyleyerek teneke çalardı.

Evde horanta çok olduğundan bizim tandırın dumanı teneke sesinden önce tüterdi.

Kete, katmer, çörek ya da içli çörek, velibağ dönüşümlü bazen de yağlı bazlama pişerdi.

Orucun başında, ortasında ve sonunda sahura çocuklar da kaldırıldı. Nenem oruca niyeti öğretir; "Yarın akşama kadar su içmeyenin, ekmek yemeyenin iftarlığı benden" derdi.

İftar vaktinde cami bahçesine köyün kızlı, erkekli çocukları toplanırdık.

İftar saatine kadar

Rıfat Hoca, bizimle sohbet eder, dini bilgilerimizi yoklar,

bazı günler de oruçlu olanlara iftarlık verirdi.

Eski camimizin minaresi yoktu.

Cami duvarının önünde

İmamın üzerinde ezan okuduğu dik dörtgen şeklinde iki basamakla çıkılan beyaz bir taş vardı.

Hocanın bu taşa

çıkıp iki elini kulağına koyarak, "Allahüekber" demesiyle, çamurlu yolda evlerimize koşardık:

-Ezan okundu, ezan okundu, diyerek iftarı müjdelerdik.

Evde bayram hazırlıklarını genelde kadınlar yapardı. Bayramlık bilmezdik.

Her bayram hepimize kıyafet alınmazdı. Sadece ayakkabısı yırtılan erkek çocuklara siyah lastik, kızlara renkli naylon ayakkabı yeni alınırdı, altı sağlam kenarı yırtık olanlarsa Bardağın Hilmi dedeye  yapıştırılmaya götürülürdü.

Ama arefe suyuyla banyo yapılır, elbiseler yıkanır, yırtıklar yamanır, sökükler dikilirdi.

Bazı bayramlarda büyük kardeşlere yeni  alınırsa, küçükler de onların kıyafetlerini giyerdi. Kızlara entarileri elde dikilirdi.

Bayram namazında cami avlusu bile dolardı. Rıfat Hoca, vakit gelince;

"Bayram namazını yılda iki defa kıldığımızdan unutuyoruz," der.

Niyeti, tekbirleri,

ruku ve secdeyi el işaretleriyle anlatır, namazı tarif ederdi.

Naim Emmi müezzinlik için ayağa kalkar:

"Ey Cemaat, 9 tekbir

6 zevaitle 2 rekat fıtra bayram namazını kılmaya, uyun hazır olan imamı azizeee" Aynı kaameti 3 kere tekrarlar, cemaat de düzgün saf olurdu.

Çocuklar bölümünden de gürültü kesilirdi.

 "Allahu ekber, Allahu ekber, La ilahe illallahu vallahu ekber,Allahu ekber velillahil hamd." sesleri cami dışından da duyulurdu.

Hocanın hutbeden sonra yaptığı kısa duanın ardından yüksek sesle;

"El-Fatiha" demesiyle, camiden önce çocuklar çıkardı.

Bayram yemeklerini akraba ve komşu erkekleri köy odalarında yerdi.

Bizim odaya

Hocagilden Latif dayım, Hadi Dayım, Şevket Dayım

Bu taraftan Naim ve Hulusi Emmiler, İsmail Emi ve Karabeg Emi, Osman emimle, Yaşar emim de evden yemekleri getirirlerdi. Latif dayımın  yemekleri Bekçi Şığı Dayı taşırdı.

Odaya üç büyük yer sofrası kurulurdu.  Köyün koyun ve sığır çobanları, kır bekçisi, köyde çalışan bekarlar,  misafir olanlar yemeğe

bayram namazında davet edilirlerdi.

Evlerden su böreği,

sini, baklava, sebze yemekleri, pirinç pilavı, çorba, mantı, sütlü, üzüm-kaysı hoşafı, (Şevket dayımgilden erik hoşafı) bol tandır ekmeği...gelirdi.

Yemek duasını Hilmi hocam yapardı. Sofra toplanınca eller öpülür, bayramlaşma başlamış olurdu.

Köydeki odaların hepsi gezilirdi. Nuri Usta'nın odada çocuklara da çay ikram edilirdi.

Herkes birbiriyle bayramlaşırdı.

Küs kimse olmazdı.

Annemle akşam Hadi ve Latif dayılarımızı dolaşırdık. Börekle çay içerdik. Şevket dayımgilde armut ve erik kurusu yerdik. Dayılarımızda

yarı geceye kadar otururduk. Uykumuz hiç gelmezdi.

Bayram günü öğleden sonra,Toprakpınar'dan Muhabbet hala, Muteber bibim kızları Satı Bacımla, Günay İsa eniştemin  kağnısıyla gelirlerdi.

Ilısu'dan Sebiha bacım, Ali eniştemin sürdüğü tek at arabasından çocuk kucağında inerdi. Babası Hilmi amcama sarılınca ağlardı, Hocamın da gözleri dolardı. Kadılı'dan Necati

dayım da anneme ve dayılarına yalnız gelirdi.

Bayramın ikinci günü Hilmi Hocamı ve Cevahir Nenemi ziyarete; Toprakpınar'dan

Nesip dayı, Şevki Hoca; Ilısudan Şığ Bekir,

Kepirceden Hacı Mehmet Ali dede,

Kavgacıoğlundan

Hacı İhsan emmi...

çoğu zaman eşekle gelirlerdi.

Öğle yemeğinden sonra toplu olarak  bayrama köye gelmiş olan köyümüzün alimi

Sorgun vaizi Mehmet Ali Hocayı görmeye giderlerdi. Biz de Ilısu, Toprakpınar, Hamam ve Karaveli'ye  akrabaları ziyarete giderdik.

Bayram boyunca,

yakın köyler arasında  arabaların teker sesleri, at zillerinin sesine karışırdı.

Çocukluğumuzun bayramlarında henüz köyler boşalmamıştı. Sokaklar insan doluydu. Evler çocuk kaynardı.

Henüz ilkokula gitmediğimiz yaşlarda tuttuğumuz tekne oruçlarımızın sevabını, büyüklerimize bağışlardık. Bu yıl benim torunlar ilk sahura kalkmışlar.

İlk oruçlarını tutmuşlar. Nasıl oruç tuttuklarını birbirlerine anlatıyorlar:

"Sahura kalktım, yemeğimi yedim,

oruca niyet ettim. Öğleye kadar su bile içmedim. Hoca öğle ezanını okudu, ben de iftarımı açtım."

Öteki de diyor ki; "sahurda annem gözleme yapmıştı, onu yedik, oruca başladım. Gündüz saat 12.00' de sadece bir sefer kahvaltımı yaptım.

Ta İftara kadar hiç bir şey yemedim, orucumu akşam ezanında su ile açtım."

Ben de ikisini de tebrik ettim: "Allah kabul etsin, oruçlarınızın sevabını annelerinize verin" dedim. Sevindiler.

Bu bayram sabahında hanımla şafakta uyandık. Traşımı oldum, siyah takım elbisemin içine beyaz gömleği giydim, kırmızı kravatı taktım.  Bayramlıklarımızı giyindik, süslendik.

Bayram namazı çıkış saatine kadar kuran okuyup, dua ettik. Bayram yemeği soframızı 8 kişilik hazırlamıştık. Çocukların ve torunların yerlerini boş bıraktık. İki kişi masaya oturduk. Mantımızı, böreğimizi, sütlümüzü...

yutkuna yutkuna yedik.

Bu bayram baklava ve  hoşaf yapmamıştık. Tek başımıza bol bol çay içtik.

Önce sosyal mesafe kuralına uygun bayramlaştık.

Mahallenin çocukları için vestiyerin önüne  kolonya, şeker ve bozuk paraları koymuştuk. Ama zile basan tek bir Allahın kulu olmadı.

 

Kapıdan umudumuz olmadığından,  telefonun başına

geçtik .

Çocuklar, torunlar, gençler görüntülü el öptüler.

Biz de büyüklerimiz, akrabalarımız, eş ve dostlarla bol bol telefonlaştık.  "Bayramlarda el öpenlerimizin yanımızda olduğu, elimizin öpüldüğü

nice bayramlar " dileklerinde bulunduk.

Birbirleriyle görüntülü konuşan  torunlardan erkek olan diyor ki;

"Babamla bayram  namazına gitmedik.

Zaten bu yıl ramazan boyu teravihi evde kıldık."

Kız da diyor ki:

"Nasıl gideceksiniz ? Yasak var.

Evimize hiç kimse gelmedi.

Biz de dedeme bile gidemedik."

"Ne güzeldi.

Geçen bayramda dedemlerin mahallede, gezmiştik. Naylon torbamız şeker ve çikolata ile dolmuştu.

Bu bayram kolonya

bile dökünemedik.

Büyük anneanne ve büyük dedenin ellerini öpmüş, koca koca paralar almıştık."

Birbirlerine dertlenen çocuklar; bizim köydeki bayramları hasretle andığımız gibi, daha şimdiden bir önceki bayramlarını özlemişlerdi.

2020 Pandemi Yılı, İslam tarihinin ilk camisiz, cumasız ramazanı; bayram namazsız, gezmesiz,

el öpmesiz, "hüzünlü bayramı" olarak çocukların hafızasında yerini almış oldu.

Duamız, son hüzünlü bayram olmasıdır.

Bu ramazanımız öksüz, bayramımız yetim kaldı.

Cemil KILIÇARSLAN

24 Mayıs 2020

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
teşekürler.
Ne güzel anlatmışsın Cemil hocam teşekkürler. Bu geçer inşallah.Güzel günlere ulaşırız.
Yorum Ekleyen: ibrahim kumaş     27.05.2020 16:45:06
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya