Rusya’nın, Ortaçağ Kiev Rus Devleti olarak ortaya çıkışı 9. Yüzyıla dayanır. Bu devlet dağılınca ortaya çıkan küçük devletler, Moğollar tarafından istilâ edilip Altın Orda Devleti’nin kolları haline gelir. Altın Orda Devleti’nden ayrılarak bağımsızlığını ilân eden Rus prenslikleri, yavaş yavaş yeniden birleşip Moskova Knezliğini kurarlar. Knezlikten çarlığa geçilir, hattâ Rusya’yı bir ara türeme çarlar dahi yönetir. Ruslar, memleketlerinin yabancı ellere geçtiğini görerek uyanırlar ve Moskova metropolitinin oğlu Mihail Romanov’u, III. Mihail olarak çar ilan ederler. Bu suretle Rusya’da Romanov hanedanı yönetimi başlar.(1613)
23.06.2020 02:28
1 yorum
2.995 okunma
ŞU RUSYA
İsmail Aydın

               Rusya’nın, Ortaçağ Kiev Rus Devleti olarak ortaya çıkışı 9. Yüzyıla dayanır. Bu devlet dağılınca ortaya çıkan küçük devletler, Moğollar tarafından istilâ edilip Altın Orda Devleti’nin kolları haline gelir. Altın Orda Devleti’nden ayrılarak bağımsızlığını ilân eden Rus prenslikleri, yavaş yavaş yeniden birleşip Moskova Knezliğini kurarlar.  Knezlikten çarlığa geçilir, hattâ Rusya’yı bir ara türeme çarlar dahi yönetir. Ruslar, memleketlerinin yabancı ellere geçtiğini görerek uyanırlar ve Moskova metropolitinin oğlu Mihail Romanov’u, III. Mihail olarak çar ilan ederler. Bu suretle Rusya’da Romanov hanedanı yönetimi başlar.(1613)

                Çar Mihail döneminde, “Kazaklar, bir fırsat bularak Osmanlıların Azak kalesini işgal edip bunu Ruslara verip yardım temin etmek istedilerse de, uzağı gören Çar Mihail, Osmanlılar ve Kırım hanlariyle kanlı maceralara sebep olacak olan Azak kalesini Osmanlılara iade etmiştir. (1643) 17. Yüzyıl ortalarına doğru Osmanlı İmparatorluğu karşısında Rusya’nın durumu budur.

                Mihail’in vefatı üzerine, dindar bir adam olan oğlu IX. Aleksi çar olur. (1645) Aleksi Lehlilerle ve İsveçlilerle harp ederek bazı yerleri alır ve 1661’de İsveçlilerle sulh yapar.

                “Aleksi’nin ilk zevcesinden Feodor ve İvan isimli iki oğlu ile Sofya isimli bir kızı; ikinci zevcesi Natali’den de Petro isminde bir erkek çocuğu olmuştu. Aleksi 1669’da vefat edince yerine büyük oğlu Feodor çar oldu. Aleksi’nin kızı Sofya haris bir kadındı. Feodor 1682’de öldü ve yerine İvan ile Petro beraber hükümdar oldular. Yaşları küçük olduğu için Sofya bunlara niyabeten idareyi ele alır.

                Sofya, iki defa Rus ve Kazak kuvvetleriyle Kırım’ı almak istediyse de, Kırım Hanı Hacı Selim Giray’ın çok şiddetli mukavemeti ve darbesi sebebiyle muvaffak olamıyarak geri çekilmiştir.

                Petro, yetiştikten sonra ilk fırsatta Sofya’yı manastıra attırıp İvan’la beraber müşterek hükümete devam ederler. Fakat Petro bizzat idareyi ele almıştı. Bu sırada Osmanlı devleti Avusturya, Lehistan ve Venedik ile harp etmekte idi. Petro, asıl maksadı olan Azak kalesini almak üzere pek büyük bir kuvvetle taarruza geçtiyse de muvaffak olamadı. (1695) Fakat ertesi sene tekrar gelerek burasını aldı; 1699’da Karlofca muahedesiyle Osmanlı hükümeti Azak kalesini Ruslara terke razı oldu.” (Uzunçarşılı, a.g.e.  Cilt III, sayfa 131-132)

                               RUSYA’NIN BİR GÜÇ HALİNDE ORTAYA ÇIKIŞI

                Rusların bir güç halinde ortaya çıkışı 18. Yüzyılda olur. Rusya, çarlık olmadan önce küçük bir knezlikti. Osmanlı İmparatorluğu ile ilişkileri Kırım hanlarının tacizlerinden kurtulmıya yönelikti. Petro dönemine kadar çarlar, Osmanlı padişahlarına yazdıkları şikâyet tarzındaki mektuplarda dostluklarını belirtiyor, Kırımlıların saldırılarından korunmalarını istiyorlardı. Rusya, Avrupa siyaset sahnesinde görünmeye başladığından itibaren, özellikle Petro I. Döneminden itibaren saldırgan bir politika izlemeye başlamıştı.

                Rusların ve Rusya’nın nasıl bir millet ve devlet olduklarını gösteren iki olayı incelememizin başında anmak istiyorum. Birisi, Rusya’nın dost görünerek Osmanlı mülkünde giriştiği siyasî manevraları, diğeri Kırım Hanı Devlet Giray’ın, Prut savaşı öncesinde Sultan III. Ahmed’i ikaz eden sözleri.

                Rus Çarı Petro, hududunu Kırım hanlığı ve Osmanlı hudutlarına dayadıktan sonra, Ruslarla aynı mezhepte olan Eflâk, Buğdan, Sırbistan ve Karadağ Ortodokslarını Osmanlı İmparatorluğu’na karşı isyana hazırlamağa başlar. Bundan maksadı, Osmanlı devletiyle harp ettiği sırada Türkleri içeride meşgul ederek, bu sayede vaziyetten geniş mikyasta istifade etmekti. Rus Çarı, kendini Rumların da imparatoru olduğunu ilân etmiş, Eflâk ve Buğdan voyvodalarıyla anlaşmıştı.

                Osmanlı hükümeti Rusların bu tahriklerinden haberdar olmakla beraber, Ahmed III. Ruslara karşı mülayim davranarak harp istemiyordu. Hâlbuki Ortodoks tebaanın kışkırtılması ve İsveç’le yapılan savaş Batı Avrupa’da endişe uyandırıyor, Fransa, Osmanlı hükümetinin İsveç’le beraber Ruslara karşı harbe girmesini istiyordu. Poltava muharebesinde yaralanan İsveç Kıralı Demirbaş Şarl, Osmanlı Devletine iltica etmişti. (1709)

                               RUSLARIN DOSTLUĞUNA GÜVENİLEBİLİR Mİ?

                Osmanlı memleketinde, devlet aleyhine iyice tertibat alıp hazırlanmış olan Petro, evvela Türkiye’de kalmasından korktuğu İsveç kıralını Bender’den çıkararak ele geçirmek ister. Muahede tatbik edilmezse, müttefiki olan Lehistan kıralı ile birlikte Osmanlı devletine harp ilan edeceğini bildirir. Osmanlı hükümeti nihayet uyanarak hakikatle karşılaşır. Çar’ın, muharebe tehdidini havi ültimatomundan sonra, 1710 Kasım’ından itibaren harp hazırlıklarına başlanır. Bu arada görüşleri alınmak üzere Kırım Hanı Devlet Giray da İstanbul’a davet edilmiştir. Padişahla görüşen Kırım Hanı şunları söyler: 

                 -“Eğer bu düşmanın sulhüne itimad buyurup gene tehlike haberleri nazar-ı dikkate alınmazsa cümle Kırım memleketi elden gider; tahkik bilin ki Rumeli’nin elden çıkmasına da sebep olur. Bu kâfirin maksadı İstanbul’dur; reâyânız ile yekdil ve yek cihettir.” ( Uzunçarşılı, a.g.e. Cilt VI, Sayfa 76)

                Bu sözlerle hâlâ tereddüt eden padişah ikaz edilmiştir.

                               PETRO ZOR DURUMDA

                Petro’nun kışkırtmaları ve saldırıları sonunda nihayet Prut savaşı yapılmıştır. Savaşa hazırlanan Rusya’nın bütün planları, Osmanlı ordusunun hızlı harekâtı sonunda suya düşmüştür. Petro’nun beklediği isyanlar gerçekleşmemiş, erzakı tükenmiş, vaziyetin vahametini görerek muvazenesini kaybetmiştir. Transilvanya’ya kaçmayı planlarken yanına giren Çariçe Katerina’nın teskin etmesi ve Katerina’nın iştirakiyle akdedilen askerî mecliste Osmanlı devletine sulh teklif edilmiştir.  Çeşitli hükümlerin yer aldığı andlaşmaya göre Azak kalesi üç ay içinde boşaltılarak Türklere teslim edilecektir.

                 Muhasaradan kurtulan Petro muâhedeye riayet etmemişti. Üç ay geçtiği halde teslime dair bir emarenin görülmemesi üzerine Osmanlı devleti yeniden harp hazırlıklarına başlar ve Ruslar nihayet kaleyi teslim ederler.

                İşte bu da tipik Rus karakteridir. Dost görünür ama düşmandır. Söz verir ama sözünde durmaz. Dünkü Ruslar böyle idiler de acaba bugünküler, sözlerinde duracak şekilde değişti mi? Değiştiler mi ki, Türkiye Cumhuriyet Devleti ile Suriye konusunda yaptıkları mutabakatlara uysunlar? 

(Gelecek hafta Petro Rusyası)

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Dostluk
İsmail bey tarihi bir yazıya yine imza atmışsınız. Atalarımızın bir sözü var. Ayı derisinden post gavurdan dost olmaz. Rus ne zaman dost oldu ki suriye konusunda dost olsun. Her zaman dikkatli olmalıyız. Saygılarımla başarılar dilerim.
Yorum Ekleyen: Rahmi ÜNALAN     24.06.2020 10:47:34
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya