Abdurrehim Heyit ile II. Abdülhamid buluşurlar mı?
Günlerdir Osmanlı Arşivlerinden aldığım bir belgeyi sizinle paylaşmak için masamın üstünde bekletiyordum. Maksadım hem Sultan II. Abdülhamid’in ölüm yıl dönümünde onu rahmetle yad etmek hem de bu vesile ile belgenin muhtevası üzerinden Doğru Türkistan’da yaşanan zulmü bir kere daha hatırlatmaktı.
Zekeriya Kurşun
11.02.2019 15.30
123 okunma

Günlerdir Osmanlı Arşivlerinden aldığım bir belgeyi sizinle paylaşmak için masamın üstünde bekletiyordum. Maksadım hem Sultan II. Abdülhamid’in ölüm yıl dönümünde onu rahmetle yad etmek hem de bu vesile ile belgenin muhtevası üzerinden Doğru Türkistan’da yaşanan zulmü bir kere daha hatırlatmaktı. Ama son günlerde ölüme meydan okuyan büyük ozan Abdurrehim Heyit’in şehadet haberi, Çin zulmünü yeniden gündeme taşıdı. Büyük ozan yaşarken yaptığı gibi, zindandan gelen ölüm haberi ile de unutulmayacak bir ders verdi. Haber yanlış çıksa, Çin zulmü bitse bile insanoğlunun zulme meyleden tabiatı var oldukça, yaktığı ışık baki kalacaktır.

ZULME SESSİZ KAL(A)MAMAK

Günlerdir sosyal medyada Abdurrehim Heyit’in, ölümü hiçe sayan; Çin zulmüne karşı kimliğini, kişiliğini, inancını ve tarihini ortaya koyan mısraları dolaşmaktaydı. Herkes gelen haberleri ve büyük ozanın dutarı eşliğindeki iniltilerini vicdanına ve meşrebine göre dinliyordu. Oysa, insanın nefsinde saklı kötülük kadar, zulme başkaldırı duygusu da bahşedilmemiş mi idi? Kimliğinden, inancından, yaşama biçiminden, kılık kıyafetinden vs. ötürü herhangi bir yerde, herhangi bir insana hatta canlıya ve eşyaya yapılan zulme karşı durmak insani bir haslet, hatta bir görev değil miydi?

Maalesef vicdani derinliklerimizde gömülü kalmış olan bu haslet, ancak bazı tahrikler ile uyanabilmektedir. Çin zulmü, Türkiye’de yaşayan Uygur kardeşlerimizin feryatlarına, yollara dökülüp anlatmalarına, hatta BM raporlarına rağmen bazılarımızda hiç etki bırakmamıştı. Burada vicdanlarını şeytana satanlardan söz etmiyorum. Onlar varsın zulüm adına, Çin adına –affınıza sığınarak söylüyorum- anıradursunlar. Ama bir gün lazım olur diye vicdanlarını rezervde tutanlara sitem hakkımı kullanmak istiyorum. Çin zulmünü, Doğu Türkistan’da yaşananları, oradaki dindaş ve soydaşlarımızın dertleriyle hem-dert olmak için şairlerin, ozanların alimlerin ölmesini mi beklememiz gerekiyordu? O ve onun gibiler, zaten ölüme meydan okumuş, yaşamak ve yaşatmak için çoktan beden esaretinden vazgeçip cennettin özlediği Ammar bin Yasir’in yolunu seçmemişler miydi?

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Zekeriya Kurşun
DİĞER YAZILARI
YAZARLAR
...
...