Yıl 1915. 3 Kasım 1914’te başlayan saldırılar 19 Şubat 1915’de yeni bir safhaya gelmişti. Haçlı ordularınca, Çanakkale’ye yapılan saldırının görünürdeki amacı İstanbul’u ele geçirmek suretiyle Osmanlı devletini savaş dışı bırakmak ve müttefikleri olan Rusya’ya gerekli olan yardımı ulaştırmaktı. Atalarımız Çanakkale’yi kırık bir salla geçmiş, 1356’da Balkanlar’a ayak basmıştı. Ama Haçlılar, çok güvendikleri armadalarla Çanakkale’yi geçememiştir.
10.06.2019 14.17
1.878 okunma
Allah’ın Yardımını Unutmamalıyız
İsmail Aydın

Yıl 1915. 3 Kasım 1914’te başlayan saldırılar 19 Şubat 1915’de yeni bir safhaya gelmişti. Haçlı ordularınca,  Çanakkale’ye yapılan saldırının görünürdeki amacı İstanbul’u ele geçirmek suretiyle Osmanlı devletini savaş dışı bırakmak ve müttefikleri olan Rusya’ya gerekli olan yardımı ulaştırmaktı. Atalarımız Çanakkale’yi kırık bir salla geçmiş, 1356’da Balkanlar’a ayak basmıştı. Ama Haçlılar, çok güvendikleri armadalarla Çanakkale’yi geçememiştir.

                Çanakkale muharebelerinde harikalar yaşanmıştır. İngiliz saflarındaki Müslüman askerler, Türk cephelerinde okunun ezanla birlikte savaştıkları askerlerin de Müslüman olduklarını anlamışlardır.

                Kınalı Hasanlar, resimde Seyid Onbaşı’nın yanında görünen Nevşehirli Aliler, binlerce kadın ve çocuk, çocuk yaşta genç, yaşları altmışa dayanmış babalar ve dedeler, kahraman Mehmetçik ve komutanlarla omuz omuza vererek şehid kanlarıyla yoğrulmuş vatan topraklarını savunuyorlardı. Amma ne savunma! İmkânsızlıklar içinde bir savunma. İngiliz’in çivi bombalarına karşı kendisini koruyacak başında miğferi yok Mehmetçiğin. Karnını doyuramıyor, bir sıcak çorba bile içemiyor. Bunun İslâm’a bir saldırı olduğunu düşünen Bosnalısıyla, Kerküklüsüyle, Yemenlisiyle bütün bir millet Haçlı saldırılarına karşı savunma yapıyordu. Tıpkı Kılıçaslanlar gibi. Bu savaş, milletimizin ateşten imtihanıydı. Ya yaşayacaktık ya ölecektik; kısaca bu bir var oluş, yok oluş mücadelesiydi.

                Bir kişinin tek başına kaldıramayacağı ağırlıktaki mermiyi, Seyid Onbaşı tek başına kaldırarak topun namlusuna sürüyor ve o mermi, gidip en güvendikleri zırhlının bacasından girerek gemiyi denizin dibine gönderiyordu. Nusret Mayın gemisinin, düşman gemilerine görünmeden yoğun sis atında denize mayın döşemesi… Bunlar, Yüce Allah’ın harikalarıydı. Haçlı sürüleri, 18 Mart 1915’de “Çanakkale Geçilmez” diyerek geri döndüler.

                Fakat Haçlılar, 25 Nisan 1915’den itibaren Gelibolu’ya saldırdılar. Conk Bayırı’nda, Anafartalar’da, Arıburnu’nda Mehmetçiğimiz kahramanca savunma yaptı. Haçlıların bu teşebbüsleri de, Mehmetçiğin göğsüne çarpıp geri döndü ve sonuç onlar için tam bir felakete dönüştü… Netice olarak Haçlı Avrupalılar, 8/9 Ocak 1916 tarihinde son erine kadar Gelibolu’yu terk etmek zorunda kalmıştır. Akif’in İstiklal Marşı’ndaki mısralarını bir kere daha hatırlayalım:

                Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın
                Siper et gövdeni dursun bu hayâsızca akın
                Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk’ın
                Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.

                Değerli arkadaşlar! Dünya harp tarihine baktığımızda, askerî zaferlerin taarruzlar sonucu elde edildiğini görürüz. Bizim savaşlarımızın pek çoğu savunma amaçlıdır ama sonlarına doğru taarruz anları da mevcuttur. Ancak Çanakkale bir başkadır. Çanakkale’de Mehmetçik taarruz etmiyor, savunma yapıyor. Dünya tarihinde savunma yapılarak kazanılan ilk zafer Çanakkale zaferimizdir. Mehmetçik ve komutanlar, Çanakkale’de savunma yaparken, Balkanlara ayık basar basmaz namaz kıldığı yere Namaztepe ismini veren Süleyman Paşa’yı, Sultan Alp Arslan’ı, Gazi Evrenos Beyi, Murad Hüdavendigarı, Yıldırım Bayezid’i kendileriyle beraber savunma yaparken görüyor; Haçlılara karşı Malazgirt’te, Mohaç’ta, Kosova’da, Niğbolu’da, Varna’da savaştıklarını düşünüyorlardı.

                  ÇANAKKALE ZAFERİNİ KAZANAN YÜKSEK RUH

                Çanakkale Zaferi’ni anıp da, orada pek çok yararlıkları olan Paşaları, Mehmetçikleri ve özellikle Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşa’yı anmamak olmaz. Böyle bir şey yapan, hak ihlâli yapar. Mustafa Kemal’in gözlem ve ifadeleriyle, işte Çanakkale Zaferi’ni kazanan yüksek ruh:

                “Bomba Sırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim, karşılıklı siperler arasında mesafe sekiz metre, yani ölüm muhakkak…

                Birinci siperdekiler, hiç birisi kurtulmamacasına kâmilen şehit düşüyor.

                İkinciler onların yerine geçiyor. Fakat ne gıptaya şayan bir soğukkanlılık ve güven anlayışı biliyor musunuz? Öleni görmüyorlar, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir korku ve endişe bile göstermiyor, sarsılmak yok.

                Okumayı bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler şahadet getirerek yürüyorlar.

                Bu Türk askerindeki ruh kudretini gösteren hayrete değer ve tebrike şayan bir misaldir.

                Emin olmalısınız ki, Çanakkale savaşlarını kazanan bu yüksek ruhtur…”

                (Gelecek hafta, Şaşı Bakanlara Aldanmayalım)

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya