Değerli okurlarım! Özür dilerim, Osmanlı devleti karşısında Avrupalı devletlerin takındığı tutumu tarif ve izah için başka kelime bulamadım. Burada şu yorumu yapmama izin veriniz. İ
02.01.2021 03:03
1 yorum
1.132 okunma
İPİN UCU PUŞTUN ELİNE GEÇİNCE…
İsmail Aydın

                Değerli okurlarım!  Özür dilerim, Osmanlı devleti karşısında Avrupalı devletlerin takındığı tutumu tarif ve izah için başka kelime bulamadım. Burada şu yorumu yapmama izin veriniz. İpin ucunun kaçırılmakta olduğu, 1683 Viyana kapılarından dönüldüğünden beri görülmekte idi. Karlofca andlaşması ipin ucunun iyiden iyiye puştun eline geçmekte olduğunun en kuvvetli göstergesi idi. Nihayet 18. Yüzyıldan itibaren ipin ucu büsbütün puştun eline geçmişti. Ve artık eski günler geride kalmıştı.

                 Osmanlı devleti, durumu kavramış olarak hayatiyetini sürdürebilmek için başta askerî cihet olmak üzere her alanda ıslahat yapmaya çalıştı, ancak içten ve dıştın gelen engellerle istediği sonuca ulaşamadı. Bu uğurda padişahlar tacından tahtından oldu, can verdi. Nice sadrazam ve vezirin başı gitti. İpin ucu bir kere kaçırılmaya görsün.

                Evet, ipin ucu kaçırılmıştı, bundan dolayı denge siyaseti izlendi. Devlet bazen Fransa’ya, bazen İngiltere’ye, bazen Rusya’ya, bazen de Avusturya’ya dayandı. Fakat her seferinde görüldü ki artık bu devletlere dayanmak mümkün değildir. Öyleyse yeni bir güçle ittifak yapılmalıdır. Ufukta görünen bu güç Almanya’dır.

                Öncekilerin güvenilemez tutumları sebebiyle  Osmanlı-Alman yakınlaşması oldu. O da kendi imparatorluk hayalleri uğruna Osmanlı devletini Birinci Dünya Savaşına sürükledi, sonuçta bu ilişki imparatorluğun hayatına maloldu.

                Evet, ipin ucu kaçırılmıştı ama tarih boyunca hür ve müstakil yaşamış olan milletimiz esaret altında yaşıyamazdı. Vatanımız yer yer işgal ediliyordu. Allah’a inanıyorduk, imanımız vardı, umudumuzu yitirmemiştik. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, Mustafa Kemal Paşa liderliğinde istiklâl ve istikbalimiz için millî mücadeleye girişerek eldeki vatanı yeniden kazanmıştık. Fakat her şeyimiz tam ve yerinde değildi. Başta eğitim olmak üzere, sanayide, tarımda, ticarette yapılacak çok iş vardı. Ne yazık ki bugüne kadar bunlar yeterince yapılmadı. Buhran üstüne buhran, ahlâkımız ve kültürümüze, ekonomimize ve sanayileşme çabalarımıza saldırı üstüne saldırı. Nihayet, Suriye ve Doğu Akdeniz olayıyla karşı karşıyaydık.

                 Peki, bugün neler yapılabilir, ne yapmalıyız? Bu sorunun kısa cevabını biraz aşağıda ayrı bir bölüm halinde ele almıya çalışacağız. Bundan önce Osmanlı İmparatorluğu hakkında yapılan şu ilginç değerlendirmeye bakalım. Unutmamak gerekir ki burada geçerli tarif, günümüz Avrupa devlet ve milletlerinin, devletimiz ve milletimiz hakkında bugün açıkça ifade edemedikleri niyet ve tasavvurlarını da ortaya koymaktadır. Aksini düşünmek yani onları sözlerinde ve niyetlerinde samimi kabul etmek safdillik olur hatta daha da ilerisi olur kanısındayız. Bakınız yirmi doktor ne yapmış?

            YİRMİ DOKTORUN KASAP BIÇAĞI İLE YAPTIĞI OPERASYON

                Avrupalı devletlerin Berlin Kongresinde, Osmanlı İmparatorluğu hakkındaki niyet ve tutumlarını M. De Blowitz, “Une Course a Constantinople” adlı kitabında şu suretle tasvir etmektedir:

                 “Berlin kongresinde, Avrupa diplomasisinin en büyük doktorlarından yirmisi yeşil örtülü masanın etrafında oturmuşlar ve 30 gün “hasta adam” dedikleri Türkiye’nin durumu üzerinde görüşmüşlerdir.

                Görüşmeleri sonunda yirmi doktor, başlarında büyük Hipokrat olduğu halde, ilkin hastanın sağ ayağını, sonra sol ayağını ve daha sonra sağ elini, sonra sol elini kesmeye karar verdiler ve bu dört ameliyat başarı ile sonuçlanınca hastaya: “Artık rahatsızlığınız geçmiştir, hele biraz yürüyün de görelim” dediler.

                Çolak ve kötürüm hale getirilen hasta kımıdamamakta ısrar edince Alim doktor: Şu halde geri kalan uzuvları Avrupa’nın anatomi müzelerine dağıtıp fizyolojik denemeler yapmaktan başka çare yok” diye bağırdı.

                İşte Avrupa, Türkiye’yi hastalığından kurtarmak için bu suretle hareket etti.

                Berlin Kongresinden sonra Osmanlı topraklarının, büyük devletler tarafından paylaşılması, Blowitz’in yukarıdaki tasvirini tarih gerçeği haline getirmiştir.” (Karal, a.g.e. Cilt VIII, Sayfa 79-80)

                Şu farkla ki, o tarihte ABD henüz palazlanamadığı için, kurtlar sofrasından pay alamamıştı. Zamanla sömürge ve hâkimiyet hırsları artacak ve bu alanlarda ihtisaslaşacaktır.  Şimdi o da, pay almak hesabıyla bugün Suriye’de İsrail ile birlikte yer alıyor.

           HESAPLAŞMA BİTTİ Mİ?

                Hayır, bölgede hesaplaşma bitmemiştir, üstelik öncekilere (İngiltere, Fransa, Rusya) ilaveten, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’nın kurtları tarafından kıtasına eli boş döndürülen ABD ve Çin gibi güçler de pastadan pay almak için bölgeye gelmişlerdir.

                “Büyük Britanya ve Fransa, 1920’lerde aldıkları kararlarla Büyük Suriye’yi parçalamış, hemen veya sonraki dönemde ortaya çıkan; Lübnan, Suriye, Filistin, İsrail, Ürdün gibi devletlerin sadece boyut ve sınırlarını değil var olma haklarını da bölgesel bir sorun haline getirmişlerdi. 1920’lerdeki hesaplaşmalar kısmen ya da tamamen geçmişte kalmamıştır, aksine, Suriye’de ve genel olarak Ortadoğu’da sürmekte olan savaşların, anlaşmazlıkların ve yürütülen politikaların merkezinde Büyük Britanya ve Fransa’nın sömürgecilik politikaları yer almaktadır.” (DergiPark, Fildiş, 2013)

(Haftaya Ne yapmalı?)

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
İpin ucu
Şimdi de ipin ucu içeride puştun eline bir geçerse Allah korusun elimizde kalan son kalemizi de kaybederiz.Türk devletleri hep içeriden yıkılmıştır bunu asla unutmayalım
Yorum Ekleyen: Ahmet Günal     3.01.2021 09:58:22
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya