Kapitalist Batı Medeniyeti’nin Adam Smith ile ekonomide egoizmi meşrulaştıran temellerini gördük. Şimdi ise inanç, ırk ve emperyal bazındakileri görelim. Batı medeniyetinin temellerini teşkil eden Roma ve Judea-Grek Medeniyetlerinde Roma Hukuku’nda, Roma vatandaşı seçkindir, Eski Yunan Kültürü’nün temeli seçkin aristokratlara dayanırdı. Hıristiyanlıkta Tanrı daha doğuştan insanları seçer. Yahudilikte ise zaten Yahudiler Tanrı’nın seçkin ırkıdır. Bu insanlar o kadar seçkindiler ki, Hıristiyanlar için Tanrı, bunları günahları için cezalandırmak bir yana, onların günahları için biricik oğlunu çarmıhta kefaret olarak sunmaktadır. Adamlar günahlar işleseler ne olur ki? Ayrıca papaza gidip neden günahları için af dilerler ki? Bunlar hep hükmetmeye-hâkimiyete alışmışlar ve bunların inandıkları Tanrı’yı kendilerinin hizmetkârları durumuna konumlandırmışlardır. Bu kültürlerin insanları, kendilerini Tanrılara eş ve Tanrılara kafa tutacak kadar üstün görüp, yeryüzünde hâkimiyet peşinde koşarlar. Özellikle Protestanlıkla beraber Yahudileşen Batı medeniyet anlayışına yön veren aydınlanma ile, bu seçkinlik daha şiddetlenmiş ve kapitalizmi doğurmuştur. Bakın özellikle kapitalizmin dayandığı temellerden Protestanlık hakkında ünlü düşünür Eric Fromm ne der:

“Protestan Kalvinizm Mezhebinin kurucusu Jean Calvin için iki tür insan vardır: Kurtarılmış olanlar ve ezeli lanetle cezalandırılmış olanlar. Bu yazgı insanlar daha doğmadan ve onların yaşamlarında şunları yapmaları ya da bunları yapmamalarıyla değiştirilmesine olanak olmaksızın tayin edildiğinden, insanlığın eşitliği temelde yadsınmıştır. İnsanlar eşit yaratılmamıştır. Bu ilke, aynı zamanda insanlar arasında dayanışma bulunmadığı anlamına da gelir. Çünkü insanlar arası dayanışmanın en güçlü temellerinden biri olan bir etmen yani insan yazgısının eşitliği etmeni, yadsınmıştır. Calvinciler, büyük bir saflıkla, seçilmişlerden olduklarını sandılar ve kendileri dışındakileri, Tanrı’nın lanetlenmişlikle cezalandırdığı insanlar olarak gördüler. Bu inancın, ruhbilimsel olarak diğer insanlara karşı derin bir aşağılama ve nefret hatta, Tanrı’ya yüklediklerinin tıpatıp aynı bir nefret duygusu içerdiği açıktır.”
 

Calvin’ci Protestan anlayışında Hz. İsa sadece seçilmişleri kurtarmak için çarmıha gerilip ölmüştü. Seçilmişlik öğretisini Hıristiyanlığa Pavlus sokmuş ve Hz. İsa’nın öğretilerini tahrip ederek bu dinin Tanrı’sına en büyük iftirayı atmıştır. Hz. İsa İncil’de sadece bazı görevler için birilerinin seçilmesinden bahsetmiştir. O’nun bu ifadeleri doğuştan bir üstünlük ve kurtuluş anlamında değildir. İşte Pavlus Hıristiyanlığının geldiği nokta… Yahudilikte seçkin olanlar tüm Yahudi ırkı idi (Tevrat/Tesniye-7:6). Pavlus bu seçilmişliği “Tanrı insanlar arasında ayırım yapmaz.” deyip kaldırırken (İncil/Romalılar-3. Bölüm-9 ve 29/Efesliler-6:8,9) bunun yeni bir versiyonu olan insanlar arasında ırk farkı gözetmeden, bazı insanların seçilmişliğini Hıristiyanlığa sokmuştur (İncil/Efesliler-1:4,5,6,7,8 ve -2:8,9,10/ 2.Selanikliler-2:13). Pavlus onların bu ırk seçkinliğini bozmuş, seçkinliği Hz. İsa’nın Mesihliği ile ilişkilendirerek Yahudilerin elinden almıştır. İlahi dinlerde Tanrı’nın üstün tuttuğu insanlar var mıdır? Evet vardır. Ancak bunlar iyi ve hayırlı işler yapanlardır. Burada üstün olan kişi veya kişiler -bir ırk- değil fiillerdir. Bazı insanların hiçbir emek harcamadan daha doğuştan ötekilerden üstün olması, daha fazla haklara sahip olması ve ötekilerin daha az haklara sahip olması egoizmin meşrulaştırılması değil de nedir? Protestanlığın diğer bir kurucu lideri Martin Luther’de bu konularda Calvin ile aynı görüştedir. Pavlus’un teolojisine göre bütün insanlar doğuştan “Asli Günah” sahibidir ve Tanrı’nın lütfu olmadan iyi işleriyle kurtulmaları mümkün değildir. Hz. İsa’dan sonra Havarilerin lideri olan Hz. isa’nın kardeşi Aziz Yakup, İncil’deki kendisine ait olan “Yakub’un Mektubu’nda”, Pavlus’un “Tanrı’nın lütfuyla seçilmişlik” anlayışını eleştirdiği için uzun yıllar kanona kabul edilmemiş ve Protestan liderler de bu yazılardan rahatsızlık duymuşlardır. Baş amacı şeytani anlayışlara karşı olan ilahi dinlere sokulmuş bu anlayışlar, maalesef şeytani düşüncenin nüfus etmesi değil de nedir? Üstelik bunu yapan da Tanrı! Ha Yahudilerin Tanrı’sı ha Hıristiyanların, aralarında bir fark yok. Hal böyle olunca kimse kapitalistlere ve Adam Smith’e kızmasın…. “Batı egoisttir, egoist insanı sever” dememizin temelinde bu anlayışlar yatar.
 

Böylece kurdukları çağdaş uygarlık ve medeniyet dedikleri kapitalist anlayış, “Biz ve bize hizmet edenler” anlayışı üzerine kurularak, “Ben ve öteki” kavramını kültürlerinin temel taşı üzerine bina edilmiştir. Zaten kapitalist Sistem’in en büyük hatası, egoist duyguları meşrulaştırmasıdır. Gerçek üstünlük, büyüklük ve önemliliğin, “İnsanlık ve hayat yararına faydalı bir ideali başarmakla meşru olacağı” gerçeğini insana öğretmemiz gerekmektedir.
 

Bunlar yetmiyor gibi bir de içlerinde seçkinlerin seçkini olan, şeytanı bile kendilerine gıpta ettirecek, kendilerini Tanrı yerine koyup, “Yeni bir dünya düzeni” kurarak dünyaya hâkim olmak isteyen, O’nun tahtına oturmak isteyen, insan nesli için hiç de hayır düşünmeyen daha derin seçkin kişiler var. Hal böyle olduğunda, kâinatın sahibi ve hâkimi bir Tanrı inancı yok edilirse, O’nun yerini birilerinin doldurması kaçınılmazdır ve bu da yine egoist zihniyetin temellerinde yatan “Ben özelim, ben üstünüm, her şey bana itaat etmeli” diyen şeytani düşüncenin en sonunda varacağı asıl noktadır. İnsanın üzerinde, onu görüp gözeten ve bir onu yargılayacak kâinatın hâkimi bir Tanrı’yı, insanların gönüllerinde öldürürseniz (!) bu işin önündeki en büyük engeli kaldırmış olursunuz. Hitler ve Yahudiler “Benim ırkım seçilmiş ve üstün, diğerleri bize hizmet etmeli.” veya “Benim inancım daha doğru ve üstün, diğerleri yanlış” anlayışındadır. Kaderin cilvesi bu iki sapkın uç anlayışını birbirine katlettirmiştir. Tabii, bir ipte iki cambaza yer yoktur. Ne acıdır ki, bu olaylardan en büyük dersi alması gereken aynı Yahudilerin, Filistin’de yaptıkları Hitler’e rahmet okutturmaktadır. Elbette her düşünce sahibi kendi düşüncesinin daha doğru olduğuna inanır. Ancak bu, bir inancın yayılmasında zor kullanarak, diğerleriyle çatışmaya sebep olmamalı, doğrulara serbestçe tartışılarak, karşılıklı fikir alışverişiyle erişilir. Allah bütün kitaplarında sadece “İnsanlar arasında adaletle davranarak çatışmadan kaçınıp, barışı sağlayacak hayat kullarına uygun hareket edenlerin” destekçisi olduğunu söyler.

Ötekileştirmeden dolayı daha doğduğu gün, hiçbir günah suç işlememiş bir bebek, birileri için potansiyel düşman olarak dünyaya gelmektedirler. Bu yüzden, bazıları için ötekileştirilenlerin çoluk çocuğunun katli vacip olmaktadır. Oysa hiçbir gerçek dinin aslında, ortada bir zalimlik-haksızlık olmadıktan sonra çatışmayı körükleyen unsurlar yoktur. Gerçek cihat bir yerdeki zulme başkaldırıdır.

Her ne kadar insan hakları, hürriyet, özgürlük ve demokrasi gibi kulağa hoş gelen sloganların içinde gizlenip meşrulaştırılan egoizm, insanlığa faydasından çok zararı olduğu ortaya çıkmıştır. Herkesin maddi kazanç peşinde koşturulduğu bu yarış sayesinde güçlenen ülkeler, sahip olduklarıyla yetinmeyerek ötekilerin yaşadığı dünyayı istilaya başlamışlar ve geliştirdikleri son model silahlarla insanlık tarihinde görülmedik katliamlar yaparak, son iki asırda 250 milyon insanı katletmiştir. Böyle bir barbarlığın neresi çağdaş uygarlık ve medeniyet olabilir ki? Bu zihniyetin kaçınılmaz sonucu, insanlık tarihini kana bulayan egoizmin zirvesi olan faşizm varlığını bu kez derin güçlerle sürdürmektedir. Kimse “Hitler öldü.” demesin. Bu tür insanı model alan bir medeniyette binlerce Hitler yetişir. Ancak bunlar biraz daha sinsi saldırganlıklarını kanunlara uydurarak sürdürmektedirler. Kendileri ön plana çıkmak yerine, işlerine gelenlere destek verip ortalığı karıştırıp, sonra da kurtarıcılığa soyunmaktadırlar.
 

Bugün özgürlük, adalet, insan hakları diye sloganlarıyla Marksizm’i kullanarak bağımsızlık mücadelesi verdiklerini iddia edenlerin, kendi içlerinde nasıl baskıcı ve terör estirdikleri ortadadır. İnsanlar artık anladı ki, ortada paylaşmaya değer büyüklükte bir üretim olmadıktan sonra, eşitlikçi bir devrimle ele geçen pay insanca yaşayamaya yetmiyor. Bu yüzden devrim yerine, kendine düşen pay çok eşitçe olmasa bile insanca yaşatacak düzeyde olması için, ülke ekonomisini büyütecek teknolojik atılımları ön plana alan değişimler peşindeki hareketlere destek vermektedirler. Bugün Marksizm etnik milliyetçilerin kullandığı bir argüman haline düşmüştür.
 

Her canlının varlığını sürdürebilmesi için doğuştan var olan belli ölçülerde egoya-nefse ihtiyacı vardır. Başka bir yönden baktığımız da, eğer bencillik ve egoizmde hedef insanın ihtiyaçlarını karşılayıp, onu mutlu etmekse, ona karşı olarak savunduğumuz fikirler de aslında insan için aynı şeyi hedeflemektedir. Burada temel fark, günümüz medeniyeti bireyin nefsi ihtiyaçlarını hedonistçe karşılamakla mutluluğa ereceğini temel alması, bireyin ihtiyaçlarından fazlasına bencilce el koyması ve bu hedefe varmada her yolu meşru saymasıdır. Doğru olan birilerinin ötekileştirmeyip, onların temel haklarının çiğnenmemesidir. Yeryüzünde kıtlık, birilerinin ihtiyacından çok çok fazlasına el koymanın sonucudur. Şu andaki dünyadaki 260 trilyon dolar olan toplam servet 7 milyar insana eşit dağıtılsa, kişi başına düşen servet 36 bin dolar civarındadır. Bu gelir düzeyi herkesi en zengin ülke insanı gibi yaşatacak bir seviyededir. Gerçekte aklın yolu birdir ve egoist olanın da olmayanın da aynı amacı vardır. Başta ne dedik: İnsan bu dünyada iyi şartlarda ve mutlu bir hayat sürmek için çalışır. Her insan için iyi ve kötünün ölçüsü bu olursa sorun kalmaz. Burada asıl olan, başkalarını da ötekileştirip düşman etmeden, iyi şartlarda yaşayıp mutlu olma hakkını koruyan sorumlu insan yetiştirecek bir medeniyeti temel almaktır. Ancak böyle sorumluluk bilincinde emin ve güvenilir insanların yetiştiği bir dünyada huzurlu ve mutlu bir hayat sürdürülür. İşte bu açıdan günümüz medeniyetinin “İnsanileştirilmesi” gerekir. Maalesef Batı medeniyeti tam bir egonun özgürlüğüne dayalı bir “Ego Medeniyeti”dir.

1-Eric Fromm, Özgürlükten Kaçış, İstanbul: Payel Yayınları, 1996, s. 83-84

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.