Eğitime 40 yıla yakın emek veren bir öğretmenin bu başlık altında, eğitim ile alakalı bazı gerçekleri ifade etmeye hakkı vardır düşüncesinden hareketle, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un “Bir Milyon Öğretmen, Bir Milyon Fikir” adlı eğitim/öğretim alanında fikir, proje ve öneriler kapsamında ‘Bana düşen görev nedir’ muhatabı olarak düşündüklerimi ifade etmek istiyorum.

Eğitime ayar vermek” gibi bir iddiada olmadığımı, ‘Eğitim Emektarı’ anlayışında düşüncelerimi ifade etmekle, Sayın Bakanın Projesine katkı yapanların kervanına katılmanın bir görev olduğuna inanıyorum.

Ülkemizin geleceğinin yeniden inşasına katkı sağlayacak olan bu önemli projeyi desteklemek, gerekenleri söylemek, ifade etmek, dillendirmek gerekir.

Bu ülkede eğitim ile alakalı şikayetler hiç bitmiyor. Cumhuriyet kurulduğundan beri bu böyle. Siyasi anlayışların değiştiği her dönemde, hatta Milli Eğitim Bakanlarının değiştiği zaman diliminde bile, eğitim anlayışında sil baştan olmadı mı?

Bizim yetiştirildiğimiz müfredat ve programın uygulayıcısı olamadığımızdan, uygulattırılmaya çalışılan program ve müfredatla eğitimin başarısızlığına ‘ister istemez’ katkıda bulunmuş olduk.

Yetişen okumuş nesiller arasında, program, müfredat ve eğitim anlayışı farklılıklarından anlayışları, düşünceleri farklı insan tipleri ortaya çıkmış oldu. Farklılıklar nesiller arasında çatışmalara yol açtı. Farklılıkları “zenginlik kaynağı” anlayışını kabullenemedik.

Günümüzde hala eğitim değişiklikleri ile uğraşıyoruz. Bir türlü kendi gerçeklerimize uygun bir eğitim sistemi, bir eğitim modeli bulamadık/BULDURULMADI!?

Arayışlarımızı doğru bir adresten, doğru bir kaynaktan, KÖKLÜ ve ENGİN DEĞERLERİMİZDEN yapmadık/yapamadık. ROLMODEL olarak kabullenilen ülkelerin EĞİTİM/ÖĞRETİM sistemini kendimize uyarlamaya çalıştık.

Ülkemizde uygulanmakta olan EĞİTİM/ÖĞRETİM sisteminin düzeltilmesi;

-4 + 4 +4 eğitim modelini getirmek,

-Sınıfları elektronik tahtalarla donatmak,

-Öğrencilere elektronik tablet vermek,

-Öğrencilere tatilde ödev vermemek,

-Eğitim/öğretim süresini arttırmak,

-Şu kadar sayıda öğretmen atayarak görevlendirmek,

-Derslerde okutulacak kitapları devlet eliyle parasız vermek,

-Kılık kıyafet düzenlenmesine gitmek,

-Öğretmen performansını ölçmek !? (yanlış yöntemlerle)

-Üniversite sayısını çoğaltıp herkesi üniversite mezunu yapmak,

-Mesleki okulların bir bölümüne ağırlık kazandırmak... Gibi tedbirlerden geçmediğini, içimizi acıtacak bir şekilde görebiliyoruz.

Bu ülkenin her sahasında yetişmiş elemana ihtiyacı var. 18 milyon öğrenci potansiyeline sahip bir ülkeyiz. Bu müthiş potansiyelin önemini bir kere değil, milyon kereden çok daha fazla düşünmek zorundayız.

Eğitim ile ilgili olumsuzlukları ifade etmek, tenkit etmek, problemleri ifade etmek, herkes için çok kolay olduğunun bilincinde olarak yapılması gerekenler konusunda ‘AKIL AŞINDIRMAMAK’ sen söylersin, sen dinlersin olur.

Eğitim meselesini sadece devlete yüklemek, her hizmeti devletten beklemek olmamalı. Eğitim tarihimiz bize bunun böyle olamayacağını örnekleri ile ortaya koyuyor.

“Bir Milyon Öğretmen, Bir Milyon Fikir” projesine ‘Bana düşen görev nedir’ anlayışında, düşündüklerimi paylaşarak MİLLİ EĞİTİM BAKANIMIZIN dikkatlerine sunmak istiyorum.

1-Ülkemizin coğrafi genişliği, insan unsurunun zenginliği, etnik ve bölgesel farklılıklar göz önüne alınarak, bölgesel isteklerin yerinde görülüp tespit imkanı sağlayacak ‘BÖLGESEL EĞİTİM ŞURALARI’ çalışmalarının yapılması,

2-Bölgesel Eğitim Şuralarında; aktif görevde olan eğitimciler, emekli olmuş istekli ve gönüllü eğitimciler, üniversiteler, meslek odaları, vakıflar, sivil toplum kuruluşları, sanayi temsilcileri v.s yer alabilmesi,

3-Emekliye ayrılmış veya ayrılmak zorunda kalmış öğretmenler, eğitim alanında hizmetleri olmuş akademisyenler, bu proje kapsamında aktif göreve dahil edilerek, TECRUBE ve GÜNCEL BİLGİNİN buluşturulup projenin güçlendirilmesi,

4-Milli Eğitim taşra teşkilatlarında, resmi eğitim danışmanlığı verebilecek hizmet bölümleri kurulmalı. Bu bölümlerde yerellik göz ardı edilmeden görevlendirme yapılması, düşünebildiğim tekliflerdir.

Eğitimden beklediğimiz; iki ayaği üzerinde durabilen, kendi işini yapabilen, üretim yaparak memleket ekonomisine katkıda bulunabilen, kadim değerlerimiz ve kültürümüzle yoğrulmuş idealist, ülke ve dünya gerçeklerine vakıf bir neslin yetişmesi değil mi?

Eğitime başlanılan basamaktan başlayarak, üniversiteye kadar devam ettirilen çocuklarımızın işe yaramaz, atıl halde kalmasını önlemek için yapılması gerekenlerin en önemlisi ne olabilir?” Sorusuna; şimdiye kadar söylenenleri özetlemek gerekirse;

1-Eğitim/öğretimin ilk 4 yılı içinde öğrencileri yetenek ve kabiliyetlerine göre sınıflandırmak,

2-Zeki öğrencilere zaman kaybını en aza indirecek eğitim yolunu çizmek, yönlendirmek,

3-Kabiliyetli çocukları ilgi alanlarına göre sınıflandırarak meslek sahibi yapmak,

4-Ülkemizin eğitilmiş insan ihtiyaç listeleri alanlara ve yıllara göre tesbit edilerek, yığılmaları önlemek,

5-Meslek sahibi üniversiteli olmaya özendirici tedbirler almak,

5-Sanayi kuruluşlarında istihdam edilen meslek sahibi elemanların kendi alanlarında kariyerlerini geliştirici eğitim imkanlarını sağlamak, şeklinde ifade edilebilir.

İfade etmeye çalıştıklarımın siyasi tarafının olduğunu biliyorum. Genelden özele doğru ortaya çıkacak olan projelerin uygulanabilmesi, sistemin yeniden yapılandırılması kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımızda durmakta.

Milli Eğitim Bakanının çalışmalarına katkıda bulunmak, GELECEĞE DAHA GÜVENLE bakmak için MECBURİYETTİR.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.