Ramazan İnkılâp Ayı

-A A +A

Hamd’ü Senalar olsun, ülkemizde huzur ve güven içinde bir Ramazan ayı heyecanı yaşıyoruz. Rahmet, Mağfiret günleri geçti şimdi kurtuluş, bağış günlerindeyiz.

Ramazan ayının son 10 günü İslâm geleneğinde “îtikâf” günleridir. İtikaf mescitte bir köşeye çekilip 10 gün kendimizi yoklama, hesaba çekme, Allah’ın bizden istediği kulluk görevini ne kadar yapıp yapamadığımızın iç hesaplaşmasıdır.

Maalesef biz Müslümanlar itikâfa girmesek de bu ayda kendi içimize dönük, eskilerin deyimi ile bir nefs muhasebesi yaparız. İbadete yoğunlaşırız, sevap hanemizi artırmak için zekâtımızı bu ayda veririz, hayır hasenatı artırırız. Allah’ın hata ve ‘günahlarımızı bağışlaması’ için iyilik namına ne varsa bu ayda yapmaya çalışırız.

Ancak bütün bunlara rağmen akşam televizyonların haber programlarında trafik kazaları, namus cinayetleri, hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, kavga, siyasi tartışmalar, magazin haberleri toplumumuzun maalesef ahlak ve eğitim düzeyi fotoğrafının kalitesinin düşük olduğunu göstermektedir.

İslam coğrafyamızda ise manzara daha kötü, içler acısı. Vicdanları kanatan acı haberler peş peşe. Fakirlik, açlık, etnik ve mezhebi çatışmalar, yerlerinden, yurtlarından olmuş perişan, ıstırap dolu insan manzaraları. İslam coğrafyamızın bu yürek burkan çaresiz hali iftar lokmalarımızı boğazımızda düğümlüyor.

Ne insanlık, ne de Müslümanlığın izzetine yakışmayan bu acıklı manzara niçin değişmiyor? Bu can alıcı sorunun cevabını bulmamız gerekir.

Eleştiriye kendimizden başlamalıyız.

İnsanlar bu umumi manzaradan hep şikâyetçi. Kahvede, resmi dairede, evde, yemekte, her ortamda yapılan tartışmalarda eleştirilenler ve suçlananlar hep başkaları. Hiç kimse kendi payına düşeni üzerine almıyor veya kendini eleştirmekten kaçıyor. Olup biten bu olumlu veya olumsuz gelişmelerde, genelde herkesin öyle veya böyle, az veya çok etkisi, payı ve sorumluluğu vardır. O nedenle yukarıdaki sorunun karşılığının birinci adımı “başkalarının gözündeki çöpü görmeye çalışmadan önce, kendi gözümüzdeki merteği görmeli” ve eleştiriye kendi nefsimizden başlamak olmalıdır.

Değişme irade ve kararlılığı göstermeliyiz.

Buradan hareketle ikinci adım olarak, Ramazan Ayında bir iç muhasebe yaparken; Allah rızasına uymayan, insanlık ve ahlak dışı tutumlarımız nedeniyle içine düştüğümüz günah batağından, “Allah’ım beni affet” demekle çıkamayız. Bütün mübarek ay, gün ve gecelerde olduğu gibi Ramazan ayını da geleneksel mantıkla ‘günah çıkarma’ ayı olarak görürsek, bu acıklı manzarada bir değişikliğin olması mümkün değildir. Her gün bu çirkin manzarayı izlemeye devam ederiz. O halde kendimizle dosdoğru yüzleşmemiz gerekir. Af talebinden önce “Ya Rab senin yasakladığın, yapılmamasını istediğin şeyleri asla yapmamaya karar verdim” diyerek değişme iradesi ve kararlılığını göstermek gerekir ki, af talebi karşılık bulsun.

Toplumlar kendilerini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmeyeceğine göre; bu sıkıntılı acıklı durumdan çıkışın yolu ferdi ve toplumsal değişim ve dönüşümle olabilir. Diğer önemli ay ve günler gibi Ramazan ayı da fert ve toplum olarak, kendimize çekidüzen verme ve öze dönüş için bir fırsattır. Zihni, itikadi, ameli olarak, bozulmuş, aşınmaya uğramış arızalı taraflarımızı, fabrika ayarlarına yani Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçü ve ilkelere (fıtrata) uygun hale getirip, restore edip, onarmalı ve yenilemeliyiz.

İtikadi Anlayışımız Kur’an’ın Tevhid Esaslarına Uygun Olmalıdır.

Öncelikle otokontrole inanç durumundan başlanmalıdır. İtikadı, Kur’anın Tevhid esasına uymayan, itikadı bozuk olan kimsenin ameli de bozuktur. Zira Tevhid; İslam’ın temelini, omurgasını teşkil eder. Halk arasında yaygın bir deyişle ifade edildiği gibi nasıl ki; “düğmenin baştan yanlış iliklenmesi halinde, diğerlerinin de yanlış ilikleneceği” inkârı kabil olmayan bir durum ise; itikattaki yanlışlık ve sapma da hayatın bütün alanlarına yansır. Onun için değişime itikadi alandan, imanın Tevhid ilke ve ölçülerine uygun olup olmadığının test edilmesinden başlanmalıdır. Sonra Allah’a kulluk, Salih Amel ve Takva (yasaklardan sakınmak) ile hayatımızın akışı restore edilmelidir.

İnkılâp

Böylece ahlaki değerlerle bezenmiş Müslüman şahsiyetini oluşturan Kamil Müminler toplumu oluşur. Adı Müslüman ama yaşayışı İslâm ilkelerine aykırı bir toplum olmaktan çıkar. Bu değişimin adı inkılâptır.

Ancak inkılâp bir defalık değildir, sürekli olmalıdır, Müslüman sürekli teyakkuz halinde olmalıdır. Dünya hayatının olumsuz esen sert rüzgârları karşısında erozyona uğrayan her bir durum için yeniden değişim ve dönüşüm hayat boyu devam edecektir. Yani inkılâp her an devam edecektir.

Bunu başarma gücü de sağlam bir iman ve sarsılmaz bir irade ile mümkündür. Mübarek Ramazan ayında sabırla kazandığımız irade eğitimi ile adam gibi adam dedikleri Müslüman şahsiyetiyle örnek insanlar olduğumuz zaman ülkemiz ve İslam coğrafyası da bu zilletten kurtulacaktır. Allah’ın yardımı Ramazan’ı şerifte olduğu gibi her zaman üzerimize Rahmet sağanağı gibi yağacaktır, İNŞAALLAH!

Ali AY

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 08.07.2015 - 16:48 -345-
Bu sayfayı paylaşın :