Medeniyet Tasavvuru -3

-A A +A

Medeniyetlerin kurulması, yüzyıllarla ifade edilen uzun soluklu bir zaman dilimini kapsayabildiği tarihi bir gerçektir. Yıkılışları da uzun zamana yayılabilen medeniyetlerin  tasavvurunun basit olmaması gerektir. O zaman bir medeniyet tasavvuru ya da yeni bir medeniyet inşasında gerekenler nelerdir? 

Bu yazıda, medeniyet tasavvuru sürecinde gerekli temel unsurlar -başlıklar altında- değerlendirmektedir. 

Medeniyetler inançla kurulur. 

Bir toplumda medeniyet tasavvurunu yaşatacak düşünce yapısının temeli yeni bir medeniyet inşasına olan inançtır. Sağlam bir inanç ve ileri düzeyde mükellefiyetlerin yerine getirilmesi hazırlık döneminin en önemli bir keyfiyetidir. Bu nedenle hazırlık aşamasındaki nitelik ve inanç medeniyet inşasının gücü anlamına gelir.

Medeniyetler beklenti ve ihtiyaçtan doğar. 

Yeni bir medeniyet; değişen, gelişen, ihtiyaçları farklılaşan toplumun beklentilerine göre şekillenecek mimari, eğitim-öğretim, kültür ve sanat ürünleri demektir. Toplumun gelişimine ve değişimine karşılık gelen yenilikler üretemeyenler yeni bir medeniyet inşa ve ihyasında aciz kalırlar. Medeniyet inşa sürecinde sunulan modellerin yeni bir medeniyetin habercisi niteliğinde olması beklenir. Toplumsal beklenti ve ihtiyaçları karşılayabilen yenilikler umutları yeşertir, ses olur, soluk olur. 

Medeniyet inşasında temel unsur insandır. 

İslam inancı insanı "eşrefi mahluk" olarak görür ve muhatap alır. Yeni bir medeniyet inşasında  fert planında beklenen bilgi, ilim, irfan, tefekkür merkezli idrak, izah ve tatbik etme ameliyelerinin muhatabı insandır. 

Medeniyet prensipleri kuşatıcı ve kucaklayıdır. 

Medeniyet tasavvurunda herkesin ne anladığına değil herkesin aynı şeyi anladığına bakılır.  Önemsenen ortak bir anlayışı sağlayacak olan ise "medeniyet prensipleri"dir. Mesela Osmanlılardaki "ehli kıble tekfir edilemez" prensibi, Hz. Mevlana'nın "gel ne olursan ol yine de gel" mesajı, Yunus Emre'nin "Biz geImedik dava için,/ bizim işimiz sevda için,/ dostun evi gönüIIerdir,/ gönüIIer yapmaya geldik" mısraları hem kuşatıcı hem de kucaklayıdır. 

İyi tanımlanmış medeniyet prensipleri mensuplarının zihinlerde ve kalplerde oluşmuş arızaları bertaraf etmekle birlikte bütünleştirici rol oynar. Medeniyet tasavvuru, iyi tanımlanmış prensiplerle önce zihinlerde inşa edilebilir, sonra geçmişten günümüze karşılaştırmalı değerlendirmelerle daha anlaşılır hale getirilebilir. 

Her medeniyetin bir coğrafyası vardır. 

Her medeniyet kendi coğrafyasında doğar ve büyür. Genelde kültür coğrafyası medeniyet coğrafyasıdır. Medeniyetlerin meydan geliş şekli doğduğu coğrafyanın şartlarına göre farklılıklar gösterebilir. Coğrafyanın meydana getireceği muhtemel farklılıklar ve zamanla yapılması elzem değişimleri beraberinde getirebilir. Medeniyet inşa sürecinde ıskalanan her değişim, ıslah edilemez sonuçlar doğurabilir.  Mesela medeniyet inşa sürecinde oluşan bir müessese değişmez anlamına gelmez, gelmemelidir. 

Her medeniyetin bir dili vardır. 

Dil bir milletin asırlar süren birikimi ve Dünya'da var olduğunun ifadesidir. Dil insanlar ve insanlık için de anlama, anlatma, iletişim aracıdır. Bu önemli vasıflarıyla birlikte dilin medeniyet inşa ve ihyasındaki fonksiyonu bir medeniyet kadar önemlidir. Çünkü medeniyetler kendilerini ifade eden bir "dil"e sahiptirler ve bununla hayat bulurlar. Bu sebeple "dil medeniyettir" ifadesi kullanılmıştır. Bir medeniyetin ürettiği kavramlar, sanat, kültür, birikimler, edebiyat, edebi ve ilmi şahsiyetler hep dil sayesinde yaşar, yayılır ve gelişirler. Bu manada Avusturya asıllı düşünür Wittgenstein'ın "Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır." meşhur sözü oldukça açıklayıcıdır. 

Bazı ülkeler dillerini öğretirken kendi kültür ve medeniyetleriyle birlikte pazarlamaktadırlar. Ülkemiz de 70 ve 80'li yıllarda üniversitelerde okutulan G. Mauger'nin Fransızca ders kitabı "Cours de Langue et de Civilisation Françaises" (Fransız dili ve Medeniyeti Dersleri) adındadır. Yabancı bir dil öğretiminde "dil ve medeniyet" kavramlarının birlikte kullanılması dikkat çekicidir. 

Türkçe de bir kültür ve medeniyeti temsil eder. Türkçenin bilim ve medeniyet dili özelliğine sahip olduğunu söyleyenlerin başında Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu gelmektedir.  Prof. Dr. Sinanoğlu, bilim ve kültür insanı sorumluluğuyla yazdığı eserlerinde Türkçenin bir medeniyet dili özelliği taşıdığını ortaya koymuştur. 

Medeniyet inşa hamlesi ortak akla dayanır. 

Yeni bir medeniyet hamlesinde hazırlık dönemindeki her adım önemsenmelidir. Bu dönemde iç dinamiklerin sorunları çözme kapasitesi kendi medeniyet, ruh ve mana köklerinden istifade edebilme yetenek ve yeterliliğine bağlıdır. Ortak akılla hareket etmek en başta işi sahiplenmeyi sağlar. Bununla birlikte sorumluluk alma, ciddi ve kalıcı tavırların gösterilmesi açısından da fertleri harekete geçirir. 

Medeniyet tasavvuru fikrinin gelişebileceği  hazırlık döneminde, bilgi üretme atölyesi veya akademisinin inşa edilerek "birimiz, hepimiz kadar akıllı değiliz" anlayışı yaşanarak öğretilebilir. Bu çerçevesinde ortak aklın işler hale getirilmesine ortam hazırlanmış olur. Bu ortamlar; sanat eserleri, güfteleri, besteleri, şiirleri, romanları, destanları, mimari tasarımlarının hayat bulacağı yeni bir medeniyet idealinin ilham ve cazibe merkezleri olmalıdır. Üstad Cemil Meriç'in "Bizim medeniyetimiz; Süleymaniye'de kubbe, Itri'de nağme, Baki'de şiirdir” sözünde resmedilen bizim ilham kaynaklarımızdır. 

Medeniyet tasavvuru hamlesi toplumun geleceğini inşa ameliyesidir. 

Geleceğin bugün yaşayanların mirası olacağını düşündüğümüzde "Nasıl bir gelecek?" sorusunu sorabilir, medeniyet adına ne yaptığımızı sorgulayarak işe başlayabiliriz. 

Unutulması gereken ise gelecek adına inandıklarını hayatının bir parçası yap(a)mayanların inandırıcı olamadıklarıdır. 

Medeniyet adına gönül tuvalimize yansıyanlar elbette bir inşa ve ihya harcı olabilecek fikri oluşturabilir. Düşünce ve eylemleriyle yeni bir medeniyetin harcı olabilenler Gelecek odaklı ferdi hayatını yeniden inşa edebilenlerdir. Sosyal manada bir medeniyet inşa fikri çerçevesinde gereken oluşumu ve altyapıyı kurabilenler insanlığın hedef alınmasında bir basamak olacaklardır. Böylece insanımız ve insanlığa medeniyet inşa ve ihya hassasiyetiyle renkleri ve desenleriyle belli, ilmik ilmik işlenmiş nakışlarıyla besbelli, bir çaba ve gayretin mahsulü olan huzur iklimimiz sunulabilir. 

Medeniyetlerin insani ve ahlaki temelleri vardır. 

Medeniyet, toplumun çevreye ve canlılara karşı nasıl bir tutum ve davranış sergilediğine bakılarak ölçülebilir. Osmanlı Devletindeki insani ve ahlaki yapıya bakılarak "Bizim medeniyetimiz vakıf medeniyetidir" denilmektedir. Osmanlı öyle bir medeniyet ki iyilikseverliğini -"kuş evleri", "sadaka taşı" misali- her canlıya ulaştırmaya çalışmıştır. 

Batı medeniyetinde ise insani ve ahlaki olmayan sömürgecilik zihniyeti vardır. Batı medeniyeti sömürgecilik kaynaklarıyla zulüm, kan ve gözyaşı üzerine inşa edilmiştir. Mevcutta ürettiği  bilim ve teknolojiyi bile -ahlaksızlık, sapkınlık, ayrımcılık yan ürünleri yanında- sömürgeciliğin devamını sağlayan bir araç olarak kullanmaktadır. Bu zihniyetin devam etmesi yeni arayışlar içinde olan mutsuz ve çaresiz insanlar yığını doğurmuştur. 

Zihni bunalımlar ve huzur arayışları yeni bir medeniyetin inşasının habercidir. Hz. Mevlana'nın Batı insanı üzerindeki yaygın  etkisine bakıldığında aranan kaybolan insanlık ve sevgi medeniyetidir. Ve yeni bir medeniyetin hangi değerler üzerinde hayat bulması gerektiği de apaçık ortadadır.

Üstad Necip Fazıl'ın sanki yeni bir medeniyet inşa ve ihyasının zamanını haykıran mısralarıyla bitireyim: "Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; / Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..."

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 25.06.2016 - 16:27 -949-
Bu sayfayı paylaşın :