“Fitne ilk önce imtihan ve sınamak manasına vaz’ olunup sonra küfür ve her türlü günah, fısk u fücur ve rüsvaylığa fitne denilmiştir. Aynı zamanda insanlar arasında vukua gelen ihtilaf, sûriş ve ihtilale, şekavet ve kavgaya ıtlak olunmuştur……âyeti kerime ile hadis-i şeriflere göre,…fitnenin en ziyade son manası kasdolunur”
13.06.2019 09.29
1.596 okunma
Fitne Nedir?
Mustafa Yıldız

          Önce fitne kelimesi üzerinde duralım. Fitne kelimesi Kuran’da geçtiği ayetler bağlamında değişik anlamlara gelir.

         “Fitne ilk önce imtihan ve sınamak manasına vaz’ olunup sonra küfür ve her türlü günah, fısk u fücur ve rüsvaylığa fitne denilmiştir. Aynı zamanda insanlar arasında vukua gelen ihtilaf, sûriş ve ihtilale, şekavet ve kavgaya ıtlak olunmuştur……âyeti kerime ile hadis-i şeriflere göre,…fitnenin en ziyade son manası kasdolunur”

          ( Diyanet işleri Başkanlığı Yayaınları –Sayı: 123-9, Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, Onikinci cilt, Üçüncü Baskı, sayfa: 290)

         Okuyucularımızın çoğunun bildiği bu mevzuyu yeniden hatırlatarak fitneden sakınma konusunda bir nebze olsun bilgi vermek arzusundayım.

         Tanımda ifade dildiği üzere ilk anlamı, imtihan yani sınama ve denemedir. Nitekim bilinen bir hakikattir ki insan yeryüzüne kulluk yapmak üzere imtihan için gönderilmiştir. Mülk Suresi 2.ayette “O (Allah ) ki, ölümü ve yaşamı hanginiz en güzel işler yapacaksınız diye yarattı” buyurulmaktadır. Buna mümasil ayetler çoktur.

         Biliyoruz ki bizi yoktan var ederek yeryüzüne gönderen yüce yaratıcı bizleri varlıkla, darlıkla, sıkıntı ile sevinçle, mal ve evlatla, sahip olduğumuz her türlü nimet ve külfetlerle imtihan etmektedir.

         Peygamberlerin hayatına bakın; zenginliğine hat olmayan, güç ve saltanatı yeryüzünde darb-ı mesel haline gelenleri; fakirlikle, zulüm ve işkenceyle, katledilmekle imtihan edilenleri görürsünüz. Bunun anlamı, insanın her haliyle ahiret için bir sınava tabi tutulduğunun, yaşamın bir gerçeği olarak karşımızda durduğudur.

         Yine tanımda ifade edildiği üzere fitne küfür, günah, fısk u fücur ve rüsvaylıktır. Bugün fitne yeryüzünü kaplamış durumdadır.

          “Aynı zamanda insanlar arasında vukua gelen ihtilaf, şûriş (karışıklık, kargaşa)  ve ihtilale, şekavet ve kavgaya ıtlak olunmuşdur “ ifadesi fitnenin, tarihin birçok devirlerinde olduğu gibi günümüzde de bu son anlamıyla arz-ı endam etmiş olduğunun göstergesidir.

         DÜNYANIN BAŞI BELÂDA

         Zavallı insanlığın başında büyük belalar cereyan etmektedir. Bu belâ ve musibetlerde zalimler de mazlumlar da aynı kötü akıbete varacaklardır. Ne var ki ehl-i iman olanlar “vel akibetu lil muttekîyn” denildiği için hesap gününün sonunda onlar kazanacak, ehl-i küfür olanlar ise ebedi ateş azabına çarptırılacaklardır.

         İÇ KARGAŞADA HZ. SA’D’N TUTUMU

         Hz. Osman zamanının sonundan itibaren meydana gelen karışıklık, ihtilal, fısk u fücur, İslam ümmetinin kanayan bir yarası olarak bu gün de devam etmektedir. Tam da bir imtihanla karşı karşıyayız.

         Hz. Osman’ın evi Mısır’dan ve Suriye’den gelen ihtilalci eşkıya ve katillerle sarılmış, simsiyah fitne bulutları Medine-i Münevvere’nin üzerine çökmüştür. Halk ne yapacağını bilmez haldedir. Fiilî can ve mal kaybı ile beraber siyasi kaos da İslam başkentine hakimdir. Hatırı sayılır ileri gelen sahabeler bir çare aranmaktadırlar. Herkesin takip ettiği yol farklıdır. Kimi kılıcıyla kendini savunurken kimi de siyasi çözüm aramaktadır.

         Hz. Ali ve oğullarının, Hz. Osman’ı can siperâne ve yaralanmaları pahasına nasıl korudukları malumunuzdur. Fakat bazıları var ki onlar ne yapacağını bilmez haldeler.

         Fitne zamanında Müslüman topluluğun içinde karışıklığın artmasına meydan vermemek için peygamberden nakledilen bazı tavsiyelere uyarak kargaşa ve ihtilal dışında kalmayı yeğleyenler vardı. Onlardan biri Aşere-i Mübeşşere’den Sa’d İbn-i Ebi Vakkas idi. Dünyaya küsmüşçesine bir kenara çekilmiş bulunuyordu. Oğlu Ömer babasına gelip:

         “Babacığım, sen Peygamberimizin en yakın arkadaşlarındansın. Senin sözün dinlenir. Çıkıp ortalığı yatıştırsan olmaz mı?” mealli sözler söylemiştir. Lakin ortalık öylesine karışıktır ki kim dinli, kim dinden çıkmış belli değil. Sa’d Hazretlerinin verdiği cevap şöyledir:

         “Eğer siz bana iki tarafı kesen ve konuşan, ben birine vurmak istediğimde “Bu kâfirdir buna vur, bu mümindir buna vurma!” diyen bir kılıç getirirseniz ben de çıkıp bir şeyler yaparım.”

         Hz. Sa’d’ın bu hali, tarafsız kalma siyasetinin bir sonucu ve tercihidir. Tabii ki herkes böyle tarafsız kalırsa ihtilal, şekavet ve kargaşalık nasıl önlenecekti?

         HZ. ALİ SİYASETİ

         Hz. Osman’ın kanını kitab-ı Kerim üzerine döken katillerin daha çok katliam yapmaları nasıl önlenecekti? Hz. Ali ve benzerlerinin olaylara seyirci kalmaları olamazdı. Nitekim siyasi müdahalelerle yangını geçici de olsa söndürmüşlerdir. Lakin fitne zinciri İslam ümmetinin yakasından hiç eksik olmamış ve bugüne kadar devam etmiştir. İmtihan devam etmektedir.

         Hz. Sa’d’ın örneği, iç siyaset karışıklığında tercih edilecek bir yol olsa da dış meselelerde tercih edilemez. Böyle durumlarda siyasi ve fiili müdahale kaçınılmaz bir imtihandır.

         DÜNYANIN BAŞI BELÂDA

         Bütün insanlık âlemi zalim ve katil Batı emperyalizmi tarafından büyük bir tehdit ve yok oluş eşiğinde olmakla beraber âdeta bu yangının merkezi olarak Türkiye düşünülmektedir. ABD ve Batının en öldürücü ve tahrip edici silahlarını ülkemizin etrafına konuşlandırmasının amacı bu olamaz mı? Bu fitne ateşine karşı önce etkin bir diplomasi savaşı, sonra da gerektiğinde bizzat fiili karşılık vermek mecburiyetindeyiz.

         “SAVAŞI TEMENİ ETMEYİNİZ” LÂKİN

         Ölümü göze alan bir toplumun kazanmaması mümkün değildir. Bir savaşla karşı karşıya kalırsak askeriyle siviliyle, yaşlısıyla, genciyle bir kısmımız şehit olup cennete giderken kalanlarımız da onur ve haysiyetleriyle yaşamına devam ederler. Tıpkı bize bizden önce bu vatanı yurt yapan şehit ecdadımızın yaptığı gibi. Fakat Hz. Peygamberin “Savaşı temenni etmeyiniz” mübarek ve hikmetli sözüne göre en kötü sonucu temenni etmemeliyiz.  Başa gelince de en yiğidinden karşılık vermeliyiz.

         Önce milletimizin, sonra da bütün insanlığın bu dünya felaketlerinden uzak olmasını yüce Rabbimizden niyaz ederim.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya