Yazının başlığı ,Rus ve dünya edebiyatının simge isimlerinden Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabında ara başlık olarak kullandığı başlıklardan birisidir.Kitapta 35 ara başlık var.Bu, son başlık.Sanki kitabın mesajıdır.
23.10.2018 13.43
193 okunma
“Kader adaletsizlik yapmaz"
Av. Sabri Turhan

Yazının başlığı ,Rus ve dünya edebiyatının simge isimlerinden Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabında ara başlık olarak kullandığı başlıklardan birisidir.Kitapta 35 ara başlık var.Bu, son başlık.Sanki kitabın mesajıdır.

 

Romanın kahramanı Raskolnikov,bir tefeci kadını öldürür. Hiç hesapta yokken,olayı, ölen kadının kız kardeşi de gördüğü için, görgü   tanığı bırakmamak adına, O’nu da öldürür Raskolnikov..Bir derken iki kişinin katili olur yani.

 

İlk zaman çok soğukkanlı olarak hareket eden, çevrede bıraktığı imaj sebebiyle zaten katil olması asla düşünülemeyecek olan Raskolnikov,için için kendini yer.Katil olma duygusu, içinde büyük bir ur gibi büyür.Bazen kendini katil olamazmış  gibi görür. Zamanla  o kadar kuşkucu bir hal alır ki,birisi yanında “ölüm”den, “katil olmaktan” bahsetse; ”acaba beni mi kastediyorlar” diye evhamlanır.

 

Romanın kahramanı, zamanla kendi kendini şiddetli şekilde sorgulamaya başlıyor.Önce tefeciyi öldürmek niye suç olsun,o zaten suçlu idi diyor.”Bir hastalığı,bir mikrobu ortadan kaldırmak niye cinayet olsun”diyor.Suç, sosyal düzenin bozukluğuna karşı bir protestodur diyor.O sıralarda Çarlık Rusya’sında halk bezmiştir.60 yıl sonra Bolşevikler ihtilal yapacak ama,bunun hazırlığı da sürmektedir. Burada Raskolnikov’da, Bolşeviklerin Çar’a karşı gösterdikleri direnişten izler vardır belki. Raskolnikov, bir ara; “para ve kaynaklar eşit davransa suç diye bir şey olmaz” da der.

 

Sonra, romanın kahramanı, kendi kendini eleştirmeyi de ihmal etmez.Bir ara; “Kocakarıyı öldürerek tefeciliği ortadan kaldırdın mı sanki ”der, kendi kendine..

 

Raskolnikov,düşündükçe düşünür.Yeni şeyler bulur:”Tüh, Allah kahretsin! Ben kim, süper adam kim? Kokuşmuş ve hastalık halini almış sistemi değiştirmek dâhilerin işidir.Muhammed,sistemi zorlayacak ve devirecek güce erişinceye  kadar putlara dokundu mu?Sistemi ezip ayakları altına aldıktan sonra dır ki,putları devirdi.Neden:Putlar birer semboldü. Ben ne yaptım?Sembolden, yani kocakarıdan işe başladım”diye muhakeme yapar…”Pöh!..Benimki cüce kahramanlık..Napolyon bir tefeci kocakarının karyolasının altında ne işi olabilirdi?  Napolyon hiç ölü soyar mı”der,kendini suçlar..Öldürdüğü tefecinin sakladığı yerden altınları çalmasını da tenkit eder böylece..

 

Kısacası roman bu heyecanlı haliyle devam edip gider.Dostoyevski’nin romanları zaten harikadır. Rus Edebiyatının zaten birkaç devi vardır.Bana göre l.dev,Tolstoy’dur.Ancak bugünkü konumuz Suç ve Ceza’dır.

 

Romanda öyle benzetmeler, öyle edebi cümleler vardır ki,belki o ifadeler edebiyat açısından kitabı efsane haline getiren sebeplerdir. Bir cümle ile dünya kadar olayı,heyecanı ve hissiyatı anlatmış gibi olabilirsiniz.Kitabın yer yerinde yazar,Raskolnikov ile annesi Pulheriye Aleksandrovna’yı karşılaştırır.

 

O sıralar,Raskolnikov biraz hasta, biraz da annesinin o an için  oraya gelmesini istememektedir. Ama roman bu ya, annesi oğlunun yanına gelmiştir.Romanın kahramanının  istemediği ve beklemediği bir andır o an.Anne, hasretle oğluna yaklaşır.Raskolnikov, annesine biraz isteksiz sarılır. Yazar bunu şöyle anlatır:”İki bulut çarpıştı ama,yağmur yağmadı”.Bu,ifadeler o hali anlatan büyük bir edebiyat ifadesidir. Sonra bir yerinde romanın kahramanının taşıdığı heyecanı ifade etmek için yazar,”Koşmak, yirmi adımı bir nefeste almak ve sokağın köşesini dönüp, gözden kaybolmak istiyordu ”der. Sevinci ancak bu kadar güzel anlatabilirsiniz.

 

Romanı okutan yazarın dilidir.Hele bu, yabancı bir eser ise, orada maharet, mütercimindir.Mütercim düzgün bir çeviri, kelimeleri yerli yerinde kullanma maharetini gösterebilirse, o dilin okuyucuları için bir hazine bırakmış gibi olur.Ben, Suç ve Ceza’yı bir kaç kere okudum.Hatta son okuduğum kitabı bir önceki dönemde de okumuşum.Bunu, bazı yerlerin altına çizerek okuduğumdan anladım.Kitaba başlayınca elinizden bırakamıyorsunuz. Oyla güzel cümleler kurulmuş,öyle benzetmeler yapılmış ki, kitap, isimler Rus  ismi olmasa  Türkiye’de bir yerleri  mi anlatıyor  dersiniz.

 

Sanki mütercim,bazı kelimelerin Rusça’dakinin tercümesini değil de,Türkçe aslını yazmış  diyesiniz geliyor.Veya bizde kullanılan bu kelimeler onlarda da varmış, diyorsunuz.

 

Mesela,bir yerde bir arkadaşından bahsederken; “evde bulamadım keratayı”diyor.Acaba Rusça’da “kerata” diye bir sevimli taciz kelimesi var mıdır?Yoksa bunu bizim mütercim mi yazmıştır?Nasıl olsa o manaya geliyor diye..Merak ettim..Kitabın her yerinde bizim tabirlerimiz çokça sıralanıyor; ”Dost başa düşman ayağa bakar..Çarşıya öte- beri almaya gittim…Bir bakış fırlattı bana..Devirdiğin çamlar bini buldu..Bugün çok konuştuk ama, hep havanda su dövdük.. Ver bir sigara tellendirelim..Seni gidi seni.. Canına yandığımın  mesleği..gibi ifadeler bizim, Anadolu’da kullandığımız ifadelerdir. Bunlar ve bunlara benzer ifadeler, romanda sıkça kullanılmış.O zaman Romanı Rusça değil de Türkçe yazılmış Türkçe deyimler kullanılmış duyguları ile okuyorsunuz..

 

Öyle ki,romanın bir yerinde; bizim, Anadolu  örfünü de görüyoruz diyesiniz geliyor .Bir roman kahramanı; diğerine “ver elini öpeyim”diyor.Oysa el öpme, sadece Anadolu insanında vardır.İslam ülkelerinde bile el öpme  yoktur.Anadolu’da “yüksük”diye bir alet- meta vardır.Yüksük daha ziyade terzilerin parmağına  iğne batmasın diye kullandığı kalın metal alettir.İğne tutmayan eline yüksük takılır.Yüksüğü bu romanda da gördük.”Parmağına  yüksük taktı” diyor.Ama oradaki yüksük,terzi yüksüğü değil..Normal yüzüğü kastediyor. Böyle böyle heyecanla romanı okumaya devam ederken bir yere geliyorsunuz,romanın kahramanlarından birisi Petesburg’a gidiyor.Bir başkası,nerede kalıyorsun diye soruyor. O da “Edirne Palas Otelinde “ diyor.Bu da şaşırtıcı bir durum oluyor.Suç ve Ceza’da Türk deyimleri ile ve şehirleri ile iç içesiniz yani.Türk tabirleri ile süslemek, yabancı roman okumanın sevdirilmesinden mi kaynaklanıyor demekten kendinizi  gene alamıyorsunuz..

 

Derken romanın sonuna geliyorsunuz.Bu kadar suçluluk psikolojisi içindeki Raskolnikov,ne yapacak.?

Bu sıkıntıdan, bu iç hesaplaşmadan kurtulabilecek mi? İçi içini yiyen bir adam, daha ne kadar gezip tozabilir? En sonunda herkesin konuştuğu cinayeti işlediğini,önce kız arkadaşı Sonya’ya anlatır.Sonra kız kardeşi Rodya’ya..Kendi kendine; “vicdan azabı içinde yaşamaktansa, çile çekmek ondan iyidir” düşüncesi ile karakola  gidip gerçeği anlatmak ister.Karakola vardığında komser,cinayeti O’nun işlediğini zaten bildiğini söyler. Raskolnikov yargılanır.Sibirya’da kürek cezasına  çarptırılır.

 

Romanlarda asıl düşünce yazarındır.Yazar, kendisi konuşmaz. Makale değil ki, bu kendi görüşünü anlatsın. Yazar diyeceklerini kahramanına  konuşturur. Kitabın son bölümünün adı da; “Kader Adaletsizlik Yapmaz”dır.Dostoyevski, suç işleyenlerin yaptığı  kendine kar kalmaz der.Her suçun bir cezası vardır der,demek ister.Ama bir suçlu, bu kadar sevimli nasıl anlatılır.. O da, O’nun mahareti.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya