Kazakistan Türkiye büyükelçinin bir TV kanalında net ve samimi konuşmalarını dikkatle dinledikten sonra Kazakistan özelinde TÜRKİSTAN coğrafyasının dünü bugünü ve geleceği hakkında kısa bir analiz yapma ihtiyacı duydum.
19.01.2022 03:27
289 okunma
Kazakistan Duruldu mu?
Şazeli Çügen

                Kazakistan Türkiye büyükelçinin bir TV kanalında net ve samimi konuşmalarını dikkatle dinledikten sonra Kazakistan özelinde TÜRKİSTAN coğrafyasının dünü bugünü ve geleceği hakkında kısa bir analiz yapma ihtiyacı duydum.

                Büyükelçi aynen şunları ifade ediyordu:

                “BİZLER geçmişimiz şimdiki zaman ve geleceğimiz de ortak halklarız.

Ancak Kazakistan bağımsız bir ülke ve kendine has dış politika öncelikleri var. Her bağımsız ülke gibi bizimde milli menfaatlerimiz var. Bu coğrafyada Rusya ile Çin ile binlerce km uzunluğunda sınırlarımız var. Ayrıca Türk cumhuriyetleriyle de hem sınırlarımız var ve hem de tarihi ve medeni ilişkilerimiz var. Kazakistan olarak tüm bölge ülkeleri ile EŞİT ve DENGELİ ilişkiler sürdürme politikamız temel teşkil etmektedir. Kaynakları zengin bir ülkeyiz ortalama GSMH mız dokuz bin doların üstünde ancak hali hazırda gelir dağılımı adaletsizlikleri var halkın yoksulluğu var olayların çıkış sebebi de buradan kaynaklanmaktadır.

                TÜRKİYE ise bölgesinde çok etkin bir güç ilişkilerimiz çok samimi bir temelde devam etmektedir. Ancak son gelişmeler bazı ülkeleri endişelendirdi ve gerginliğe sürükledi.

Bir Türk atasözü var “Acele etmeyen bir araba ile daha uzaklara gidilir” diye söylenir bizim topraklarda” diyerek konuşmasını sonlandırmış idi.

TÜRKİSTAN coğrafyası

Daha yüz yıl önce “Batı Türkistan” Ruslar tarafından “Doğu Türkistan” ise Çin tarafından işgal edilmişti. Yetmiş yıl sonra 1992 lerde Batı Türkistan topraklarındaki Türk kavimleri “Azerbaycan Kazakistan Özbekistan Türkmenistan Kırgızistan ve de Tacikistan” bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi. Doğu Türkistan ise hali hazırda henüz bağımsız bir ülke olabilmiş değil

Ancak yapısal bir analiz yaptığımızda görülecektir ki

Birinci sorun: Sınırları çizilmiş olsa da iç işlerinde serbest olsalar da dış ilişkilerinde henüz tam bağımsız bir ülke konumunda olamamaktadırlar.

İkinci sorun: Yöneticileri eski Sovyet politburo üyeliklerinden devşirilme liderler olduklarından dolayı geleneksel olarak kapalı ve otoriter yapılı rejimler olduğundan dolayı muhalefet yapılanmaları için henüz hür bir ortam da bulunmamaktadır.

Üçüncü sorun: Kaynakları çok zengin ancak adil bir gelir dağılımı olmadığından halkın refahı düşük kodlu ülkeler konumundadırlar.

Böylesi yapısal bir analiz yaptıktan sonra

Batı Türkistan ın Türk cumhuriyetleri

  1. Henüz uluslaşma milletleşme ve de İslamlaşma süreçlerini tamamlamamış henüz daha işin başında durumundalar
  2. Yeni bürokrasi teşkil ederek eski otoriter sovyet geleneklerinden kurtulup böylesi bir tarihi ve medeni süreci tamamlama gayretleri de devam etmektedir
  3. Halkın refahı konusunda eski gelenekten gelen “oligarkların” ülke yönetiminden tasfiyesi amaçlanarak yeni ve yepyeni bir aşamaya girme mücadeleleri de vardır

Buraya kadar yaptığımız kısa ve özlü tespitlerden sonra

                Neden bu Türk cumhuriyetleri dış müdahalelere ve etkilere açık konumdadırlar sorusunun cevaplarını arayalım.

                Bu ana sorunun cevabı

Yukarıda hem SORUNLAR başlığı altında sıraladıklarımız ve hem de bu gün için içinde bulundukları sosyolojik ve yönetimsel realiteler yumağı nedeni ile dünyanın MERKEZİ konumunda bulunan bu stratejik coğrafya üzerinde küresel egemen güçlerin ETKİ politikaları hiç vazgeçilmez olarak devam edecek demektir.

                Türkiye gibi hiç ESARET altında kalmamış tarihi ve medeni olarak tamı tamına bin yıl gibi uzunca bir zaman ve mekan dilimlerinde Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarının MURİSİ olduğumuz halde hala DIŞ etkilere daima açık bir ülke konumunda isek

                Henüz otuz yılını yeni tamamlamış ve yetmiş yıllık bir esaret yaşamış Türk cumhuriyetlerinden de böylesi küresel bir ETKİYİ bir anda kırması tabiatıyla beklenemezdi

                Bu uzun soluklu mücadele demek olan zaman mekan toplumsal bilincin oluşum süreci elbette bazı handikaplarla karşılaşması da en doğal bir hadise olarak karşımızda durmaktadır.

                Doğal kaynakları böylesine çok çok zengin olan ve de ASYA NIN kalbi konumunda bulunan ancak henüz gelişmesini ve de nüfus kesafeti sağlamanın yanın da kardeş ülkeler ile entegrasyonunu tamamlayamamış ve de BİR GÜVENLİK ŞEMSİYESİ oluşturamamış olması nedenleri ile

Böylesi bir tablonun

Hem iç sosyal hadiselerin oluşmasına ve hem de vaki dış etkilerin sürekli olarak hedefinde olmaktan kaçınılamamaktadır.

                KAZAKİSTAN özeline geldiğimizde

                DİL de “Kuril” alfabesinden “Latin” alfabesine geçilmesi ve de nüfus kesafeti ölçeğinin de yüzde 65 lere yükseltilmiş olması düşünüldüğünde hiç de küçümsenmeyecek hamlelerin yapıldığı göz ardı edilmemelidir

                Nur Sultan Nazarbayev in otuz yıl gibi uzunca bir süredir otoriter iktidarını kendine en yakın çevresi ile sürdürmesi döneminde

ULUSLAŞMA-millileşme sürecinde çok köklü adımlar atmasına karşın HALKIN REFAHI konusunda çok köklü reformları gerçekleştirememiş olması nedeni ile uzunca bir süredir küçük küçük ölçeklerde de olsa böylesi isyan türünde kalkışmaların yaşandığı da bir gerçek idi.

                Hali hazırda kendisi “ulusal güvenlik komitesinin” başkanlığını yürütmekte iken çıkan isyan ve yağmalama olayları nedeni ile bu güvenlik görevinden ayrılmış olup üstüne üstlük bu komiteden Nazarbayev yanlılarının da görevleri sonlandırılmış olup yeni bir dönemin kapıları da aralanmış gözükmektedir.

                Kısaca ifade etmek gerekirse Kazakistan “ÇİFT başlı bir yönetime” son vermiş durumdadır.

Yönetimin devredildiği yeni lider ise

Böylesi bir halkın geniş kesimli isyan ve yağmalama karşısında ÜYESİ olduğu “Kollektif güvenlik teşkilatından” ki “Rusya Belarus Ermenistan ve Kırgızistan” dan yardım istemiş olması kafaları karıştırmış bulunmaktadır.

Güvenlik teşkilatının dönüşümlü başkanlığını elinde bulunduran Ermenistan başta olmak üzere RUS ve Belarus birliklerinin ağır silahlarla Kazakistan a anında intikal etmeleri ve de çok kısa bir süre içinde hiç silah kullanılmadan isyan ın bastırılmış olması hadisesi olayların kimin ve kimlerin lehine olduğu konusu henüz tam anlamı ile açıklık kazanmadığını da göstermektedir.

Ancak her şeye rağmen

Güvenlik teşkilatının yabancı unsurları ülkeyi on gün gibi kısa bir zaman diliminde terk etmesi ve de eski lider

Nazarbayev in isyan perdesinin son aşamasında görüntülü bir açıklama yaparak yeni yönetime olan desteğinin sürdüğünü belirtmesi de yeni bir “iç ve dış uzlaşmanın” söz konusu olduğunu ortaya koyması açısından yüreklere bir nebze olsun su serpmiş gözükmektedir.

Böylesi bir UZLAŞMA zorunlumu dur

Elbette ki “zararın neresinden dönülse kardır” mantığı içinde zorunlu olarak gözükmektedir Bir ÜLKE ki iç ve dış sorunlarını çözmek için

Hem kendi içinde hem bölgesel ve hem de küresel ölçekte sağlıklı İTTİFAKLARI kurmak ve de UZLAŞMALARI oluşturmak yönetim politikasının olmazsa olmaz genel bir yasası olarak tarih boyunca işlemiş ve işlemeye de devam edecektir.

TÜRKİYE açısından

Kazakistan ve de Türkistan ın bağımlı ve bağımsız Türk cumhuriyetlerine baktığımızda

Çok uzun soluklu ve çok daha sağlam temeller üzerinden siyasal bir birliktelik olmanın çok ötesinde iktisadi ve kültürel politikaları ile yumuşak güç oluşturularak sağlıklı bir iktisadi ENTEGRASYONUN tesisi dala elzem gözükmektedir.

Henüz ne TÜRK dünyasının ve ne de İslam dünyasının MEDENİ birliği oluşturulamamıştır

Böylesi bir DÜNYANIN inşa süreci epeyce sancılı olacaktır ki her şeyden önce bir “GÜVENLİK çatısının” kurulmasını zorunlu kılmaktadır  

Böylesi bir GÜÇ birliği için

TÜRKİYE henüz kendi kendine yeni yeterli olmasına karşın diğer TÜRK cumhuriyetlerinin bu günkü durumlarını düşündüğümüzde böyle bir ÇATININ kurulması için bir hayli zaman ve imkan sarf edilip bu amaç doğrultusunda mücadelesi yapılarak BÖLGESEL ittifakların ve de UZLAŞMALARIN sağlıklı zeminlerinin oluşturulması gerekliliği de ap açık ortadadır.

“Kuvvetlerin ve kaynakların TASARRUFU prensibini” dikkate alarak

Türkiye nin olduğu gibi diğer Türk cumhuriyetlerinin de politikalarının temelini teşkil ettiğini söylemeden edemeyeceğiz ki bu prensip ile söz konusu olan ülkeler İSRAF bataklığına sürüklenmeden İÇ bütünlüğünü sağlayarak ve halkın refahını artırarak hem güçlerini artıracaklar ve hem de imkanlarını daha da zengin hale getirerek GÜVENLİK çatılarını inşa edebileceklerdir.

Ancak böylesi bir konum elde edildiğinde

TÜRKİYE ve TÜRKİSTAN tam anlamına ile bir “Güvenlik çatısı altında” entegrasyonunu temin ederek MEDENİ bir dünyayı teşkil edeceklerdir

Sözü Kazakistan büyük elçisinin sözü ile bitirelim “ Acele etmeyen araba daha uzak mesafelere gider”  diyerek

Selam ve dua ile

Şazeli Çügen

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya