Varoluşsal olarak bağlı olduğumuz ve VARLIĞIMIZI borçlu olduğumuz içinde doğup büyüyüp yaşadığımız fizik ve beşeri COĞRAFYA NIN ne olup olmadığını ne ANLAMA geldiğini net olarak ortaya koymamız bir zorunluk.
05.03.2019 12.33
907 okunma
Anadolu Medeniyet Hareketi
Şazeli Çügen

                Bir SİVİL inanç fikir ve düşünce TOPLULUĞU olarak

Kendimizi “Anadolu İslam Medeniyet Hareketi” diye TANIMLIYOR isek

Öncelikli olarak İLKELERİNİN ne olup olmadığını GENEL BAKIŞ AÇISINI ortaya koyarak temel “paradigmasının” tüm kamuoyuna DEKLARE edilmesi gerekmektedir.

Bu maksatla genel bir BAKIŞ AÇISI ortaya koyarak İLKELERİMİZİ vazetmek üzere bu analizi kaleme almış bulunuyoruz.

Başlangıç noktası olarak

Durduğumuz ve yaşadığımız coğrafyanın önce beşeri “KONUMUNU” sonra da  medeni “KİMLİĞİNİ” belirlememiz gerekmektedir.

Varoluşsal olarak bağlı olduğumuz ve VARLIĞIMIZI borçlu olduğumuz içinde doğup büyüyüp yaşadığımız fizik ve beşeri COĞRAFYA NIN ne olup olmadığını ne ANLAMA geldiğini net olarak ortaya koymamız bir zorunluk.

A.      COĞRAFYA bir KADER MİDİR?

Evet “coğrafya bir kaderdir” şöyle ki

COĞRAFYA demek sadece FİZİK dünyamızın taşı ve toprağı demek değildir daha fazlası demektir. BİNLERCE yıllık süreçlerde büyük MÜCADELE verilerek sahiplenilmiş VATAN kılınmış ortak KADER birlikteliği ile kaynaşılmış CAN olunmuş KAN olunmuş BEDEN oluşmuş devasa bir NUFUS ve BEŞERİ bir potansiyelden bahsediyoruz.

MİLLETLER

Tarih SAHNESİNE siyasi iktisadi içtimai ve askeri yapıları ile ortaya çıkarlar İNANÇLARI kültürleri ve de MEDENİYETLERİ ile yaşamaya devam ederler

Coğrafya MİLLETLERE öylesine bir KADER çizmektedir ki TARİHİN akışı içinde oluşan MİLLETLER devam edip giden “büyük mücadele” sonucunda KOMŞULARINI dahi seçemiyorlar. Çünkü KOMŞU denilen insan TOPLULUKLARI DA aynı hayat memat mücadelesi içinde kendilerine bir YAŞAM alanı oluşturabilmekteler.

İşte bu tarihi gerçeklik her MİLLETİ bölgesinde doğal bir ENTEGRASYON ilişkilerini zorunlu kılmaktadır.

“ANADOLU coğrafyası” denildiğinde

ÜLKEMİZİN “Jeopolitiği” “stratejik derinliği” ve de “beşeri potansiyelinin”  ne olduğudur.

JEOPOLİTİK  coğrafyanın politikaları demek olup

COĞRAFYANIN eko sistemi ile birlikte yer altı ve yer üstü zenginlik kaynakları ile üzerinde yaşayan nüfusun beşeri potansiyelinin inancının kültürünün ve de ait olduğu medeniyetinin dikte ettirdiği siyaseti iktisadı hukuku ve de güvenlik politikalarının tezahürü anlamına gelmektedir.

STRATEJİK derinlik ise

Bir ÜLKENİN coğrafyası ve de beşeri potansiyeli dahil olmak üzere tarihin akışı içinde oluşturduğu KÜLTÜR ve MEDENİYET havzasının sınırlarını çizmekte hinterlandını oluşturmakta doğal entegrasyonu istikametinde “Reel politik ve Değer politik gücünü” ifade etmektedir.

Bu iki kavram üzerinden ANADOLU coğrafyasına baktığımızda

B.       Karşımıza koskoca bir TARİH KÜLTÜR ve de MEDENİYET kimliği çıkmaktadır.

TARİH geçmişten bugüne ve GELECEĞE doğru uğuldayarak ve çağlayarak akıp giden ulu ırmaklara ulu nehirlere benzer ki BİZLER bu topraklarda tam BİN yıldır uğuldayarak ve de çağlayarak AKIŞIN an itibariyle zaman mekan ve de sosyolojik süreçlerini dipdiri olarak yaşamaktayız.

KÜLTÜR havzası olarak ifade etmek gerekirse 1400 yıllık İslam Medeniyet tarihinin 1000 yıllık KÜLTÜR yaşanmışlığının “ümmeten vasatan” tecrübesini oluşturan “zaman mekan ve insan” bilinci ile hareket edip MÜCADELE veren bu asil MİLLETİN evlatlarıyız ve de varisleriyiz

MEDENİYET ölçeğinde tarihin akışına baktığımızda

ANADOLU ön Asya ve iç Asya coğrafyaları

İslam Medeniyetinin hem “KUVVET merkezini” teşkil etmiş ve hem de “GÜVENLİK eksenini” oluşturarak kurulan DEVLETLERİ ve de inşa edilen ŞEHİRLERİ ile bu günlere kadar MEDENİ sorumluluğunu kesintisiz olarak getirebilmiştir.

Tarih kültür ve medeniyet coğrafyasının “İSLAM üst kimliği”

Bu coğrafyalarda ebed müddet hüküm sürmüş MİLLETİMİZİN aklına kalbine ruhuna kazınarak inanç kültür ve de sanat olarak hayatımıza girerek bedenlerimize gergef gergef işlenerek İSLAM tecrübesi olarak tescil edilmiş durumdadır. Bu ilişki biçimi VAROLUŞSAL vazgeçilmez bir BEKA ilişkisidir.

C.      İSLAM medeniyetinin yeniden İNŞASI bir zorunluluk mudur?

Evet “bir zorunluluktur” şöyle ki  

Eğer bu günkü YENİLMİŞLİK ve BAĞIMLILIK hali ile İSLAM toplulukları olarak “fakrı zaruret ve zillet içinde” olarak yaşamaya devam ettiğimizde ne tarih ne kültür kimliğimiz olacak ve ne de medeniyet iddiamız kalacaktır. Üzerinde binlerce yıldır yaşadığımız bu güzel COĞRAFYALAR ve de KADER birlikteliği yapıp kaynaştığımız can olduğumuz kan olduğumuz “anasırı İSLAM” olan tüm kavimler ve milletler YOK olacaklar ve tarihin ETNOĞRAFİK müzesinde yerlerini alacaklardır emin olun.

BATI Medeniyeti tarih SONU değildir.

Yedi milyar nüfuslu dünyamızın iki milyar nüfus açlık sınırının altında ve uluslararası sömürü düzeninin sefaleti içinde hayat memat mücadelesi verirken

BATI medeniyeti

ÖTEKİNE iki yüzlü davranarak ahlakı vicdanı ve hukuku olmayan sadece “bilgi teknoloji ve sermaye” gücünün üstünlüğü ile SÖMÜRÜYE dayanan vahşi bir kapital dönemi olarak tarihin akışı içinde “küçük bir PARANTEZ” kalacak ve tarihin uğuldayan akışı gürleyerek yoluna KIYAMETE dek devam edecektir. 

Temel TARİH tezimiz şudur ki

Tarihin akışı daima “HAKKIN hakimiyetine doğru” seyretmekte ve İnsanlığın BUHRANI her daim “İSLAMI müjdelemeye” devam etmektedir.

Çünkü BEŞERİ FITRAT bu doğal akışı ZORUNLU ve gerekli kılmaktadır.

Bu HAKİKAT karşısında MİLLET ve ÜMMET olarak TARİH KÜLTÜR ve de MEDENİYET kimliğimizden ve de iddiamızdan asla vazgeçemeyecek vazgeçmek niyetinde de olmayacağız inşa ALLAH.

D.      BİZLER bir SİVİL toplum VAKFI olarak Ana GAYEMİZ

Henüz bir DEVLET politikası haline getirilemeyen MEDENİYET coğrafyamızın SORUNLARI siyasilerin ve akademisyenlerin ağzında “gönül coğrafyamız” diye duygusal bir zemine indirgenerek SAHİPSİZ bir alana terkedilmiş durumdadır.

İşte bu nedenledir ki

BİZLER STK lar olarak bu HAYATİ konuları gün demleyerek GAYE halinde zinde tutup AKSİYON haline getirmek durumundayız.

Yaşamakta olduğumuz ve henüz tarihin MEYDAN savaşında MEDENİYET mücadelesini kazanmak için kutlu doğum sancıları çektiğimiz İSLAM toplumlarının o büyük POTANSİYELİNİ harekete geçirmeye zorunlu olarak ramak kaldığımız bu süreçlerde

“yenilmişlikten ve de bağımlılıktan” kurtulmak adına ümmet olarak “TAKLİT RED İNKAR ve aşağılık kompleksinden” çıkıp “TAKLİT çağına” son vermek için “TAHKİK çağının” kapısını aralayarak AÇMAK olacaktır.

Böylesi hayati ve KUTLU bir HEDEF bu kutlu topluluğu fiilen bir AKSİYONA sürüklemekte dir.

Her AKSİYON DA olduğu gibi

Hiçbir medeni HAREKET in İLMİ AHLAKİ ve HUKUKİ temelleri bulunmadan asla BAŞARI kazanamayacağına ve AMACINA da ulaşamayacağına inanmaktayız.  

İSLAM topluluklarının SEFALET içinde yaşamak zorunda bırakılan üçüncü dünyanın tüm problemlerinin çözümünü temel referansımız olan “Vahiy ve Risalet” in ışığında İSLAM IN rehberliğinde ve insanlığın tüm MARUF ve bilimsel değerlerinin öncülüğünde çözüleceğine inancımız tamdır.

Varlık HAYATININ birbirinin kopmaz parçaları olan fizik sosyolojik ve metafizik alanları nın uyumlu ve dengeli bütünlüğü zemininde MEDENİYET ölçeğinde çözüleceğine olan tüm gayretlerin de amacına ulaşacağı kanaatindeyiz.

Bu temel tespitler BİZLERİ vakfımızın kurumsal yapısı içinde

MEDENİ ve İLMİ çalışmalara sevk etmekte AHLAKİ bir hayat tarzına götürmekte ve de HUKUKİ bir zeminde toplumsal bir DÜZEN inşa etmeyi de zorunlu bir hedef olarak ortaya koymaktadır.

Ana OMURGAMIZ bu temel alanlarda inşa edilecektir.

Düşünce METODUMUZ “amentü” tahtında mülhem olarak “dinamik tahlil ve dinamik tahkik” ile HAKİKATİ aramak ve de HAKİKATİ haykırmak olarak çabalarımız sürecek ve tüm fikir düşünce yorumlarımız ile yoluna devam edecek

Hareket METODUMUZ da “Açık şeffaf legal ve de MEŞRUİYET” zeminlerinde olacaktır.

MEDENİYET inşa mücadelemizi yaparken YAŞAM TARZIMIZI DA amentümüze uygun olarak tanzim etmek zorunluluğu bulunmaktadır.

Hiç kimseyi ötekileştirmeden asil MİLLETİMİZİN her evladına ÜMMETİN her kesimine ve de İNSANLIĞIN sağduyulu tüm kesimlerine kanatlı kapılarımızı ardına kadar açık tutacak ve de imkanlarımızı da paylaşmaya devam edecek bir AKSİYON zemini ortaya koymak demektir.

Her MEDENİYETİN bir AMENTÜ NÜN çocuğu bir tasavvurun bir dünya görüşünün hayat tarzı olduğu bilinci ile

“AMENTÜMÜZDEN” den mülhem olan en temel olan itikadi İLKELERİ kaydederek deklare etmemiz

MİLLETİMİZİN ve de ÜMMETİMİZİN birliği ve dirliğinin hak ve hürriyet iklimini teşkil edecektir.

A.      MÜLK ALLAHINDIR hüküm ve ferman ona aittir

ÜMMÜL KİTAP tarihsel değildir.

“İtaat” ALLAH ve RESÜLÜNE dir.

“Biat” ise hür irade ile emiril mü minin ile yapılan siyasal bir sözleşmedir bir SEÇİMDİR.

B.      İNSAN “Halife tül arz dır”. Varlık hiyerarşisinin üst makamındadır ki melekler şeytan ve eşya diye aşağıya doğru sıralanır.

Halife i ruyi zemindir yoksa insan “Halifetullah” değildir

İslam da KURTARICILIK KUTSİLİK ve de MASUMİYET akidesi yoktur. SUFİLİK ise sadece bir yaşam biçimidir.

KAVMİYETCİLİK yoktur tüm kavimler tüm diller ve renkler ALLAHIN ayetlerindendir.

Her varlık GAYELİDİR ve her varlığın hayatı bünyesinin zaruretleri ile sınırlandırılmıştır. Fıtratta asla bir çirkinlik ölçüsüzlük dengesizlik ve ahenksizlik yoktur.

SÜNNETULLAH “hadis olan” canlı ve cansız varlığın IZTIRARİ ve de İHTİYARİ yasalarıdır.

C.      “EŞYANIN kutsiyeti yoktur”

Her kutsiyet “şirke” kapı aralar.

EŞYA DA aslonan “İBAHA dır TAYYİBE dir ve de BEDİİYAT tır”

D.      KADER “mi nalla hi Teâlâ’dır”

Ölçüdür takdirdir ilimdir hikmettir iradedir ve de bir İMTİHANDIR sadece insan fiili olan “hayra ve şerre” indirgenemez.

EŞYANIN kaderi “ıztırari dir” İNSANIN kaderi “ihtiyaridir”. “Hidayet ve Dalalet” “FİİL halindedir yoksa HÜKÜM halinde değildir”.

E.       “Ehli kıble TEKFİR edilemez” “amel imandan bir parça değildir”

İmanda EŞİTLİK ilkesi ile MÜ MİNLERİN kardeşliği esas kılınmıştır. Bu nedenle zalimin de fasıkın da mukallidin de imanı sahihtir.

MÜ MİNLER ancak AMELLERİ ile farklılaşırlar bu çeşitlilik ALLAH IN “HAK ediş” yasasının bir gereğidir. Cennet ve cehennem hiç kimsenin tekelinde değildir

F.       İÇTİHAT kapısı her daim AÇIKTIR “TENZİL inkar edilmedikçe TE VİL küfre götürmez”.

Mezhepler DİN değildir.

Mezhepler bir usuldürler dini bir disiplindirler “mukallitler” için vucup ifade ederler.

G.      İslam da yönetim İLKELERİ vardır yönetim MODELİ yoktur.

“Adalet Ehliyet Emanet Şura ve Maslahat ı muhafaza” ilkeleri tüm yönetim modellerinin ana ilkelerini oluşturmaktadır.

“İmamet ve Hilafet” İMANIN bir rüknü değildir. Sosyolojik bir gerçeklik ve gerekliliktir

“CİHAT” MÜCADELE Mü minin hayat tarzıdır.

ZALİM ve FASIK sultana “hakikati haykırmak” mü min için bir vecibedir.

CIHAD eyleminin

 AKIL ile yapılanına İLİM- MAL ile yapılanına İNFAK- NEFİS ile yapılanına MÜCAHADE- BEDEN ile yapılanına SAVAŞ- CAN ile yapılanına ŞEHADET- EL ile yapılanına ZENAAT- EMEK ile yapılanına HİZMET SES SÖZ ile yapılanına SANAT denir.

MÜMİNLER

Amellerin en güzelini yapmak en çirkininden de kaçınmak için iyilik güzellik ve faydayı amaç edinirler. Bu maksatla “mazarratı DEF etmek ve maslahatı CELP etmek” için gayret gösterirler.

İSLAM HAK HUKUK ve HÜRRİYET düzeni demektir ki

HUKUK sistematiğimiz “hukukullah” “hukuk u ibad” “hukuk u mahlukat” olup

HAKLAR ve HÜRRİYETLER hiyerarşik bir sıralama ile ŞÖYLE kaydedilmiştir.

“ Canı korumak Aklı korumak Dini korumak Nesli ve Aileyi korumak ve de Malı ticareti ve seyahati” korumaktır.  İSLAM IN HUKUK sistemi sıralamasından mülhem olarak MODERN çağımızda “İNSAN HAK ve HÜRRİYETLERİ” şöyle ifade edilmektedir.

Yaşam hürriyeti inanç ve düşünce hürriyeti teşebbüs ve seyahat hürriyeti seçme ve seçilme hürriyeti  FERT ve aile hürriyeti ile kişisel mahremiyetlerin korunması gibi bir dizi İNSAN hakları ve HÜRRİYETLERİ türetilmiştir.

YARABBİ “Durdum Divanına Uydum Kur an ına Kıblem Kâbe’ye” diyen bir ÜMMETİN “ehli sünnet yolunun” “Hanefi-Maturidi” mezhebinin ve “ehli Beyt” meşrebinin mensupları olarak Mü min iz HAKKA Müslümanız el Hamdü lilLAH diye niyetleniyor ve niyaz ediyoruz.

BİZLER hayatın esası üreme ve üretim tedbir ve tasarruf ve paylaşım olduğunu biliriz. Ne kadar üretiyor ne kadar tasarruf ediyor ne kadar paylaşıyor isek o kadar varız demektir.

BİZLER Esbaba tevessül eder ALLAHA tevekkül eder KADERE rıza gösteririz- KORKU ve UMİT halinde MÜTEYAKKIZ oluruz-Dünyada REFAHI ister ahirette FELAHI umarız.

Başı Altaylarda

Omuzları Hazar ve Karadeniz’de olan

Kolları Adriyatik’ten Çin seddine uzanan

Gövdesi ön Asya ve İç Asya da olan

ATLARINI

Tuna Volga Seyhun Ceyhun ve İndüs te sulayan

Sakarya Kızılırmak Dicle Fırat ve de Nil’de konaklayan

Otağını ANADOLU da kuran

Gönlü Kudüs’te Kalbi Medine de atan

Kıblesi KÂBE olan

Yeryüzünün “halife i ruyi zemini” büyük ve asıl bir MİLLETİN efradıyız

İşte Kimliğimiz sorumluluğumuz Gayemiz ve de YAZGIMIZ budur

Vesselam

Şazeli Çügen

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya