Ra’d suresinde bahsedilen mesellerin tadâdî geçişi meallerde şöyledir:
06.03.2021 01:42
1 yorum
1.396 okunma
RA’D SURESİNDE GEÇEN MESELLER
İsmail Aydın

Ra’d suresinde bahsedilen mesellerin tadâdî geçişi meallerde şöyledir:

Allah O’dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz… Yeryüzünü enine boyuna yayıp döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar meydana getiren ve yeryüzünde meyvelerin hepsinden iki çift yapan O’dur. Sürekli olarak gece ile gündüzü birbirine dolamaktadır. Düşünecek olan bir kavim için bunda muhakkak ki, ibretler vardır... Size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren ve o yağmur yüklü bulutları meydana getiren O’dur… De ki: Hiç kör ile gören bir olur mu? Hiç karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Gökten bir su indirdi de vadiler, kendi miktarlarınca sel olup aktılar. Sel de suyun yüzüne çıkan bir köpük yüklendi. Bir ziynet eşyası veya bir değerli mal yapmak için, ateşte üzerini körükledikleri madenlerden de onun gibi bir köpük meydana gelir. İşte Allah hak ile batılı böyle çarpıştırır. Fakat köpük atılır gider, insanlara faydası olan ise yerde kalır. İşte Allah böyle misaller verir… Allah dilediği kimseye rızkı genişletir, daraltır da. Onlar ise dünya hayatı ile ferahlanmaktalar. Oysa dünya hayatı ahiret hayatının yanında bir yol azığından ibarettir… Onlar ki, iman etmişler ve Salih ameller işlemişlerdir, ne mutlu onlara, varacakları yer de ne güzeldir… Andolsun ki, senden önceki peygamberlerle de alay edildi. Ben de o kâfirlere bir süre için meydan verdim. Sonra da tuttum onları cezalandırdım. O vakit azabım nasıl imiş (gördüler)…” (Ra’d, 13/2-3-12-16-17-26-29-32)

BULUT İNŞA EDER GİBİ MÜMİN TOPLUMLARIN İNŞASI

O (Allah), korku ve tama içinde, şimşeği çaktırır ve onu size gösterir. Siz de onu görünce hem korkarsınız, hem de ümide kapılırsınız. Yani yıldırım düşmesinden hem korkarsınız, hem de o karanlıkları yaran parlayışından neşelenir, arkasından rahmet beklersiniz, ekinlerinizden bereket ümit edersiniz. Kur’ân ve özellikle de Ra’d Suresi işte böyledir. Ve O (Allah) ağır bulutlar inşa eder. Yani hafif hafif buhar zerreciklerinden havaya uzanıp çekilmiş, yağmurla dolu olan ağır bulutlar meydana

getirir. Ki, geleceğin iman feyzi ile gönülleri dopdolu olan mümin toplumlarını da Allah böyle inşa edecektir. Gerçekten, Resulullah’ın arkadaş topluluğu böyle inşa edilmiştir.

Böyle bir toplum inşası, bugün de boynumuzun borcudur. “Ben ibadetimi yaparım, gerisine karışmam” diyenler belki buna itiraz edebilirler. Peki, ama Hz. Peygamber’in ortaya koyduğu mücadeleye rağmen, böyle söylemek mümkün mü, böyle bir Müslümanlık var mı?

İnsanların fırtınalı ve yağmurlu havalarda görüp duydukları iki olay mesel verilmiş: Şimşek ve gök gürültüsü. Ve ra’d, O’nu hamd eder. Şimşek ile birlikte olan ve daha sonra işitilen o gök gürlemesi, o yürekleri yerinden oynatacak gibi tepede patlayıp, yerleri ve gökleri sarsarcasına ufuktan ufuğa yayılan o çatlayış ve gürleyiş, Allah Teâlâ’nın nimet ve rahmetini, azamet ve kibriyasını ilan ederek O’nun ulûhiyetinin şanını tesbih ve tenzih eden bir sestir ki, bütün bir âleme haykırır.

Hak ve batıl ayırımı için temsil ve yapılan tasvir ise bilinen iki nesne ile yapılmış, sel ve köpük. O, yağmur yüklü bulutlardan su indirdi ve vadiler alabildiğine sel oldu. Sel yüze gelen bir köpük yüklendi. Tıpkı, ziynet eşyası veya kap kacak yapmak maksadıyla ocak üzerine konup ateş yakılarak eritilen madenlerin üzerinde oluşan köpük gibi. Yüce Allah, hak ile batıla böyle misaller getiriyor. Her iki misalde de söz konusu edilen köpük atılır gider, geriye faydalısı kalır. Batıl işte böyledir. Hak ve hakikat kaynayıp coşarken, batıl her ne kadar bazen üste çıkmış görünse de nihayet köpük ve kef gibi atılır ve kaybolup gider. Gökten indirilen ve hayat kaynağı olan halis su, Kur’ân’ı Kerim’in temsilidir.

ALLAH’A İNANMAYANLAR KURTULUŞ İÇİN NELER VERİRLERDİ NELER!

Rablerine icabet edenler için en güzeli vardır ki o da cennettir. O’nun davetine icabet etmeyenler, yani emirlerine uymayanlar “yeryüzündeki şeylerin hepsi ve bir o kadarı daha kendilerinin olsa, elbette hepsini fidye olarak feda edip kurtulmak isterlerdi.” Yüce Allah, böylelerinin durumunu da kötü hesapla tasvir ediyor: “Bunlar yok mu bunlar? Hesabın kötüsü işte bunlar içindir. Ve varacakları yer cehennemdir. Ve o ne fena yataktır.” (Ra’d, 13/18) Yatak da bir meseldir ve burada kâfirlerle alayı içerir.

“Şimdi sana indirilenin hak olduğunu bilen bir kimse, kör olan bir kimse gibi olur mu?” Şüphesiz ki bir olmaz. “Fakat bunu ancak üstün akıllı ve temiz vicdanlı kimseler idrak ederler.” (Ra’d, 13/19)

Takip eden ayetlerde, hak davetine icabet etmeyenlerin durumu ile güzel akıbetin ve kötü hesabın ayrıntıları açıklanıyor. Şöyle güzel bir sonucu kim istemez? “Adn cennetlerine girecekler, atalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden Salih olanlarla birlikte olacaklar. Melekler de her kapıdan yanlarına girip şöyle diyecekler: Sabrettiğiniz için size selam olsun. Ahiret yurdu ne güzeldir.” (Ra’d, 13/23-24)

Başkasıyla değil, “İman etmiş ve kalbleri Allah zikriyle yatışmış olanlar, evet, iyi bilin ki kalbler Allah’ın zikri ile yatışır.” (Ra’d, 13/28)

Ancak Allah zikri ile gönüller huzura erer, içsel acılar, sancılar şifa bulur, sükûna kavuşur, yatışır. Çünkü her şeyin başlangıcı ve sonu Allah’a bağlıdır. Allah, daha üstü ve daha ötesi olmayan, sınırdan ve miktardan münezzeh yüceler yücesi olduğundan, gerek dış dünyadaki varlıklarda, gerek vicdanda O’ndan ilerisi yoktur ki, fazla bir kalb hareketine imkân ve ihtimal bulunsun. Allah deyince, düşünceler hareket hedefinin son noktasına erişmiş, mantıklar durmuş, bütün duygular, bütün

korkular ve ümitler son durağına dayanmış bulunur. Gönüller O’nun dışında hangi dünya nimetine meylederse etsin, hangi isteğe ulaşırsa ulaşsın, onların hepsinin daha iyisi ve üstünü, daha ötesi bulunduğundan hiçbirinde karar kılamaz. Hiçbiri ruhun özlemini gideremez, heyecanın doyum noktasına ulaştıramaz. Haz ve lezzette daha yükseğine ulaşmak ister. Bu da, hırsın sonucu devamlı bir çırpınışı ve çabayı gerektirir ki, sonuç itibariyle bu durum huzura, sükûna kavuşamamak demektir.

Şüphesiz ki bu zikir sadece dil ile zikir değildir. Sürekli Allah ile beraber olmaktır, fiilî zikirdir. Yüce Allah’ın insanlara va’z ve öğütlerini hatırlatmasından dolayı Kur’ân’ın bir ismi de zikirdir. Dolayısıyla zikir önce Kur’ân’ı okuyup anlamaktan başlar ve sonra bütün hayatı kuşatan Salih ameli kapsar. Allah yolunda çalışmayı, Allah’dan rızık istemeyi kapsar. Huzurun şartı iman etmek ve Salih amel işlemektir. Zorluk ve darlıkta sabır, kolaylık ve bollukta şükür. Mesele,“Fukarâ-i sâbirîn’den veya ağniyâ-i şâkirîn’den” biri olmaktır. İlâhi rızada herkes eşittir, fakir de zengin de birdir. Mühim olan, nimet ve sıkıntının esas gayesini ve hikmetini düşünmektir. Kur’ân bunu öğütlüyor insana.

PEYGAMBERE VE MÜMİNLERE TESELLİ

Allah’ı inkâr edenler, peygamberle de alay etmekten geri durmamışlardır. Önceki toplumların inkârcıları peygamberlerden mucize isterken, “dağ yürüse, altın olsa, şu olsa bu olsa, haydi tehdit ettiğin azabı getir” gibi iddiaları ileri sürerken, bunların asıl maksatları iman etmek için delil istemek değil, peygamberlerle alay etmekti. Mekkeli inkârcılar da aynı yolu tuttular. “Bu nasıl peygamber, bizim gibi yiyor içiyor, çarşıda pazarda geziyor, kadınlarla evleniyor” gibi saçmalıklar ileri sürdüler. Bunlara karşılık Yüce Allah, yemine çok önem verilen o dönemde, “Andolsun ki” diye başlayan ayetlerle Peygamber’i (s.a.v.) teselli etmekte ve “Senden önce de birçok peygamberle alay edildi” hitabıyla üzüntüsünü gidermektedir.

CENNET NASIL BİR YER?

Kur’ân’da, görmediğimiz ve bilmediğimiz cennetin nasıl bir yer olduğu anlatılırken, çeşitli meyveleriyle yakından tanıdığımız bahçe örnek veriliyor. “Altından ırmaklar akar durur, yemişleri süreklidir, gölgeleri de…” (Ra’d, 13/35)

“Andolsun ki, biz senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik…” (Ra’d, 13/38)

“Sen Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber değilsin” diyen kâfirlere şöyle cevap ver: “De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter, bir de yanında kitap ilmi bulunan (yeter). (Ra’d, 13/43)

Ra’d suresi bu şekilde son buluyor. Onu İbrahim Suresi takip ediyor. İbrahim Suresi’nde Yüce Allah, Elif, Lâm, Râ’dan sonra, Kur’ân’ın kendisi tarafından indirildiğini beyan ile hedefini açıklarken şöyle buyuruyor: “Bu Kur’ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik.” (İbrahim, 14/1)

Gelecek hafta kısmet olursa, okurlarımla yine Mekke dönemi surelerinden olan Hıcr ve Nahl Surelerini okurken tuttuğum notları paylaşmak arzusundayım. Zikri geçen sureler hakkında ayrıntılı ve daha geniş bilgi arzu eden okurlarım, merhum Elmalılı M. Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’ân Dili isimli eserine müracaat edebilirler.

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
teşekkürler
Allah razı olsun.Allah'a emanet olun.
Yorum Ekleyen: şükrü Başkurt     14.03.2021 23:43:54
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya