Ali’s Cafe den yazıyorum. Bir bayram daha gerilerde kaldı. Bulunduğum konumun perspektif alanı çok geniş. Karşı tepede Atatürk silueti üzerinde Albayrağımız dalgalanıyor. Hemen alt bitişiğinde büyük puntolarla “Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye” yazıyor. On yıl kadar önce Mehmetçiğin günlerce emek vererek diktiği çam fidanları insan boyunu çoktan aşmıştı. Eskişehir yoluna bitişik o görkemli tepenin yarısı, güzelim çam ağaçları da yok edilerek, iki aydır soluksuz çalışan onlarca toprak kazıcılarla tıraş edilip yol düzeyine indirilmeye çalışılıyor
07.05.2022 06:25
705 okunma
Dokuz Gün
Ali Akça

“Hayat varılacak yer değil, yolculuktur.”

Ralp Waldo Emerson

Ali’s Cafe den yazıyorum. Bir bayram daha gerilerde kaldı. Bulunduğum konumun perspektif alanı çok geniş. Karşı tepede Atatürk silueti üzerinde Albayrağımız dalgalanıyor. Hemen alt bitişiğinde büyük puntolarla “Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye” yazıyor. On yıl kadar önce Mehmetçiğin günlerce emek vererek diktiği çam fidanları insan boyunu çoktan aşmıştı. Eskişehir yoluna bitişik o görkemli tepenin yarısı, güzelim çam ağaçları da yok edilerek, iki aydır soluksuz çalışan onlarca toprak kazıcılarla tıraş edilip yol düzeyine indirilmeye çalışılıyor.

Hava bulutlu, serin ve nemli. Güneş gri bulutların arasından göz kırpıp saklanıyor, sonra aniden bir sağanak boşanıyor. Kuşbakışı izlediğim geniş caddeyi beyaz köpüklü sel kaplıyor. Alt yapı yok yahut yetersiz, yol yapımını bugünkü teknolojiye rağmen beceremiyoruz. Karşıdaki devasa AVM’nin önü, bir anda,  neredeyse kayık yüzecek biçimde gölete dönüştü. İçeri girmek için cambaz olmak gerekiyor. Biriken suyu yarıp etrafına kirli su sıçratarak tek tük araç geçiyor.

Son zamanlarda oteller iki kat pahalı, yollar çok kalabalık ve kaza riski olduğu için bayramlarda prensip olarak Ankara’dan ayrılmıyorum. Birleştirilmiş uzun tatiller sonrası, ortam sakinleşince, bu kez ben yollara düşüyorum. Karış karış gezdiğim şehirleri, sahil kasabalarını ve doyumsuz köyleri bir daha geziyorum. Maalesef yeteneğin fazla önemsenmediği bir toplumda yaşıyoruz. Bu durumda mutluluğu içimizden çekip çıkarma hüneri bize kalıyor. Beklentilerin olmadığı bir iklime girince mutluluk apaçık ortaya seriliveriyor.

Karşımda uzanan ve normalde her sabah gıdım gıdım ilerleyen Eskişehir yolunda trafik seyrek ve hızla ilerliyor. En azından bulunduğum semt ve en işlek yollardan biri bu bayram bomboş görünüyor. Belli ki, salgının kontrol altına alınması, maskelerin kalkması insanda korku ve endişeyi dağıtmış. Çoğunluk yazlığına, imkânı olanlar otellere; muhtelif konumlarından dolayı itibarlı, imtiyazlı ve kendini güçlü sananlar, bazı şirketlerin kendilerine sunduğu hediye tatillere doğru yola koyulmuşlar. Kendi araçları ile yola çıkanlar, belki de ilk kez kapalı garajlarda paslanan araçlarını, çok pahalı benzinle tanıştırarak tatile çıkmış bulundular.

İçinde bulunduğumuz süreç öncekilere kıyasla çok farklı. Geçen yılın haftalık tatil masrafı, bu yıl sadece aynı tatilin ancak yol parasına yetebiliyor. Bu nedenle bazı aileler birleşip yazlıklara yahut tatil yörelerine tek araba ile giderek benzin masraflarını paylaşıyorlar. Yine de şükür, paylaşım daima insanı mutlu eder. Bu bayram ortada kalan iki iş gününün idari tatil yapılma umudu gerçekleşmedi. Gerekçesi ihracatın sekteye uğrama endişesi olarak açıklandı. Ancak tecrübem ve hislerim bana işini bilen çoğu çalışanın tatilini bir biçimde dokuz güne ayarlamış olabileceğini düşündürüyor. Yoksa bu görülmemiş yol masraflarıyla, üç gün için, hangi orta direk aile binlerce kilometre uzak tatile ya da memlekete gitmeye cesaret edebilmiştir?

Öteden beri insanın yaşama arzusunun özünde macera ve keşif tutkusu vardır. Hayat bir yolculuksa yolda olanlar mutludur. Eğer kaderi coğrafya belirliyorsa, seyahatin onu birazcık değiştirdiğine de inanmak gerek. Yol güzel, yol arkadaşı mükemmelse değme keyfine, kimse böyle yolda kaybolmaz. Gönlü açık olanın yolu da açıktır. Mutluluk gök ve denizin maviliği ile hayatın maviliğini içimizde buluşturur. Bu evrende önemli olan verimli olup hayata bir nebze katkı sunabilmek. Ancak üreten insan bu katkıyı yapabilir.

Her şeye rağmen; inancı, enerjisi, umudu ve yaşama sevinci olan insanlar şimdi eskisi gibi tabiatın ruhuna dokunmak için yollara düşüyor. Herkes yüreğine bir yolculuk sarmak, keyifli bir seyahate çıkmak istiyor. İlaveten içinde bulunulan ortamdan uzaklaşmak kişinin kim olduğunu hatırlamasına vesile oluyor. İnsan iç sesiyle baş başa kalarak, şartları ile değerlerini gözden geçiriyor. Güzelliğiyle gelen bu baharda sevinçten, neşeden, coşkudan ve keyiften kimsenin içi içine sığmıyor, herkes havalara uçmak istiyor.

Kalpleri ve ruhları genişlesin diye uzayıp giden yollar insanı çağırıyor. Bozkır insanları, enfes çiçekler, bakir rotalarda gelincikler ve papatyaların coşkusu yolculuğu şenlendiriyor. Doğanın saklı gizli hazineleri, dağların kuytusunda, nefis köylerde, engin plajlarda insanın hizmetine serilmiş durumda. Antik patikalarda, korunaklı koylarda yürüyüşler görsel bir şölene dönüşüyor. Gençlik umut arıyor, bahara, aşkın göbek adına takılıyor. İğdeler çiçeklenip yağmurda güneş parlıyor. Yollarda dalları kiraz çiçekleri süslüyor. Uyku ve dinlenmenin mayasına kavuşuyor insan, mutluluğun sinesine yerleşiyor. Doyumsuz mayıs sabahları doğa sanki sevgi parfümü olmuş, güneş tatlı tatlı uyanıyor, kuşlar şarkılar söylüyor. Şekil, anlam, zaman, mekân ve renkler değişmiş. Her yeni gün, yeni anlamlar içinde insana merhaba diyor. Gün batımları yarınların güzelliklerine gebe. İnsan kendini ruhunun derinliklerinde inandığı şeylerle daha güçlü ve huzurlu hissediyor. Her şeye, her koşula, her kötülüğe, her haksızlığa, her yenilgiye, her kırılganlığa rağmen insan içini iyi tutmak için uğraş verdiği saklı köşesine, huzura yöneliyor. Geniş umutların aksine, hayat çok kısa ve hızlı tükeniyor. Yaşamak bir an, bu anların toplamı, ömürden eksilen zaman.   

Akdeniz’in maviliğine açılan, portakal, limon ağaçları ve palmiyelerin gölgesinde adeta kaybolmuş gizli saklı bir dünya. Ruhu dinginlikle dolduracak düşlenmiş bir iklim. Upuzun ve sessiz yollar beklerken insanı, yağmura kavuşan toprak kokusu sarmışken doğayı, içimizdeki pınar coşkusunu yitirmeden hadi yola koyulalım. Bir başka döneme ışınlansın dokuz gün umudu. Anlamlı ve mutlu bir ömre yelken açalım. Yolculuk gözlerinizi güzellikle, bedeninizi sağlıkla, ruhunuzu ise mutlulukla doldursun.

 

Dostlukla…

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. Halen, bir kamu kuruluşunda görevini sürdürmektedir. Şiir ve deneme yazıları yazmaktadır.

 

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya