22.11.2020 17:45
1.198 okunma
Paylaş
KAMÇI DEĞİL, ZİLLET
Klasik bir söz vardır bizde: “Borç, yiğidin kamçısıdır.” İtirazım var, kamçı ve kırbaç yiğit için değildir. “Borç, gecenin gamı, gündüzün zilleti.” olarak telakki edilmiştir. Ne demek bu? Borçlu kişi, borcun gamından gece rahat uyuyamaz, gündüz de onu rahatsız eder ve zillete sürükler. Hadi söyleyin bakalım, hangisi doğru bunun?
İdris Doğan

Klasik bir söz vardır bizde: “Borç, yiğidin kamçısıdır.” İtirazım var, kamçı ve kırbaç yiğit için değildir. “Borç, gecenin gamı, gündüzün zilleti.” olarak telakki edilmiştir. Ne demek bu? Borçlu kişi, borcun gamından gece rahat uyuyamaz, gündüz de onu rahatsız eder ve zillete sürükler. Hadi söyleyin bakalım, hangisi doğru bunun?  

Hemen söylemiş olayım; eğer borçlu kişi sıkıntı içindeyse, borcunu kolayca ödeyebileceği bir zamana kadar ona mühlet vermek, vade tanımak; olmazsa alacaklının borcunu bütünüyle ona bağışlaması konumuz dışındadır. Hele hele karz-ı hasen sahipleri... Bizim derdimiz, borçlu olduğu halde zevkinden sefasından, oyunundan eğlencesinden vazgeçmeyip borcunun üstüne yatmaya kalkışan kendisini uyanık, milleti enayi sayanlar iledir. 

Fertler, kurumlar, kuruluşlar, devletler elbette borç alabilir. Borçlanma, insanlığın tarihi kadar eskidir. 

Borç, vaat edilen zamanda ödeme kastıyla alınırsa meşrudur, helâldir ve böyle bir niyet sahibine de Allah kefildir. Kim de imkânı olduğu halde, borcunu ödemeyi öteleyip geciktirecek olursa, Allah’ın lütuf, inayet ve ihsanını bilerek isteyerek reddetmiş; Allah’ın yardım vaadini elinin tersiyle geri çevirmiş demektir. Allah’ın yardım vaadi hafife almak, en büyük gaflettir, hatta inkâr sayılır. 

Alan kişi için borç, büyük bir emanettir. Onun için borç alıp onu unutmak veya üzerine yatma düşüncesiyle hareket etmek, insan için ağır bir vebaldir. Borcu hafife almak, iade zamanı geldiğinde geciktirmek, hatta inkâr yoluna gitmek emanete ihanettin daniskasıdır. Zira bu, sadece borç veren için değil, borç veren kişinin çevresi ile kamunun hakkını ihlâl sayılır. Öyle bir hak ki, katlanarak büyür ve geri ödemeyle bile ihlâli önlenemez. 

Asıl olan, borcun vaat edilen zamanda alacaklıya yüksünmeden, gocunmadan, ayak sürümeden ödenmesidir. Borçlanıp da zamanında onu ödememek ya da inkâr yolunu seçmek, iflah olmaz hastalıklı bir ruh halidir ki, bu durum insana sadece haysiyetini değil, izzetini ve şerefini de kaybettirir.

İnancımız, borçlanmaya dair, çoğu zaman hafife aldığımız, uygulamaktan imtina ettiğimiz fevkalade ince ayrıntılar ortaya koymuştur. Bırakın olağan şartları, yolculukta bile borçlanmanın nasıl uygulanması gerektiği açık seçik ifade edilir. 

Borç emanet ise, bu emaneti yüklenen kişinin, onu hakkıyla ve zamanında teslim ederek ödemesi şarttır. Bilirsiniz, Allah Resulü de borç almıştır, hem bir gayrimüslimden. O, komşusu olan Yahudi’den ödünç arpa unu almış, karşılığında zırhını rehin bırakmıştır. Dikkat edininiz, borç olarak alınan bir miktar arpa unun karşılığı, rehin bırakılan zırhtır. Kâinatın Efendisi, sonrasında unu iade etmiş, zırhını da geri teslim almıştır. Bir de bugün olup bitenlere bakar mısınız? Kuru bir güven üzerine yazısız çizisiz, rehinsiz borç alıp vermek sıradan bir alışkanlık hâlini aldığı için toplumumuzun huzuru da dengesi de kayboldu. 

Borçluların borcunu ödemeyiş şekillerini anlatarak inkârlarını efsaneye dönüştürmeleri ve bunu yaygınlaştırma çalışmaları; borcunun iadesini yapmamak için akla hayale gelmedik yalanlarla borç vereni pişman ve perişan etmeleri ayrı bir yaramızdır. Çek senet mafyası, durduk yerde türemiş değil. Geçiyorum. 

Rahmetli babam, geciken ya da ödenmeyen alacağı için: “Almak var, vermek yok!” diye serzenişte bulunurdu. Emanete ihaneti görmek isteyenler, borcuna sadakat göstermeyen ve onu ödeme niyeti taşımayan ahlâksızlara baksınlar. 

Bizim örfümüzde emanete ihanet, münafıklığın üç alâmetinden biri sayılır. Tarihi olaylarla sabittir ki; bırakın borcunu inkâr eden zavallının, borçlu olarak ölen ve borcunu ödeyecek kadar geriye tereke bırakmayanın cenaze namazını kıldırmıyordu Hz. Peygamber. 

Uzun etmeyelim. Samimiyet ve nezaket adına, zulmeden ve zulme rıza gösteren olmaktan kaçınmak için, en iyisi Bakara suresinin 280, 281, 282 ve 283’üncü ayetlerini çoluk çocuk, hısım akraba ve eş dost olarak bir daha gözden geçirmek gerek. 

21 Kasım 2020  

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
 

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya