ABD, 1990’da SSCB’nin yıkılmasının ardından tek kutuplu dünyanın en güçlü jandarması haline geldi. Bugünde bu devlet askeri güç ve siyasi hinterlant açısından dünyanın en büyük gücü. Fakat dünyanın çeşitli bölgelerinde de yükselen lokal güçler mevcut. Bilhassa Uzakdoğu ülkesi Çin Halk Cumhuriyeti ABD’ye siyasi ve askeri güç açısından potansiyel bir tehlike olmaya başladı. Çin oturmuş devlet sistemi, güçlü ihracat rakamları, güçlü demografik yapısı ve azımsanamaz askeri gücü ile bölgesel güç olmaktan küresel güç olmaya evriliyor. ABD’de bu hususun gayet farkındaki artık buna yönelik kartlarını açıkça oynuyor. Burada Çin’in en yumuşak karnı ise Uygur Türkleri. Bir kere şunu baştan kabul edelim: Uygur Türklerinin bizim soydaşlarımız olması hasebi ile onların yaşayacağı sıkıntılarda birinci derece muhatap olunması gereken devlet Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu hususta yaşanan sıkıntılara Türk Dışişleri diplomatik çözüm yolları bulmalıdır. Ancak, bu ön kabulümüz büyük tabloyu görmemize engel olmamalıdır. ABD, Uygur Türklerini Çin’e karşı bir silah olarak kullanmak istiyor. Bu da kabul etmemiz gereken ikinci husus. Bu konuda fikir sahibi olmak isteyenler 11 Eylül 2018’deki New York Times manşetlerine ve aynı gün Amerikan Dışişleri’nin Uygur Türkleri meselesini BM’ye taşıma gayretine odaklanabilirler. NYT gazetesi bahsettiğimiz tarihte manşetten ‘’Uygur Türklerinin Yaşadığı Çin Zulmü’’ mealinde haberler yaptı. Hayrola? ABD ne zamandan beri mazlum milletleri düşünür oldu? Burada bir hinlik olduğunu görmek sanırım çok zor değil. ABD bu hamle ile bir taşla iki kuş vurmak istiyor. Birincisi kendisine potansiyel tehlike olarak gördüğü Çin’i köşeye sıkıştırmak ve ikincisi Türkiye ile Çin arasındaki ilişkileri baltalamak. Türkiye ve Çin’i son zamanlarda en çok yakınlaştıran diplomatik mesele ise İpek Yolu Projesi’dir. Bildiğiniz üzere bu proje Pekin’den başlayıp Avrupa’ya kadar uzanıyor. Ve ABD’nin tamamen dışarıda bırakıldığı bir proje. Bu projenin en önemli güzergahlarından birisi ise şüphesiz Türkiye. Bugün Türkiye’nin Edirne-Kars Hızı Tren Projesi, Marmaray, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi makro planda İpekyolu koridorunu tamamlayan projeler. Şimdi örneğin Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü Çinli şirketlerin satın almaya çalışması haberlerini daha dikkatle takip etmenizi öneririm. Bu projede dikkat çeken ikinci güzergah ülke ise İran. ABD’de başkanlığa Trump seçildikten sonra İran ile ilişkiler tekrar gerildi. İran ve ABD arasında çok karmaşık ve gelgitleri olan bir ilişki var. Ancak ABD, İran’ın da yumuşak karnını çok iyi biliyor. İran’ın yumuşak karnı ise baskıcı rejim ve Güney Azerbaycan Türkleri. 1979’da Şahlık rejiminin devrilmesinin ardından yerine kurulan Mollalar rejimi İran halkını ciddi bir baskı altında tutuyor. Sözgelimi bugün İran’da facebook, youtube, twitter, instagram, netflix, tumblr, flickr vs. yasak. Yani kapalı ve dış dünyadan bihaber bırakılmaya çalışılan bir toplum. Bunları facebook, youtube vs. güzellemesi yapmak için söylemiyorum. Sadece devletin halk üzerindeki baskısını anlamak açısından önemli. Kadınların başını kapatma zorunluluğu ve ikinci sınıf muameleye tabi tutulması, antidemokratik birçok uygulama İran yönetiminin karnesinde yazılı. Baskı altında tuttuğu toplumun her an reaksiyon gösterme riski olan İran’da diğer yumuşak karın ise Güney Azerbaycan Türkleri. İran’ın 80 milyonluk nüfusunun 30-35 milyonunu Türkler oluşturuyor. Güney Azerbaycan denilen Tebriz’in merkez oluşturduğu bölgede yaşayan Türkler rejimin tedbirle yaklaştığı bölgelerden birisi. Buralarda oluşabilecek bir isyan İran rejimini sallayabilir. Bu sebepten ötürü bu bölge ABD’nin ilgisini çekiyor. Güney Azerbaycan’ın bağımsızlık ateşi aslında ABD bölgeye gelmeden çok önceleri 100 yıl kadar evvel yandı. Fakat şu an o bölgedeki Türkler İran devleti ile entegre olmuş bir görüntü veriyor. Esasen böyle olması da kanaatimce daha iyi. ABD desteği ile sağlanacak bir bağımsızlık, bağımsızlık değil köleliktir. Bugün bu oyuna maalesef Suriye ve Irak’taki bir kısım Kürt gruplar düşüyor. Ancak ben İran Türklerinin bu konuda daha bilinçli olduğu kanaatindeyim. İran’da ve Çin’de yaşayan soydaşlarımızın devletleri ile entegre ve refah içerisinde yaşaması makul bir arzudur. Ancak bu konu içinde diplomasi çok önemlidir. Bu soydaşlarımızın hamisi olarak onların dertlerine diplomatik çareler aramak, İran ve Çin ile sürekli irtibatlı olmak zorundayız. Neticede ise makro projeyi görmeli ve ABD’nin bizim milli duygularımızı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmasına izin vermemeliyiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.