Biz hukuk fakültesinde okurken, ders kitaplarını bir üst sınıfa geçen veya o dersi veren arkadaşlardan alırdık. Çünkü piyasada kitap bulmak zordu. Az sayıda basılan ve kısa sürede tükenen kitapları bulmak bizim gibi devam mecburiyeti olmadığı için okula ara sıra uğrayan öğrenciler için daha da  zordu.Ders kitaplarının yerine, o kitapların  yerini tutsun diye hazırlanmış teksirleri okurduk. İmtihanlara onlarla hazırlanırdık. Bazen teksiri de bulamazdık..

O yıllarda Türkiye’de  iki hukuk fakültesi  vardı. Birisi İstanbul Hukuk, diğeri Ankara Hukuk..İstanbul Hukuk ile Ankara Hukuk arasında tatlı bir rekabet vardı.İstanbullular; “Ankara Hukuk lüzumsuz bir  okul” derlerdi.Şimdi ülkede l00 tane hukuk fakültesi varmış.Sayılarına bereket.. İstanbul Hukuk’ta Roma Hukuku derslerine Prof. Türkan Rado girerdi. Türkan Rado, Roma hukuku alanında tam bir otorite idi. O,zamanın en popüler yayını olan Hayat Mecmuası’nın sahibi meşhur Şevket Rado’nun karısı idi.  Ankara hukukta ise Roma Hukuku derslerinin prof. düzeyinde hocası yoktu. Doçent Özcan Karadeniz Roma Hukuku hocası idi. 0’nun da çok bulunmayan küçük bir kitabı ve bir çok teksir baskıları  vardı. Öğrenciler derslere bunlardan çalışırdı. Hatta, Ankara’da Türkan Hanım’ın kitabından çalışanlar bile olurdu, Ankara’nın kitabını bulamadıkları için..

Özellikle devam etmeyen, sadece ara sıra  fakülteye  uğrayan ve imtihandan imtihana  okula gelen arkadaşlar  arasında komik hikayeler de olurdu.

Ankara Hukukta bir gün okula az gelen bir arkadaş, ağacın altında bir grup öğrenciye  bir bayanın bir şeyler anlattığını  görmüş. Kalabalığa doğru yaklaşmış. O konuşan bayan Roma Hukuku alanında anlatımlarda  bulunuyormuş. Konuşmalarından, O’nun  fakülte görevlisi olduğunu sanmış. Bir ara elini kaldırıp;” bir şey sorabilir miyim ?“ demiş. O da “sor” demiş. Arkadaş,”Bu Özcan Bey’e söyleseniz de kitabın baskısını veya teksirleri çoğaltsa, biz çalışacak  kitap bulamıyoruz ”demiş.O bayan dikkatlice öğrenciye  bakmış; ”Sen Özcan Bey’i tanıyor musun ?” demiş. Öğrenci; “Hayır tanımıyorum” deyince bayan; “Özcan Bey benim ”demiş. Arkadaş,Özcan’ın hem erkek, hem bayan ismi olabileceğini düşünememiş. Oradakiler  kıs kıs gülerken, o da  kızarıp kalmış..

Fakültede üst sınıfa  geçmiş veya dersini vermiş arkadaşlarımızdan aldığımız kitapların arasında bir çok notlar olurdu. Geçmiş yılların imtihan soruları, muzip yazılar ..ve satırların  altlarının keyfe göre çizilmesi de cabası..

Ders kitaplarının birisinde kitabı bana veren arkadaş,sayfanın boş yerine bir resim yapmış. Hani, bazen bir konu, sayfanın tam orta yerinde biter .Yeni konu hemen altından devam etmez. Öbür sayfanın başından  devam eder. Konu bittiği için sayfanın yarısı boş kalır ya.. İşte tam öyle, konu bitmiş, yeni başlık diğer sayfadan başlamış. Orası   sanki tam resim yapılacak  bir yer gibi olmuş. Arkadaş oraya bir manzara  çizmiş. En basit manzara resimlerinden birisi.. Bildik ve her yerde görebildiğimiz bir manzara..Önde bir nehir.Nehrin üzerinde karşıya geçmeye yarar bir köprü.. Karşı tarafta  da tipik köy evleri .. Köy evleri ile nehir arasında  yayılan inekler ve koyunlar var. Bir de sırtına kepenek geçirmiş bir çoban..

Arkadaş, özene bezene bu resmi yapmış. Bir de değişik boyalarla boyamış resimdeki figürleri .Resmin

alt  köşesine de –sıkıntı  manzarası –diye yazmış.. Belli ki, ders çalışa çalışa yorulmuş. Kafa şişmiş. Sıkıntıyı resim çizerek atlatmak istemiş. Yani teneffüste resim çizmiş. Derse iyi çalışamamış ve belki konuyu da iyi anlayamamış ki, resmin adı (sıkıntı manzarası ) olmuş..

Bu kitabı saklamışım. Resim, en azından 45 yaşında. Lisede okuduğum kitapları saklayamadım. Ama fakültede okuduklarımın bir kısmını, alt sınıflara veremediklerimi  saklıyorum. Eski ders kitaplarını karıştırırken, o kitabı ve  içindeki  resmi bir kere daha gördüm. Eski yılları hatırladım. İçimi çektim.. Tam o sırada ofisimizin bulunduğu iş hanından bir avukat arkadaş aradı. “Müteferric  nedir” diye sordu. Ben telefonda kelimenin “müteferrik” olduğunu sanarak, İbrahim Müteferrika’dan başlayıp kelimenin anlamını  anlatmaya başladım. ”Hayır, hayır, sonu (k) ile değil..(c) ile.. Müteferric  yani” dedi.

Müteferric’i hiç duymamışım. Arkadaş;” can sıkıntısından dolayı sürekli gezen imiş ”dedi. Sonra kendi kendime, “müteferric’in   –sıkıntı manzarası-ile   bir bağlantısı olabilir mi  diye düşündüm. İnsan sıkılınca, ancak yeni bir şey yaparak  dikkatini dağıtabilir. Daha doğrusu dağılan  dikkatini yeniden toparlayabilir. Bir resim yapmak, biraz müzik dinlemek, biraz uyumak, biraz dolaşmak..İçini saran sıkıntıyı bunlarla dağıtabilir. Bu, tabii bir şeydir. İçgüdüleri insanı yeni bir şey yapmaya, dinlenmeye sevk eder.

Sürekli aynı şeyleri düşünmek, insanı sürmenaj eder. Gezmenin ve yürümenin biyolojik olarak insana faydasının olduğu ispatlanmıştır.Cezaevlerinin bahçesi “volta atmaya” göre düzenlenmiştir. Yani yürümeye göre..Cezaevi bahçesinde yürüyenlerin yani volta atanların psikolojik durumları da tahlil edilmiştir. Hızlı hızlı yürüyenler, tahliye gününe az kalanlardır. Onlar hızlı hızlı yürüyerek, az kalan günlerinindaha çabuk gelmesini sağlayacaklarını  sanırlar. Acele ve sabırsızlık vardır o yürüyüşlerde. Ağır ağır yürüyenlerin  tahliyesine daha çok vardır.Onların acelesi yoktur. Bir de bahçeye çıkmış ama,  yürüme ihtiyacı hissetmeyen , sırtını duvara dayayıp  çömelen ve  sigara üstüne sigara yakanlar vardır. Bunlar ağır vakalardır. Onların  çıkması Allah’a kalmıştır..Ve onların daha başka bir terapiye ihtiyacı vardır.

Bütün bunlar ;voltalar, dışarı  çıkmalar, yürümeler, başka bir iş yapmalar, bulundukları ortamı değiştirmeler,önce iç  yapıyı düzeltme,sonra kendini yenileme yolunda bir hız alma işlemidir.

Biz de içimizdeki sıkıntıyı gidermek için biraz gezmeye mi  gitsek veya bir şeyler mi yapsak ne...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Osman MUSLUK 7 gün önce

Saat 1.26 okuduğum an gündüzü de işlerim yoğundu kabağaca,a cenaze seydikemer tekrar iş yeri bütün gün koş tutmak gündüz okurken birşey anlatamam diye akşama bırakmış ama eve gelince yorgunluktan uyuyakalmışım .....koşturmanın karşılığı tek cümle ney ?meşakkat mı iştemamı teşekürler aklınıza kaleminize sağlık abi