Merhaba Sevgili okurlar.  

Muhtemeldir ki birçok Anahabergazete okuru ile  ilk defa bu yıl karşılaşmışızdır. Bunun sebebi yeni yeni yazmaya başlamış olmam olabilir. Aslında yazmaya yeni başlamadım. İlkokul 1. sınıfta bu işi çözmüştüm. Ancak o zamanlar yazdıklarım geniş kitleleri sürükleyecek cinsten değildi.

Bu gün Ankara’da Altınpark'ın olduğu dev alan o zamanlar Amerikan arazisi idi. Okulumuzun hemen yanındaydı ve boştu. Sadece otlar ve kır çiçekleri vardı. Ne için bilmiyorum ama Amerikalılara tahsis edilmişti.

Bu arazide Amerikalıların bekçi köpekleri vardı. Bekçi köpekleri derken hayvancağızları tenzih ederim. Amerikan arazisinin tel örgülerini aralayıp birkaç yabani çiçek toplayan çocuklara düdüklerini çala çala saldıran, onları sığındıkları okulunda sınıflarına kadar kovalayıp öğretmenlerinin önünde dayak atan bekçi köpekleri vardı.

O bekçi köpeklerinin çocukları bugün aynı görevi farklı şekillerde yapıyorlar. Hatta bunların meclise girip Milletvekili sıfatı kazananları bile var. Onlar da babaları, dedeleri gibi efendilerinin itibarları için canlarını dişlerine takıp herkese saldırmayı vazife bilirler.

O zamanlara diğer yazılarımızda ara ara döneriz. Şimdi biraz günümüzde gezelim.

***

Bizim Türk erkeklerinin çoğunun Ukraynalı ya da Bosnalı gelin getirmek akıllarından geçer. Ama Emre bunu gerçekleştirme konusunda baya bi aşama kaydetmiş. Ancak bu iş kılıç sırtında yürümek gibidir. Bakın nasıl?;

Geçenlerde genç arkadaşlarımdan Emre ile karşılaştım. Yanındaki genç kızımız nişanlısıymış. Tanıştırdı.

-“Nişanlım Alina” dedi. Ben genelde zor duyar, duyduklarım kadarını beynimde birleştirir, sonra karşı tarafın ne dediğini çözerdim. Duyduklarımın bilgi olarak beyne ulaşması sadece zaman alıyor.  Mengenli olmamdan kaynaklanıyor sanıyorum. Bu sefer ortam mı sessizdi, neydiyse kolay duydum. Alina ismini duyunca yabancı olduğunu anladım. Ukraynalıymış. Ayaküstü kısa bir sohbetten sonra ayrıldık.

Ertesi gün Emre ile yalnız denk gelince aklıma takılanları sordum. Nasıl tanıştıklarını, ne kadar zamandır görüştüklerini, ailelerin evlilik kararlarına yaklaşımlarını sordum. Arada yabancı kızımızın Müslüman olmayı düşünüp düşünmediğini de sordum. Geniş bir sohbet oldu. Bizim Türk erkeklerinin çoğunun Ukraynalı ya da Bosnalı gelin getirmek akıllarından geçer. Ama Emre bunu gerçekleştirmiş. İslam’ı seçme konusunda Alina’ya o da sormuş. Alina da Emre’ye:

-“ Elbette. Kocamın dini neyse onu seçerim” gibi bir şey söylemiş. “Kocan Budist ise sen de Budist mi olacaksın? İneğe mi tapacaksın” diye tepki vermiş arkadaşım. (İneğe değil de öküze dese denk gelebilirdi belki.)

Bizim tabelacı Ahmet’imiz vardı İstanbul’da. O derdi: “Türk kadınları Budist’tir, Öküze taparlar”. Kadınların kocalarına saygılarını böyle yorumlardı. Neyse konumuza dönelim. Arkadaşım nişanlısına Rusça ve İngilizce Kur’an-i Kerim ve İslam’ı anlatan kitaplar hediye etmiş. Bunu söylediğinde aklıma birisinin başından geçenler geldi. Size de anlatayım da “bilmiyordum valla” demeyin:

Delikanlı Londra’ya okumaya gitmiş. Orada bir İngiliz kız ile tanışmış. Uzun bir süre birlikte zaman geçirip sonunda da evlenmeye karar vermişler.  Delikanlı ailesini arayıp müjdeyi vermiş. İngiliz gelinlerini İstanbul’a getirip tanıştıracağını söylemiş. Ailesi önce kızın dini konusuyla ilgilenip “Müslüman değilse sakın getirme” diye de resti çekmiş.

Delikanlı İngiliz kıza ezile büzüle durumu anlatmış. Kız olgun karşılamış. “Ben İslam’ı tanımıyorum, bilmiyorum. Bana İslam’ı anlatan kitaplar getir. İnceleyeyim. Aklıma yatarsa neden Müslüman olmayayım ki?” demiş. Çocuk sevinçle bulduğu birçok kitabı ve İngilizce Kur’an’ı vermiş kıza.

İngiliz kız 4 ay boyunca kitapları incelemiş. Farklı kaynakları da araştırmış. Sonunda aklına yatmış ve Müslüman olmaya karar vermiş. Örtünmüş. 5 vakit namazını kılmaya başlamış. Delikanlı kızdaki bu olumlu gelişmeyi hemen ailesine bildirmiş. Kıza da İstanbul’a gidebilecekleri müjdesini vermiş.

Lakin İngiliz kız:
-“Hooop! Bir dakika. Ben Müslüman oldum. Burası tamam. Ama seninle evlenemem” demiş. Delikanlının şaşkın bakışları arasında sözlerine devam etmiş:
-“Ben Müslümanım. Ama sen Müslüman değilsin.” Delikanlı şaşkınlıktan contayı yakacak. Kız devam etmiş konuşmaya:

-“Sen bir yıl boyunca benimle gezdin tozdun. Bazen el ele tutuştun. Bazen de taciz ettin. Müslüman bir insanın yapmaması gereken şeylerle bana yaklaştın. Ben İslam’ı öğrenmek için araştırdığımda öğrendim ki bunlar çok büyük yanlışlarmış.  Ben senin Müslüman olduğunu zannetmiyorum. Ben Müslümanlığı bilmeyen ve beni taciz eden biriyle asla evlenmem” deyip uzaklaşmış oradan.

Bu olayı anlattım Emre’ye. Sonra da ekledim:
-“Aman Emre, Alina’ya kitapların tamamını vermeseydin. Sadece 1. Ciltlerini verseydin. Alina yine de Müslüman olur ama, İslam'ı iyi araştırır ve iyi öğrenirse  seninle evlenmeyiverir:)
Emre dinini güzel yaşayan bir arkadaşımız olduğundan ben espriyi yaptım, o da espriye baya bi güldü…

Mübarek kurban bayramınızı kutluyorum. Allah nice güzel bayramlara ulaştırsın inşallah...
Kalın sağlıcakla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.