Kafamıza/zihnimize yönelik saldırıların bedenimize yönelik tehditlerden daha fazla olduğu bir dünyada yaşadığımızın ne kadar farkındayız?
30.12.2021 10:30
1 yorum
525 okunma
Modernleşmenin Ne Kadar Dışındayız?
Doç. Dr. Şemsettin Kırış

Kafamıza/zihnimize yönelik saldırıların bedenimize yönelik tehditlerden daha fazla olduğu bir dünyada yaşadığımızın ne kadar farkındayız? Okumak ve düşünmek hep övdüğümüz insana özgü iki davranıştır, yeni nesillerin bu iki eylemle büyümelerini ne kadar istemişizdir. Okuyan ve düşünen insanların birbirleriyle anlaşmadığını görmek ayrı bir sancı alanıdır. İnsanların beslendiği kaynaklar düşüncelerini belirliyor. Okuduklarımız düşüncelerimizi belirlediği gibi modern imkânların bize sunduğu görsel ve işitsel kaynaklar da düşüncelerimize şekil veriyor.

Modernleşmenin dışında olmadığımız kesin de modernleşme ile ilişkilerimizde dini meşruiyetin neresindeyiz? Bu, üzerinde durulması gereken bir sorudur. Modernleşmenin gereklerini yerine getirmekle yaptığımız işler dinen meşru oluyor mu? Kur’an tabiriyle “ben Müslümanlardanım” diyen kimse için “dini meşruiyet”, zihni meşgul etmesi gereken sorulardandır. “ben Müslümanlardanım demeyi” dünya görüşü olarak söylemeyi kendileri için uygun görmeyenlere karşı “sizin kanaatiniz size bizim kanaatimiz” bize demekten başka söylenecek söz düşünemiyorum. Kur’ân’da 36 yerde çoğul olarak “Müslümanlar” kelimesi geçiyor. Allah’a çağıran, sâlih amel işleyen ve gönülden gelen bir arzu ile “ben Müslümanlardanım” diyen övülüyor:

Allah’a çağıran, dine ve dünyaya yararlı iş yapan ve “Ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kim vardır? (Fussılet 41/33)

Bilindiği gibi Cumhuriyet sonrası insanımız bir kültür şoku yaşadı. Bu topraklarda yaşayan ahâli-i müslime, tarihî olarak tevarüs ettiği yazısını, eğitim sistemini ve medeni hukukunu kaybetti. Tatbik edilen kültür devriminin bir gereği olarak bir ara matbuatta “Allah” demek dahi yasak edildi. Mevlana’nın Mesnevi’si, İbn Haldun’un Mukaddime’si gibi kültürümüzün temel taşı konumundaki eserlerin tercümelerinde dahi bir kere bile lafza-i celâlin kullanılmamasına özen gösterildi. Aslında buna, kültür şokundan ziyade kültür travması demek daha uygundur.

Yaşanan bu travma insanımızı da ikiye böldü. Tarihimizden, köklerimizden tevarüs ettiğimiz kültürü savunanlar bir gurupta yer aldı, Batı değerlerini savunanlar karşı bir gurupta yer aldı. Geldiğimiz noktada “modernleştirme”nin yerini modernleşme almış görünmektedir. Yukarda bahsettiğimiz iki sosyal gurup tek gurup olmaya doğru ilerliyor. Toplum olarak çoklu farklılaşma sayılabilecek bir şeye doğru gittiğimiz söylenemez. Tek tipleşiyoruz ve bu tek tipleşmenin dindarlığın baskın olduğu bir tezahür olmadığını belirtmek gerekir. Modernleştirmenin yoğun olduğu dönemlerde kendi çapımızda dini refleksler geliştirebiliyorduk. Geldiğimiz noktada yazılı metinlerde, hukuk ve eğitim sisteminde herhangi bir değişiklik olmamakla birlikte bir dînî ifade hürriyeti havasının estiğini söylememiz mümkündür. Fakat modernleşmenin artık resmen içinde olduğumuz için yapıp ettiklerimiz, İslamlaşmanın ya da dindarlaşmanın ekmeğine yağ sürmemektedir. Köprünün altından çok sular aktı. Modernleşme bizden çok şeyi alıp götürdü.

Birkaç misalle konuyu açalım. Sivil toplum kuruluşlarını kendimizi ifade etme ve akaid esaslarımız ve medeniyetimize uygun faaliyette bulunmada bir aracı kurum olarak görüyoruz. İslami hassasiyetlerle kurulmuş yüzlerce değil artık binlerce sivil toplum kuruluşu var. Bu kuruluşların hepsinin yönetim kurulu, denetleme kurulu, kadın kolları gençlik kolları, eğitim ve sağlık, iş dünyası ve çalışan gençlik gibi komisyonları var. Modernleşme bizi gerçekten dağıtmış görünüyor. Beslendiğimiz görsel ve işitsel kaynaklarda internet üzerinden gelen zenginlik de kayıtlara geçirilmelidir. Aynı İslami hassasiyetlere sahip olan kütlenin dahi beslendikleri kaynaklardaki farklılaşma, düşünce dünyalarında muazzam değişimlere yol açmaktadır. Müslümanların bir araya gelmesi eskisinden daha zordur. Okumuşların bir araya gelmesi ise zor kelimesiyle ifade edilemeyecek bir durumdur, “en zor” kelimesi daha iyi karşılar. Sivil toplum kuruluşlarındaki nicel artış Müslümanları bir araya getirmemiş aksine birbirinden uzaklaştırmıştır.

Hayatımızda modernleşmeyi kullandığımız kelimelerde görüyoruz. Yabancı kökenli veya uydurulmuş kelimeleri kullanmamız taşıdığımız güzel niyyetlere, makâsıt ve mesâlihe uymuyor. Günlük hayatımızda ve içinde bulunduğumuz eğitim sisteminde zaten yeterince yabancı kelime var. Eğitime Destek Platformu diyoruz. Bunu “edep” olarak kısaltmışız. Kısaltma modern bir reflekstir ve özü itibariyle bize uymamaktadır. “Akronomi” merakının medeniyetimizde bir karşılığı bulunmamaktadır. Platform yerine meclis ya da kürsü kelimesini kullansak daha güzel olmaz mı? Eğitime destek platformu yerine “maârife hizmet kürsüsü” diyebiliriz. “İlahiyat atölyesi” yerine “İslami ilimler  dersi” dense daha güzel olmaz mı? Eskiden cumadan önce yapılan vaazlara da ders denirdi. Huzur dersleri sadece padişaha değil her mümine huzur verecek keyfiyette idi. Son zamanlarda “proje” kelimesini çok kullanılır oldu. Âcizâne “hizmet mefkûresi” terkibini önermekteyim. Kanaatime göre kişisel gelişim rüzgarında şöhret kazanan “koç” ve “mentör” gibi kelimeleri atmalı hepsinin yerine geçecek şekilde “rehber” lafzını  kullanmalıyız. Obezite yerine şişmanlık demeliyiz. Sîvî veya özgeçmiş yerine terceme-i hâl kullanabiliriz. Vakıf ve hayır müesseseleri yerine STK'lar diyoruz. Ecdâdımız “hıdemat-ı hayriyye” terkibini kullanmış, biz kısaca hayra hizmet müesseseleri diyebiliriz. Kritik analitik düşünce yerine “tahlîlî ve tenkîdî tefekkür” diyebiliriz. Kurum kültürü yerine “müessese mütearifesi” diyebiliriz.

Modernleşmeyi en çok belli eden bazı başlıklar bulunmaktadır. Kayıtlı sistem, uzmanlaşma, hayatın önemli kısmını kapsayan zorunlu ve tüketime dayalı eğitim bunlardan sadece bazılarıdır. Bunlardan hepsini tek tek ele almak ve tahlil etmek isterdim. Bu isteğimi başka yazıya bırakarak şu kadarını ifade edeyim: Modernleşme nazarî olanla pratik olanın arasını fazlaca ayırdı. Üniversiteler yüzlerce makale, patent üretiyor; kaçta kaçı insanların maslahat ve menfaati için pratik bir sonuca dönüştürülüyor? Bütün bunları sorgulamak lazım. Modern hayatın zorunluluk gibi takdim ettiği şeylerin mutlak gerekli olup olmadığı üzerinde düşünmüyoruz. Bunun yerine dinimizi ve geçmişimizi sorguluyoruz. Bugünü sorgulamadan geçmişi sorgulamaya ne kadar hakkımız olabilir? Bugünün din gibi hayatı şekillendirdiğine inanılan zorunluluklarını niçin sorgulamıyoruz. Üniversite ile birlikte 16 yıl süren zaman geçirmeye, tüketime ve dayalı eğitim sisteminin savunulabilir yanı var mı? Gençlerimizin en üretime elverişli yılları heba oluyor.

Modernleşme güven toplumu tesis etmeyi de menfi manada etkilemektedir. Teârufun yerini Kanunlaştırma /yasalaştırma almış görünüyor. İnsanın “hatır gönül kalmadı” diyesi geliyor. Böyle giderse kimsenin kimseye güveni de kalmayacak. Hz. Peygamber güven toplumunu tearufla tesis etmiştir. Tearuf kimseye zarar gelmeyecek şekilde gönüllerin bir davranışta buluşmasıdır. Tearuf birbirini tanımak, iyi ve güzel olanı birlikte ortaya koymaktır. Hak arama merakına tutulmuş toplumlarda sorumluluklar pek de merak edilmiyor. Karşımızda ayağına birisi yanlışlıkla bassa, onu bile mahkemeye vermeye teşne bir toplum var. Bu güvenin de sıfır olması demektir. Modernleşme yazılı metinlere güveni perçinlerken insana güveni oldukça azalttı. Oysa hayatını sürdürmede, var oluşunu sürdürmede insanın insana ihtiyacı bulunmaktadır. Tearuf toplumunda herkes birbiri için risk alır. İyilik ve güzelliklerin yaşatılması için herkes risk alır. Modernleşme, insanların birbiri için risk almalarını menfi etkilediği için insanlar arasındaki bağları da koparmıştır.

Sonuç itibariyle Müslümanlar modernleşmenin dışında değildirler. Burada bir konu üzerinde düşünmek gerekmektedir. Modernleşme ile gelen değişim rüzgârı dindarlaşma yönünde olmamaktadır. Dindarlığın, iyiliğin, ahlakın, Allah’ın inanlardan istediği hayat tarzının arkasında duracak vasat ümmet olmadığı sürece İslam’a uygun yaşantıların sürdürülmesi mümkün olamayacaktır. Bir yazımda Hz. Peygamber’in mesajı güçlüydü demiştim. Bu yazımda da Hz. Peygamber’in dâvâsının arkasında, her riski göze almış keyfiyetli bir topluluk vardı diyorum.

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Eser
Şemsettin hocam çok doyurucu bir analiz olmuş yüreğine sağlık
Yorum Ekleyen: Bekir     31.12.2021 17:15:43
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya