Rusya’nın Osmanlı devletine savaş açması için bahanesi çoktu. Nasıl Baltık denizine çıkmak için İsveç ile savaştıysa, Karadeniz’e inmek için de Osmanlı devleti ile savaşıyordu. Bu hedef uğruna her yolu deniyor, daima bir harp sebebi buluyordu. Muahedelere aykırı olarak Lehistan işleri, Kabartaylar (Çerkesler), Tatar-Kazak mücadeleleri bu bahanelerden sadece birkaçıdır.
15.07.2020 03:34
2.767 okunma
İKİYÜZLÜ AVUSTURYA (NEMÇE)
İsmail Aydın

                Rusya’nın Osmanlı devletine savaş açması için bahanesi çoktu. Nasıl Baltık denizine çıkmak için İsveç ile savaştıysa, Karadeniz’e inmek için de Osmanlı devleti ile savaşıyordu. Bu hedef uğruna her yolu deniyor, daima bir harp sebebi buluyordu. Muahedelere aykırı olarak Lehistan işleri, Kabartaylar (Çerkesler), Tatar-Kazak mücadeleleri bu bahanelerden sadece birkaçıdır.

                Rusya aynı amaç doğrultusunda Avusturya ile de gizli andlaşma (1733) yapıyor, birlikte fırsat kolluyorlardı. Aslında bu andlaşma, Rusya ile Avusturya arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılması demekti. Avusturya İmparatorunun asıl hedefi Bosna-Hersek tarafları idi. Her iki devlet, Osmanlı Devleti’nin İran’daki müşkil durumundan istifade etmek istiyordu. Bekledikleri fırsat, Osmanlı Devleti’nin yapmakta olduğu İran seferiydi.

                 RUSYA TEK BAŞINA OSMANLININ KARŞISINA ÇIKAMIYOR

                “Rusya Çariçesi Osmanlı devletiyle yapacağı muharebeyi yalnız başına başaramayacağını düşünerek bu hususta Avusturya (Alman) İmparatoru VI. Şarl ile tedafüî (kendisini korumaya yönelik) bir ittifak yapmıştı; bu ittifak mucibince ibtida birden bire kendisi taarruza geçecek ve sonra Avusturya, iki taraf arasını bulmak için tavassut edip Osmanlı hükümetini oyalayacak ve hazırlığını yaptıktan sonra o da birden bire taarruza geçip Osmanlı devletini iki ateş arasında bırakacaklardı.” (Uzunçarşılı, a.g.e. Cilt IV, Sayfa 252)

                Ruslar iyice hazırlandıktan sonra biri Azak kalesi, diğeri Kırım yarımadasına olmak üzere iki koldan taarruza geçtiler. (10 Nisan 1736)

                Osmanlı hükümeti Ruslara karşı hazırlıksızdı. Bu ani taarruz hareketi ve Azak kalesinin muhasarası haberi karşısında şaşkınlık hasıl oldu. Yapılan bir toplantı neticesinde, ister istemez Ruslara harp ilânına karar verildi. (2 Mayıs 1736)

                Vezir-i Âzam Silâhdar Mehmet Paşa, Fransa, Avusturya, İngiltere, Hollanda ve Venedik hükümetlerine mektuplar yollayarak protesto ettiği gibi aynı zamanda tavassutlarını da istedi. Avusturya dışındakiler üzüntülerini ve kudretleri derecesinde ara bulmaya çalışacaklarını beyan ettiler. Avusturya başvekili, Vezir-i Âzam’ın mektubuna verdiği cevapta, Rusların yirmi seneden beri Osmanlılardan şikâyetçi olduğunu ileri sürüyor ve hüsnüniyet eseri gösterilmezse Avusturya’nın da harp edeceğini tehdit yollu bildiriyordu.

                Avusturya İmparatoru Şarl VI., Osmanlı Devleti  aleyhindeki maksadını gizliyerek, güya Osmanlı-Rus harbini önlemek için zahiren ara bulmağa teşebbüs etti ve İstanbul elçisi Talman’ın murahhas tayin edildiğini bildirdi.

                               AVUSTURYA OSMANLI DEVLETİNİ OYALIYOR

                Talman, Osmanlı ordusunun bulunduğu Babadağı’na davet edilip geldi ve imparatorun sadrazama üç teklifini bildirdi. Bunlardan biri Rusların Osmanlılardan şikâyetlerini havi idi; ikincisi Avusturya ile Rusya arasında hiçbir devletin aleyhine olmamak üzere- harpte ve sulhte ittifak olduğu ve bundan dolayı Osmanlı-Rus husumetinin kış esnasında halledilmesi ve üçüncüsü de Avusturya’nın Osmanlılarla daimi surette sulh içinde yaşamak istemesi.

                Osmanlı hükümeti, üçüncü madde için hiçbir tereddüde mahal olmıyarak kabul edildiğini fakat Ruslarla anlaşmak için Azak kalesinin iadesinin şart olduğunu ileri sürmüş, Talman da bunları imparatora arz edeceğini beyan etmiştir.

                Bütün bu görüşmelerde sadrazam kethüdası Osman Halisa Efendi başrolü oynamaktadır. Bu zat, Avusturya’nın iki tarafın arasını bulacağına inanarak diller dökmek suretiyle Talman’dan yardım bekliyordu. Talman ise, tavassut vesilesiyle ilkbahara kadar işi uzatarak Osmanlı Devleti’ni sulh yapılacak diye hazırlıksız bırakmak istiyordu. Kendisine tavassut için söylendiği zaman:

                -“Sizler Azak kalesinden geçmiyorsunuz, Moskov da aldığım aldıktır, vermem diyor, ikisinin arası münasip bir şey bulunsun ve bu işi İmparatora yazayım” diye işi uzatıyordu.

                               OYUN İÇİNDE OYUN

                Nihayet her iki tarafın müzakere etmesi kararlaştırıldı ve görüşme yeri olarak Kodak mevkii belirlendi. Fakat Avusturya temsilcilerinden Ostein, burasının Ruslara uzak olup, Rusya ile Avusturya arasındaki anlaşma gereğince iki taraf anlaşamadığı takdirde, Mayıs ortalarında İmparatorun Ruslara yardım etmesi ihtimaline binaen, bir an evvel görüşüp anlaşmak için daha yakın bir yerin belirlenmesi lazım geleceğini beyan etmekle oradan Sarika’ya ve daha sonra da Lehistan’da müzakereye karar verdiler. Osmanlı devletine baskıyı da içeren bu haller, vakit kazanmak isteyen Avusturya temsilcisinin desiselerindendi. Nitekim Mayıs ortalarından evvel iki tarafı anlaştırmak isteyen Avusturya temsilcisi, üç aydan fazla Osmanlı temsilcilerini bekletti. Alınan tertibat üzerine Rus temsilcileri Lehistan’da müzakere yeri olarak kabul edilen Boğ nehrinin sağ sahilinde bulunan Niyamirov kasabasına henüz gelmemişlerdi. Nihayet, 16 Ağustos 1737’de, şiddetli tartışmalarla müzakerenin ilk celsesi yapıldı. Ruslar yeni tekliflerle gelmişlerdi. Sonunda, Avusturya temsilcisi ikinci oturumda maskeyi yüzünden attı, o da, çeşitli isteklerle birlikte Avusturya’nın bu tavassut hizmetinden dolayı ve yapılan harp hazırlıkları için on iki milyon flori tazminat istedi.

                Böylece aradan yedi ay geçmişti, sulh olacak diye Osmanlı Devleti hazırlıksız yakalandı. Avusturya’nın Rusya ile birlikte harbe iştiraki hakkında anlaşma yapıldı. (9 Ocak 1737) Bu durum Talman’a bildirildiği halde, Talman bundan sadrazamı haberdar etmemiştir. İşte bunun adı ikiyüzlülüktür, ihanet içinde ihanettir.

                               GAFİL VE ACİZ YÖNETİCİLER

                Hudut kalelerini koruyan kumandanlar, Avusturya’nın sulha tavassutunun hükümeti iğfale yönelik olduğunu bildirdikleri, Özi, Bender, Vidin ve Niş’e asker gönderilmesini istedikleri halde, Halisa Efendi bunları dikkate almamış, sadrazamı da yanılmıştı. “Nemçe’nin ahdi bozmıyacağına ben kefilim” diyordu. Nihayet Avusturya, Rusya ile yapmış olduğu gizli anlaşmaya göre Osmanlı Devletine savaş açtı.

                Hudut kumandanlarının ikazlarını nazarı dikkate almayan, kalelere asker göndermek istemeyen sadrazam kethüdası Osman Halise Efendi, gafil avlandığını görünce şaşırmıştı. Bu şaşkınlık ve şımarıklığının bedelini başı ile ödeyerek katledilmiş, aciz sadrazam da azlolunarak yerine Bender muhafızı Muhsin-zâde Abdullah Paşa Vezir-i Âzam olmuştur.

                Netice; Osmanlı hükümetini oyalayan Avusturya, birden bire Osmanlı topraklarına tecavüz edince, bu hal heyecanı mucip olmuş; fakat bilhassa Padişah I. Mahmud ümitsizliğe kapılmıyarak büyük bir azimle işe atılmıştır. Bosna cephesi, Hekimoğlu Âli Paşa kumandasında Malazgirt benzeri bir direniş göstermiş, değerli kumandanlarının gayretleri sonucu Avusturya cezasını çekerek Belgrad andlaşmasını (1739) imzalamağa ve Pasarofca andlaşmasıyla  aldıkları yerlerin bir kısmını geri vermeğe mecbur olmuştur. (Bkz, geniş bilgi için Uzunçarşılı, a.g.e. Cilt IV, Sayfa 250-290)

                               OSMANLI ALEYHİNDE GİZLİ ANDLAŞMALAR BİTMİYOR

                Avusturya ile Rusya arasında başka bir gizli andlaşma da 8 Temmuz 1876’da yapılmıştır. Bu andlaşmaya göre, Sırbistan, Karadağ ve Avusturya, Bosna-Hersek’i paylaşacaklar; Rusya Besarabya’yı ve Batum bölgesini alacaktır. Harp, Osmanlı Devleti’nin felâketini neticelendirecek şekilde sonuçlanırsa Balkanlar’da Arnavutluk, Bulgaristan ve Rumeli şeklinde üç yeni devlet kurulacak; Teselya ve Epir Yunanistan’a verilecektir.

                Peki, ya İstanbul?  İstanbul kimin olacak? İşte bu sorunun cevabı yoktur çünkü İstanbul paylaşılamıyan şehirdir. O sebeple İstanbul’un kimin olacağı hususu hep tartışma konusudur. Bundan dolayı İstanbul şimdilik serbest şehir haline getirilecektir.

                Not: Bu savaşlar sırasında, Malazgirt ruhunun dirilişini yaşatan Bosna direnişini, bu cephede görevli Hekimoğlu Ali Paşa ile Bosna Gazilerinin kahramanlıklarını kısmet olursa başka bir yazıyla paylaşmak arzusundayım. (İ. Aydın)          

                Gelecek hafta, Osmanlı’nın Hâmisi Olma Arzusu.

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya