Steve Bannon, Trump’ın Çin Devlet başkanı Xi, Erdoğan ve Vilademir Putin gibi “güçlü kişiliklere “ayrıldığını söylüyor. Özetle diyor ki; “Onlar milliyetçiler, önce ülkelerini koydular ve buna devam ediyorlar ve başkalarının düşündüklerini umursamıyorlar.”

Trump’ın eski başdanışmanı bu adam, emekli bir subay. Trump’ın seçildiği 2106 seçimlerinin yöneticisi 53 doğumlu, Harvard’dan mürekkep yalamış. Onun cephesinden görünen o ki; birileri doğru yapıyor, cesaretle yol gidiyor. Amerika’ya göre çok daha doğru yapıyorlar…

Savunma harcamaları konusunda eleştirdiği Nato müttefiklerine karşı söylemini daha da sertleştiren Trump, aslında geçen hafta Brüksel’deki zirve sürecinde Amerika’ nın “kazıklandığını “açık açık söyledi. Sadece AB ile 151 milyar USD dış ticaret açığını “enayilik” olarak nitelendiren Trump, böyle sürmez demeye getiriyor. Her yıl toplamda 811 milyar USD dış ticaret açığı olan ABD eski gücünde değil. Dış ticaret açığının 375 milyar USD kısmı ile başı çeken Çin’e karşı 1300 kalemde ek verginin sebebi bu mihenkte buluşuyor. Ticaret savaşı o hala gelecek ki, suyumu bulandırıyorsunun ötesinde, neden sen benim izin verdiğimden daha fazla su içiyorsuna dönecek. Trump’a göre ekonomiyi büyütmeyen ne varsa bunun içinde olan herkes tehdit. “Önce Amerika”yı tartışan herkes düşman. Çin’i yalnızlaştırmak için Putin’le yakınlaşmak, İran’la yapılan nükleer anlaşmadan çekilmek, Brexit konusunda Terasa May’ den net adımlar beklerken, NATO’yu sırtında taşımaktan da net olarak vazgeçtiği açık. Almanya’nın Rusya’dan gaz tedariki için bile köpürdüğünü söylemek abartı olmaz.

Dolayısıyla,böyle bakınca modern dünyanın insana ilişkin düştüğü notlar, ülkeleri idare eden numuneler içinde geçerli. Hem de nasıl, “Rekabetçi bireycilik, utanç, haset ve öfke üretiyor” diyor, Kemal Sayar. Modern insana sürekli “daha iyi olmalısın” diyor. Yetinmiyor,dinmiyor, sürekli öfkeleniyor.

Bu uygarlık gökdelenlerle yücelirken, insanı, yüreklerimizi küçülttü. Ancak bunu yapabilirdi. Bir “Trump” çıkardı aramızdan… İyiliği ve hakikati aramaktan vazgeçen bir uygarlık debelenmekten başka ne yapabilirdi ki…
“Hak bir gönül vermiş bana, ha demeden hayran olur” diyen Yunus’a inat, modern insan, güzel olanla irtibatını koparmak için, yaratılışa hayran olmak yerine,hakiki olanı parçalamak adına ne varsa yapmaya gayret ediyor.

Hilmi Ziya’dan bu satırlar, “... Ruhlarındaki azabı insanlara hücum ile örteceklerdir.Yazık o insanlara ki, cehennemi yeryüzüne indireceklerdir. Bir fikre,bir kuru söze kul olup körü körüne inananların hali onlardan fecidir. Çünkü bunlar, içlerindeki ışığı söndürmüş olanlardır.Ruh için, hürriyeti yaratıcı düşünce için, büsbütün mahvolmuş olanlardır.

İnanmak varlığın birliğine ulaşmaktır.İlmin dışında âlem bırakmamaktır.Ruhu parçalamaktan kurtarıp, zaruretler yolundan hürriyete kavuşmaktır.

İnanmak yetkinliğe doğru yol almaktır, hakikati görmek ve dünyaya hâkim olmaktır.Yanılmalar içinde kıvranan ruhu,kurtuluş kıyısına çıkararak maddeye, hayata ve cemiyete hükmedecek yolu kazandırmaktır.
İlimle imanı ayıran, hayal kurucu olarak kalacaktır, ruhunu parçalara bölecektir, çelişmelere düşerek kendi kendini yok edecektir…”

Medeniyet tasavvurumuz gün geçtikçe yeni kulvarlar açıyor hayatımızda. Zamanı, sanatı, siyaseti,yenilikçi çözümlerimizi ötekine göre farklı algılayabileceğimizi gösteriyoruz coğrafya olarak.Çok daha ötesine ihtiyacımız var.Kendimizi tartışmaya ihtiyacımız var.Enerjimiz var.İtiraz edebiliyoruz toplum olarak. En önemlisi umutlarımız. Dipdiri kalmaya özen göstermeliyiz, her kırıldığımızda birbirimize cesaret vererek…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.