28.10.2020 18:10
1 yorum
1.062 okunma
Paylaş
SULTAN ABDÜLHAMİD NE DÜŞÜNÜYORDU?
Sultan Abdülhamid, V. Murad’ın hal edilmesi üzerine 31 Ağustos 1876’da törenle tahta çıkmıştı. Tören esnasındaki davranışlarıyla etrafına güven telkin ediyordu. Sadrazam Mehmet Rüşdü Paşa ile Mithat Paşa’ya nezaket ve hürmet göstermişti.
İsmail Aydın

                Sultan Abdülhamid, V. Murad’ın hal edilmesi üzerine 31 Ağustos 1876’da törenle tahta çıkmıştı. Tören esnasındaki davranışlarıyla etrafına güven telkin ediyordu. Sadrazam Mehmet Rüşdü Paşa ile Mithat Paşa’ya nezaket ve hürmet göstermişti.      

                İstanbul’daki törenleri, İmparatorluğun bütün şehirlerinde, üç gün süren şenlikler takip etti. Günde beş vakit top atılmakta, münâdîler sokaklarda cülûsu haber vermekte, resmî ve özel binalar bayraklarla süslenip, geceleri aydınlatılmakta idi. Tahta çıkışının dördüncü günü bir kız çocuğu dünyaya geldi; beşinci günü, doğumunun yıldönümü idi; altıncı günü kılıç kuşanma töreni yapıldı.

                Sultan Abdülhamid, tahta çıkışının ilk aylarından itibaren ordu kadrolarına ve donanma birliklerine ziyaretler yapmaktadır. Bu jestleri ile Sultan Abdülhamid tam bir Avrupalı hükümdardır. Askerî okulları gezdikten sonra talebelerin yemekhanesinde öğretmen beylerle bir masada oturuyor, subaylar tarafından kışlalarda şerefine verilen ziyafetlerde nutuklar söylüyordu. Böylelikle ordu ve donanmanın başkomutanlığını baş vazife edindiğini göze vuruyordu. Bu jestlerin hakikaten müspet tesirleri de görülüyordu. Kara ve deniz kuvvetlerinin her rütbeden subayları onu pek kısa bir zamanda benimsemişlerdi.

                               ABDÜLHAMİD: SULHA İHTİYACIMIZ VAR

                Mithat Paşa’nın Abdülhamid’i iktidara getirmekten amacı Meşrutiyeti ilân ettirmekti. Paşa’ya göre, Anayasa ilan edilerek Meşrutiyet idaresine geçildiği takdirde, haklar Anayasa ile teminat altına alınmış olacağından, Avrupalıların Hıristiyan tebaanın haklarını korumak gibi iddialarına sebep kalmayacak ve böylece devlet yabancı müdahalelerden kurtulacaktı.

                Paşa buna samimi olarak inanmıştı. O sebeple, İstanbul (Haliç) Konferansını etkisiz bırakmak amacıyla, Meclisin açılışını Konferansın toplanma gününe denk getirmişti. Konferans delegeleri toplantı halinde iken, Haliçin öbür yakasından duyulan top sesleri Meşrutiyetin ilânını duyuruyordu. Paşa, delegelerin bu sürpriz hareketten etkilenmelerini bekliyordu. Hariciye Nazırı Saffet Paşa, ilk toplantının neticelerini Sadrazam Mithat Paşa’ya bildirmek için yanına gittiği vakit, Mithat Paşa’nın merakla ve heyecanla “Ne dediler? Ne dediler” sorusuna şu cevabı vermiştir: “Ne diyecekler, çocuk oyuncağı dediler” (Mahmut Kemal İnal, Son Sadrazamlar, Cilt III, Sayfa 349)

                Sultan Abdülhamid, Meclis’in açılış konuşmasına gayet iyi hazırlanmış, zamanın nezaketini ve devletin durumunu mükemmel bir surette ortaya koymuştu. Ancak bu mükemmel vesika, maalesef dünyadan haberi olmayan bir heyete sunulmuştu. Abdülhamid, “Devletin büyük para sıkıntısı çekmekte olduğunu” söylüyor; “Memleketin pek geri kalmış olduğunu, her sahada ilerliyebilmek için sulha ihtiyacı olduğunu” bildiriyor ve İstanbul Konferansı’nın dağılmasını tatlıya bağlamak üzere, “Aradaki anlaşmazlık esastan değil tatbikat şekillerinden doğmuştur” diyordu.

                               DAĞILMAKTA OLAN BİR İMPARATORLUK

                Şüphesiz ki Sultan Abdülhamid, Yavuz Sultan Selim’den sonra tahta çıkan Kanunî Sultan Süleyman durumunda değildi. Dağılmakta olan bir imparatorluğu elde tutmıya çalışacaktı.

                 Abdülhamid’in tahta çıktığı günlerde, Osmanlı devleti Sırbistan ve Karadağ ile harb halinde idi. Belgrad’da basın, açıkça Yugoslav birliği için neşriyat yapıyor, bu maksat için Sırpların, Hırvatların, Slovenlerin ve Bulgarların müstakil bir hâkimiyet altında toplanması tezini savunuyordu. Propagandanın esasını ise, Rusya’nın geliştirdiği Slavcılık (Pan-İslavizmi) teşkil ediyordu.

                Bu sıralarda Avusturya, orta ve güney Avrupa’da, Almanlara ve İtalyanlara mağlup olmuş, kaybettiği toprak ve prestiji telâfi etmek için Balkanlardaki siyasetini, Bosna - Hersek’i hâkimiyeti altına almıya ve daha sonra Arnavutluk ve Makedonya’ya el atarak Selanik’e kadar inmiye inhisar ettirmişti.

                Almanya,  o tarihlerde Balkanlarda bir menfaati bulunmamakla beraber, Fransa’nın, Avusturya ve Rusya ile anlaşarak kendisine karşı saldırmasından endişe ediyor, bu iki devletin Balkanlarda meşgul olmalarını ve hatta bölgede çatışmalarını kendisi için lüzumlu ve faydalı görüyordu.

                İngiltere’nin ise ayrı hesapları vardı. Balkanların statüsünün kendi bilgi ve ilgisi dışında başka devletlerce değiştirilmesini istemiyor, Osmanlı hükümetini bazı tavizlere zorlıyarak, nisbî de olsa, kendi menfaatleri icabı bir sükûn sağlamanın peşindeydi.

                Bu kısa açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Avrupa politikasının ağırlık merkezi, Bosna-Hersek isyanı sebebiyle Balkanlara kaymış durumdaydı, Balkanlar kaynıyordu. Abdülhamid, işte böyle bir ortamda tahta çıkmıştı. Rusya savaş için bahaneler arıyordu.

                İmparatorluk her tarafta lime lime dökülürken, Abdülhamid durumu görüyor, bazı fedakârlıklar yapılmak suretiyle barışı sağlamaya çalışıyordu. Ancak içte ve dışta meydana gelen gelişmeler sonucu olaylar onun istediği istikamette gitmedi.

                               VATANSEVER GÖZÜKEN SAVAŞ KIŞKIRTICILARI

                 Londra protokolüyle Karadağ’a verilmesi istenen bir miktar toprağı vererek barışı kurtarmak için çaba göstermişti. Hükümetin teklifi Anayasa gereği meclise getirilmiş, harp kışkırtıcısı bazı cahil milletvekilleri ile Halep Ermeni Mebusu Mamak Efendi, komitacı Bulgar milletvekilleri, Trabzon’dan Rum Petrâki, Sivas’dan Agop, Suriye’den Nufel gibi milletvekillerinin, halis Osmanlı olduklarını söyleyen ve Rusya’ya meydan okuyan nutuklarının arkasından reddedilmişti. Bu suretle Sırbistan ve Karadağ harbi çözüme kavuşmamış, sonunda (Rumî 1293), kısaca 93 harbi olarak bilinen (1877-1878) Osmanlı-Rus harbi patlamıştı.

                Agop, bir gizli Ermeni komitesinin başkanı, Petrâki ihaneti sabit bir mel’un, Antakyalı meşhur bir aileye mensup Nufel ise, düpedüz bir Fransız ajanı ve gizli Suriye ayrılıkçısıdır. Gariptir ki, 93 Harbi denilen o çok kanlı ve felâketli boğuşmaya götüren kararın alındığı gün Osmanlı Meclisinde 93 üye hazır bulunuyordu. Londra protokolunda yer alan Karadağ’a toprak verme teklifi Mecliste 18 oya karşı 75 oyla reddedilmişti.

                               ORDU MEVCUDUNU BİLE BİLMEYEN PAŞALAR

                Abdülhamid barışı kurtaramıyor, etraftan savaşın ayak sesleri duyuluyordu. Sultan Abdülhamid, zamanın yetkililerine harp için kuvvetlerimizin kâfi olup olmadığını soruyor, bilgiler alıyordu. Harp taraftarı Namık Paşa, ordu mevcudu hakkındaki soruya  “çok aza, az çoğa bi-izni Huda galebe eder” ayetini okuyarak cevap veriyordu. (Amenna. Ama paşam, bunun için yani Allah’ın yardımını celb için bazı hazırlıklar yapmanız da gerekmiyor muydu? İ. Aydın)

                Sultan Abdülhamid, devletin harp gücünün yetersizliği hakkında endişeli olmakla beraber harp taraftarlarına iltihak etmek zorunda kalmıştır. Nitekim Osmanlı ordusunun durumunu incelemek üzere Sadrazam Mithat Paşa’nın da dâhil olduğu özel bir meclis toplamış ve Paşaların ordu mevcudu hakkında bile sağlam bir bilgiye sahip olmadıklarını hayretle görmüştü.

                               “TEK BAŞIMA CENK EDERİM”

                Abdülhamid, Osmanlı-Rus (1877-1878) savaşında, Rusların İstanbul’a kadar yaklaşmaları üzerine İngiltere’nin kendi menfaatleri gereği İstanbul’a zor kullanarak da olsa bir donanma göndermesi teşebbüsü üzerine durumu görüşmek üzere olağanüstü bir meclis toplamıştı. Bu meclise askerî ve mülkî yetkililerden başka bazı mebuslar ve bu arada İstanbul mebusu Astarcılar Kâhyası Ahmet Efendi de katılmıştı.

                Ahmet Efendi’nin, “Bizim mütalaamıza müracaat edilmekte geç kalındı, felâketi önlemenin mümkün olduğu elverişli fırsatlarda mütalaamız sorulmadı, Meclis- i Mebusan bugünkü felâketleri doğuran sebeplerden dolayı sorumluluk kabul etmemektedir” gibi sözleri tekraren ifade edip sonra da aynı sözler üzerine direnince Abdülhamid ayağa kalkmış:

                “-Bu meclisi ben topladım. Şu Efendi evvela bunu bilmiyor. Ve şimdi eğer Rusların sevkedecekleri fırkanın İstanbul’a girmesi şu mecliste kabul olunmaz ise benim yapacağım bir vazife kalmıştır. O da, içinizden bana kimler uyar ve tebaamdan arkama kimler düşerse onları alıp ölünceye kadar cenk etmektir. Ve eğer benimle hiç kimse gelmezse, din ve milletime sadakatle can vermiş olduğumu ispat için yalnızca Rus karargâhı karşısına gidip ve komutanına kendimi bildirip evvela bir tabanca ile onu öldürmek ve sonra nefsime olunacak hücuma vücudumu karşı tutup ve ayaklar altında kalıp ölmektir. İşte ben bu fedakârlıklara hazırım. Fakat bu adamın haddini bilmiyerek şu mecliste hükümdarınıza karşı ettiği cüret üzerine tedibini yine meclisinizden beklerim” demiştir. (Mahmud Celâleddin, Mirat-i Hakikat, Cilt III, Sayfa 72)

                 Bu sözler, onun ne kadar zor şartlar altında çalıştığını göstermesi bakımından kayda değerdir. Gerçi Rus Çarı gibi cepheye gitmemiştir ancak savaşı Boğaziçinden yöneten paşalar da Pilevne kahramanı Gazi Osman Paşa ile doğu cephesindeki Gazi Ahmet Muhtar Paşa’yı anlamaktan uzaktır.(Gelecek hafta, Osmanlı-Rus Savaşı)

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Abdülhamid
Abdülhamid, zor koşullarda 33 yıllık bir süre Osmanlıyı ayakta tutmaya çalışmıştır.Şimdi olduğu gibi içerde hainler dışarda düşmanlarla mücadele vermiştir.inanıyorum ki sonumuz öyle olmayacaktır.Allah bu millete yar ve yardımcı olsun
Yorum Ekleyen: Ahmet Günal     29.10.2020 10:21:17
 

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya