İflah Olmaz Fransız Kininin Tarihi Sebebleri (6)
Yıl 1396. Zaferlerle dolu muhteşem tarihimizden niçin Niğbolu’yu seçtik? Sorunun cevabını, günümüz olaylarından çıkarıyoruz, son zamanlarda gündemi fazlasıyla işgal eden şu Fransızlar var ya, işte sebep onlar.
İsmail Aydın
08.04.2019 09.56
616 okunma

Yıl 1396. Zaferlerle dolu muhteşem tarihimizden niçin Niğbolu’yu seçtik? Sorunun cevabını, günümüz olaylarından çıkarıyoruz, son zamanlarda gündemi fazlasıyla işgal eden şu Fransızlar var ya, işte sebep onlar.

Amerika (ABD), Tramp’ın birbirini tutmayan çelişkili açıklamalarına göre, güya DEAŞ terör örgütü bahanesiyle işgal ettiği ve tam bir kaosa ittiği Suriye’den çekiliyormuş. İşte bu Fransa, Suriye’de Amerika’nın yerini almak istiyor. Bu Fransa’nın maksadı, Suriye’nin toprak bütünlüğü veya güvenliği değil. Maksat, YPG terör örgütünü güçlendirmek suretiyle terör koridoru oluşturmak ve Güney İslâm’ıyla Kuzey İslâm’ının temasını kesmek.

İngiliz felsefe tarihçisi A. Toynbee’nin ifadesiyle, Vehhabilik Suudlar eliyle Arabistan’da iktidara getirilmiş ve Güney İslâm’ının işi bitirilmişti. Sıra Kuzey İslâm’ındaydı. Yani Hedef Türkiye idi. Hedef, Müslümanlıkla iç içe geçmiş olan Türklük idi. Bu hedefe ulaşabilmek adına Fransa’nın, aşağılık duygusundan ileri gelen bahaneleri vardı. Niğbolu’da yenilmişlerdi. Esir edilen kralları Kanuni’nin mektubuyla kurtarılmıştı. Himayeye mazhar ülke statüsü verilerek elde ettikleri hakları kapitülasyonlara dönüştürmüşlerdi. Napolyon yönetiminde işgale giriştikleri Akkâ’da, Cezzar Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetlerinden iyi bir sopa yemişlerdi. Napolyon’un Rusya’yı beraber işgal edelim teklifini Osmanlı hariciyesi reddetmişti… Çanakkale’de yenilmişlerdi. Maraş’tan kovulmuşlardı… Fransızların, Türklere karşı duyduğu kompleksin sebepleri pek çoktur.

Önceki başkanları Sarkozy’nin, protokol kaidelerini ihlal ederek resmi görüşmelerde tam bir kabalıkla sakız çiğnemesinin sebebi de işte bu aşağılık duygusu idi. Şimdiki başkanları Makron da aynı kompleksle hareket ediyor, kendisinin “Küçük Napolyon” olduğunu ileri sürerek, Suriye’de Amerika’nın boşluğunu doldurmaya çalışıyordu. Belirtelim ki, Makron küçük olmasına küçüktür ama Napolyon kadar değil. Napolyon, Fransızcaya tercüme ettirdiği Kur’ân’la halkı  Müslüman olan  Kuzey Afrika’ya çıkıyor; “Muhammed’i severim, o da benim gibi büyük bir kumandandı” gibisinden laflar ediyordu. Şu komplekse bakınız! Adam kendisini, Peygamber (s.a.v.)’le aynı kefeye koymaya çalışıyor.

Değerli arkadaşlar! Fransa’nın, Birinci Dünya Savaşı yıllarında işgal edip terk etmek zorunda kaldığı Suriye’ye, sözde Arap Baharıyla yeniden gelmesinin asıl hedefi, etle tırnak gibi iç içe geçmiş Türklüğü ve Müslümanlığı yok etmek ve dünyanın merkezi dediğimiz bu bölgeyi ele geçirmektir. Şayet bunu başarabilirse Fransızlar, işte o zaman dünyaya kendilerinin büyük olduğunu göstermiş olacaklar. Bu maksatla, NATO’da müttefik oldukları Türkiye’ye karşı YPG’li teröristlere alet edevat vermiş, çimento temin etmiş ve kazılan tüneller için Almanlarla birlikte mühendislik hizmeti vermiştir.

UNUTULMAMASI GEREKEN HAKİKATLER

Değerli arkadaşlar! Yeni nesillerimizin bu tarihî hakikatleri, Avrupa ile ilişkilerde daima göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. Dikkat çekici şu noktayı burada belirtmek istiyorum. Bir zamanlar biz, tarihimizle bağlarımızı koparmaya çalışırken, Fransızlar ne kendi tarihlerinden kopuyor, ne de bizi geçmiş tarihimizden soyutluyorlar. Bizi Türklüğün ve Osmanlı’nın devamı olarak görüyor ve o eskiden kalma kinle hareket ediyorlar. Yetmez; bizi, Müslüman olarak da görüyor ve asıl düşmanlığı da Malazgirt’ten beridir buradan ileri geliyor.

Evet, şimdi Fransa’nın en büyük mazeretlerinden biri olan Niğbolu’ya bakalım. Papalığın 1096’da başlatıp ikiyüz yıl sürdürdüğü Haçlı Seferleri, hesabettikleri şekilde Türkleri Anadolu’dan atamamış ve İslâm’ı yok edememişti. Aksine, 1354 yılında Orhan Gazi yönetiminde Müslüman Türkler Balkanlar’a geçip yerleşmişti. Edirne Başkent yapılmıştı. Sırp Sındığı savaşı Avrupa yolunu açmıştı. Aradaki pek çok şanlı zaferi şimdilik geride bırakarak 1396 Niğbolu Zaferine geliyoruz. (Gelecek hafta, Haçlı İttifakına Kimler Katılıyor?)

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

                İSMAİL AYDIN KİMDİR?

                İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

                Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

                İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

                İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

                İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

                Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

                Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

                Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...
...