Fransa “Kutsal Yerler” konusunda Rusya’nın gerisinde kalmak istemez. Bu hal, 1848 ihtilalında cumhurbaşkanlığına seçilen Lui Napolyon’un kendisini imparator ilan etmesine kadar sürer. (Fransa’nın 1848-1870 dönemi. Lui Napolyon, nam-ı diğer III. Napolyon.)
30.08.2020 10:48
1 yorum
1.513 okunma
KUTSAL YERLER VE LUİ NAPOLYON
İsmail Aydın

                 Fransa “Kutsal Yerler” konusunda Rusya’nın gerisinde kalmak istemez. Bu hal, 1848 ihtilalında cumhurbaşkanlığına seçilen Lui Napolyon’un kendisini imparator ilan etmesine kadar sürer. (Fransa’nın 1848-1870 dönemi. Lui Napolyon, nam-ı diğer III. Napolyon.)

                Lui Napolyon, cumhurbaşkanı seçildiği günden beri imparator olmayı tasarlıyordu. Bu işte Katolik partisinin büyük yardımını görür. Kutsal Yerler probleminden yararlanarak, hem Napolyon Bonapart zamanında Fransa’ya karşı kurulmuş olan siyasi cepheyi parçalamak istiyor, hem de bu konuda inisiyatifi tamamen Rusya’ya kaptırmak istemiyordu. Osmanlı devletinden, Meryem’in mezar ve türbesinde, Kutsal Taşta, İsa’nın mezarında Katolik haklarının tanınması gibi isteklerde bulunur.

                Fransa’nın bu istekleri, İstanbul’daki Avusturya, İspanya, Portekiz, Sicilya ve Toskana temsilcileri tarafından da desteklenir. Ancak problem olarak ortaya konan mesele, Fatih, Yavuz Selim ve Kanunî dönemlerinde konan kurallara göre Ortodoksların lehine olarak çözümlenir. Çünkü 1455’de Kudüs Rum patriği İstanbul’a gelerek, Halife Hz. Ömer’in kutsal yerler hakkında Ortodokslara haklar tanıyan bir yazısını Fatih’e göstermiş ve Fatih buna saygı göstererek haklarını tanımıştı. O tarihlerde Rusya’nın henüz adı bile ortada yoktur. Hâl böyle iken Ortodoks Rus hacılarının Kudüs’e kadar gönderilmesi Rumları şımartır. Rus Çar’ını, bu kararların alınmasında rol sahibi saydıkları için, onu kendilerinin bir hâmisi ve Avrupa siyasetinin bir hakemi gibi görmeye başlarlar.

                Napolyon III. Kutsal yerler probleminin umduğu gibi çözülmemesini Çar’ın işe karışmasına yoruyordu. Nikola I.’in kendisine yolladığı mektupta, hükümdarların birbirlerine yazışırken kullandıkları “kardeşim” yerine “dostum” demesini de bir türlü unutamıyordu. Bu sebeplerden dolayı Rusya’ya çatmak için fırsat kolluyordu ki bu fırsat, Prens Mençikof’un, İstanbul’a olağanüstü elçi gönderilmesiyle doğmuş oldu. Çar Nikola I., Mençikof’un Bâbıâlî’ye yapacağı baskı ile Osmanlı devletini himâyesine almayı düşünüyordu.

                   PRENS MENÇİKOF’UN KÜSTAH HAREKETLERİ

                “Mençikof, prens, amiral, deniz işleri bakanı ve Finlandiya genel valisi rütbe ve sıfatlarını şahsında taşıyordu. Kendisine refakat edenler de ya prens yahut büyük rütbeli askerlerdi. Elçilik heyeti, daha çok, bir başkomutan ile kurmay heyetine benziyordu.

                Prens Mençikof İstanbul’a bir harp gemisi ile geldi. Karaya çıkması ve karşılanması bir elçiden çok, fatih bir generalin karşılanması gibi oldu. Elçilik adamlarından başka, binlerce Ortodoks, büyükelçiyi Tophane’de o vakte kadar görülmemiş törenlerle karşıladılar.

                Mençikof, İstanbul’u tesir altında bırakacak şekilde harekete başladı:

                Bâbıâlîy’e yaptığı ziyarette büyük (resmî) üniforma giymesi gerektiği halde, sivil elbise giydi. Sadrazamdan sonra hariciye nazırını ziyaret etmesi diplomasinin nezaket kaidelerinden iken, bu ziyareti yapmadıktan başka, sözde, sözünü tutmıyan bir adam olduğu için Hariciye Nazırı Fuat Efendi (Daha sonra Paşa ve Sadrazam) ile görüşmek niyetinde olmadığını bildirdi.

                Eski devirlerde olsa, Rus olağanüstü elçisi derhal Yedikule’ye hapsedilir ve Osmanlı hükümeti Rus hareketlerini harp ilânı ile temizlerdi. Fakat o günler artık geçmişti. Hükümet zayıflığını bildiği için, hakaretlere tahammül etmeyi de öğreniyordu.” (Karal, a.g.e.  Cilt V, Sayfa 227-228)

                 MENÇİKOF HÜKÜMETE MÜDAHALE EDİYOR

                Hariciye Nazırı Fuat Efendi görevinden çekilir ve yerine Rıfat Paşa getirilir. Mençikof bu başarılarından memnundur. İstanbul’da boy ölçüşecek ne bir devlet adamı, ne de bir diplomat bulamıyordu. En çok endişe ettiği, İngiliz ve Fransız elçileri idi. Onlar da izinli olarak memleketlerine gitmişlerdi. Rus isteklerinin Bâbıâlî’ye kabul ettirilmesi kolay olacaktı.

                 Mençikof, sözlü bir nota verir ve Osmanlı İmparatorluğundaki Ortodoks tebaanın durumunu açıklayan yeni bir andlaşmanın yapılmasını ve Kutsal Yerler problemindeki isteklerinin kabulünü ister. Bu andlaşmaya göre Çar, Osmanlı tebaası olan on iki milyon ortodoksun hâmisi durumuna girecekti. Osmanlı devlet adamları bu teklifi kabul etmezler. Bu teklif kabul edilmeyince Mençikof yeni bir teklif getirir, “bu işin bir andlaşma yerine bir senet ile de görülebileceğini” ileri sürer. Şüphesiz böyle bir teklifin kabulü de bir devletin hükümranlık haklarıyla telif edilemezdi. Mençikof, yapılan müzakerelerin gizli tutulmasını istemişti ama durum bir defa daha Fransızlarla İngilizlere bildirilmiştir.

                 Bu sırada İngiliz ve Fransız elçileri İstanbul’a dönerler. Üç hafta süreyle bu dikenli problem Türkiye, Fransa ve Rusya arasında görüşülür ve eski kurallara göre üç tarafı da memnun edecek bir çözüme ulaşılır. Artık korkunç anlaşmazlık ortadan kalkmış sayılabilirdi. Fakat işte bu sıralarda Rus elçisi, tekrar Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ortodoks tebaanın himâyesinin Babıâli tarafından bir senet ile tanınmasını ister. Mukabilinde de Çar’ın dostluğunu vaad eder. Kabul ve red için beş gün de mühlet verir. Bu arada Bay Mençikof, padişahı ziyaret ederek, Dışişleri Bakanlığına bu defa da Rıfat Paşa’nın yerine Reşit Paşa’nın getirilmesini sağlamıştır.

                Paşa, bir harp çıkması ihtimallerini de hesaba katarak, devlet adamlarından ve ulemadan oluşan 46 kişilik bir meclis toplar, Mençikof’un teklifleri incelenir ve 43 kişilik bir çoğunlukla reddedilir. Rusya, Osmanlı hükümetinin bu hareketini, münasebetleri kesmek için bir sebep olarak kabul eder. Osmanlı İmparatorluğunda harp hazırlıkları başlar.

                 İşte bu, Rusya’ya çatmak için Napolyon III.’ün beklediği fırsat idi. Bu şekilde gelişen Kutsal Yerler Meselesi Rusya’yı ileride Kırım Harbi’ne sürükliyecektir.

                Gelecek Hafta, Eflâk ve Buğdan’ın Ruslar Tarafından İşgali.

 

ÖNEMLİ NOT: TÜRKİYE 1947 ANDLAŞMASININ TADİLİNİ İSTEMELİDİR

İsmail Aydın

                Bu çalışmanın ilerleyen bölümlerinde geleceği üzere, Doksanüç Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus harbi sonunda imzalanan Ayastefanos Andlaşması (3 Mart 1878), Osmanlı devletini adeta esir almış, İngiltere ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun elini kolunu bağlar hale getirmişti. Osmanlı devleti Avrupa kıtasından tasfiye edildikten başka İstanbul kapıları da Ruslara açılmıştı. Bu durumdan rahatsız olan Avusturya ve İngiltere derhal harekete geçerek andlaşmanın tadilini istemişlerdi. Ruslar bu isteği 4 Mart 1878’de kabul ederek bir konferans toplanmasına razı olmuşlardı. Berlin’de 13 Temmuz 1878’de toplanan kongrede, Ayastefanos andlaşması Paris konferansı şartlarını esas alacak şekilde yeniden düzenlenmiş, İngiltere’nin Hindistan yolu emniyet altına alınırken, Avusturya’nın Adriyatik denizi üzerinden Akdeniz’e inme hayali yeniden canlanmıştı.

                Türkiye,  bu andlaşmaları örnek göstererek Doğu Akdeniz ve Ege’de karşılaştığı fiili durumun sebebi olan 1947 Paris-İtalyan andlaşmasının tadilini istemelidir. Bu andlaşmalarla çizilen hudutlar, hükümranlık haklarına ve hakkaniyet ilkelerine aykırı olduğu gibi bölgesel barışı da tehdit etmektedir.             

Bu açıdan Türkiye, Avrupa tarafından şımartılan Yunanistan’ın tahriklerine kapılmadan, Doğu Akdeniz ve Ege’de karşılaştığı problemi aşmak için öncelikle bütün diplomatik kanalları sonuna kadar kullanmalıdır.

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Yunanistan
Diplomasının Türkiye ye bir yarar getireceğini düşünmüyorum.O nedenle elbette o yollar denenmeli ama yapılacak işin bir an önce adalara asker çıkarıp gaspedilen haklarımızın geri alınmasıdır.Dünya ne der diyorsanız ne derse desin ve ne yaparsa yapsın derim.Başka bir yol bana görünmüyor.
Yorum Ekleyen: Ahmet Günal     5.09.2020 10:23:12
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya