Asr-ı saadeti arayanlar! Endülüs, Selçuklu, Osmanlı, hatta Roma medeniyetini arayanlar!

Bilin ki onlar geri gelmeyecekler! Ölenler, geri gelmeyecekler; mahşerde dirilirler!

Geçmiş zamanın hiçbir anı geri gelmez. Dünkü gün, tekrar gelmez.

Yeni bir gün doğar. Gençlik gittiyse o geri gelmeyecek.

Şair, “ Leyteş-şebabu yeûdu yevmen” keşke gençlik bir gün geri gelse.. “ diye boşuna heveslenmemiş.

Mahşer günü “Ya Rab! Bizi tekrar dünyaya döndür de senin rızana uygun ameller işleyelim” diyenlere “Size dünyada iken yeteri kadar mühlet vermedim mi? “ denilecek ve istekleri reddedilecektir.

Bir Arap atasözü “mezâ mâ mezâ” geçen geçti “ diyor.

Mevlana da öyle diyor:

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi

Her gün bir yere konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş!

Dünle beraber gitti cancağızım,

Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…”

Memeden çıkan süt, yaydan çıkan ok, namludan çıkan kurşun, ağızdan çıkan söz, boğazdan çıkan her nefes geri dönmüyor cancağızım!

Sen diyorsun ki “Gel düne gidelim!” Ne mümkün. Başarı Allah’tandır. Yola kaldığın yerden devam et, tekrar geldiğin yolun başına gidip kaldığın yerde tekrar kalma! Fasit daire budur. “Benim oğlum “Binâ” okur, döner döner yine okur” hikmetli deyişinden ders alalım.

Her doğan yeni gün, bir başlangıçtır. Her bahar, yeni bir bahardır. Bir önceki baharın aynısı değildir. Belki benzeridir. Bahçıvan bir önceki hasat mevsiminden dersler çıkarıp mahsulü daha verimli kılmalıdır,

Af buyurun, hayvanların bazısı geviş getirir. Biz getirmeyiz. Yalnız onun halinden ders çıkarırız.

Geçmişi yaşayarak, geride kalmayalım. Bak! Gözlerimiz ileriyi görüyor, geriyi değil! Fikir ve eylemlerimiz de ileriye olmalıdır.

Tarih ve geçmiş, ibret ve ders almak için okunur. Yolumuzu aydınlatan ilim değil mi? Bütün ilimlerin kitabı, hocası, okulu vardır. Yalnız bir ilim vardır ki onun okulu, hocası, kitabı yoktur. O, ilimlerin en kıymetlisidir. Onu adı TECRÜBE..

Şairin dediği gibi eğer “Demir tava geldi, kömür tükendi; Akıl başa geldi ömür tükendi” denmişse başarısızlığın sebepleri var demektir.

Ne yazık ki biz her zaman objektif olamıyoruz. Bu, insanî bir zaaftır. Gönlümüze değil, vicdanımıza danışalım ki o terazi en doğruyu söyler. Bir kişi yalan söylese gönlüne, arzusuna göre konuşmuştur. Lakin vicdanı ona içinden yalan söylediğini söyler.

Bu demektir ki her insan, kendi bildiğini okur ve tartışır. Oysa hiçbir tartışma kazanılmamıştır. Bütün tartışmalar yüzde doksan dokuz tarafların kendilerini haklı bulmasıyla sonuçlanır. Hiçbir din diğerini kabul etmiş midir?

Fakat kişiler, bazen iman ve fikir değiştirebilirler. Bu, hidayet de olabilir dalalet de. Objektif doğruya yakın da olabilir; subjektif yanlış da yakın olabilir.

Bunun için değil mi ki, günde kıldığımız namazlarda 40 defa “Allah’ım bizi doğru yola ( doğru olana) ilet” diyoruz. Çünkü karanlıkta yürüyoruz ayaklarımızın çukurlara düşmemesi için ışık lazımdır. Rabbimiz bize hem göz, hem ışık, hem akıl vermiş.

Ağaç çürüdüyse artık meyve vermez. Onun cins çekirdeklerinden bir orman yetiştirmek mümkündür. “Bunu nerede yapalım?” Diyorsanız, gelin ben buradayım! ANADOLU VAKFI’nda,

Esselamu alâ men-i ttebeal hüdâ

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hasan mutluoğlu 2 hafta önce

Medeniyetimizin yeniden inşası çalışmalarının yapılabileceği
güvenilir önemli adreslerden biri ANADOLU EĞİTİM KÜLTÜR VE BİLİM VAKFI
olduğundan, ben de oradayım. SELAM VE DUA İLE.