Buyurun size, hal-i pürmelalimizi anlatan küçük bir hikâye!
10.02.2021 11:43
3 yorum
2.293 okunma
HAZ KOŞUSU
İsmail Aydın

                Buyurun size, hal-i pürmelalimizi anlatan küçük bir hikâye!

                Bir grup insanla Van’a gitmiştik. Seyahatacentesi, Van’ın en güzel otelini istirahatimiz, sabah kahvaltımız ve akşam yemeğimiz için ayarlamıştı. Beş yıldızlı bir oteldi burası. Açık büfe kahvaltı, öğlen ve akşam yemekleri v.s.

                Doğrusu otelin kahvaltı menüsünde yok yoktu. Ciddi firmaların ürettiği peynirlerin yanısıra yöresel peynirler ki,hepsi bir arada en az yirmi otuz çeşit peynir. Çeşit çeşit yağlar, ballar, reçeller, kaymaklar,  pastalar, börekler, çörekler, poğaçalar… en az iki çeşit çorba v.d. Masallardakine benzer şekilde yılanın ödünden tutun kuşun sütüne kadar her şey vardı, yani kahvaltı cinsinden yok yoktu.

                Van Gölü kenarında balık menülü öğlen yemeğini yerken birisi ortaya bir söz attı: “Siz bir de falan yerde, filanın sabah kahvaltısını görmelisiniz, Van kahvaltısı meşhurdur.”

Ne cerbezeli sözmüşmeğerduyan duymayana anlatıyordu: “falan yerde, filanın sabah kahvaltısını çok methediyorlar; yarın sabah biz oranın kahvaltısına gideceğiz.”

                Ertesi sabah baktım, otelin sabah kahvaltısına gruptan pek az kişi katılmıştı. Anlaşılan, grup üyeleri “falan yerdeki filanın kahvaltısına” gitmişlerdi.

                Neyse! Biz birkaç arkadaş beraberce kahvaltı yaparken, bir de baktım, ünlü Van kahvaltısına gidenler birer ikişer, kahvaltı saati bitmeden otelin yemek salonuna geliyorlardı. Bu sefer ağızları değişmişti: “Sabah sabah rahatımızı bozup boşu boşuna oraya gitmişiz, üstelik bir sürü para verdik, otelin kahvaltısı oradan daha iyiymiş” diyorlardı.

                                                                                              ***

                Peki, güzel kardeşim derdiniz neydi, ne arıyordunuz da bulamamıştınız? Otelin kahvaltı menüsünü bir gün önceden görmüştünüz, yiyecek cinsinden orada yok yoktu. Öyleyse aradığınız şey neydi, ne arıyordunuz da bulamamıştınız?

                Kıssadan Hisse! Kimse gocunmasın, açıkça söyleyelim. Ne yazık ki bunlar tatminsiz insanlardı. Ne aradıklarını bilmeyen, o sebeple bulduklarının da kıymetini bilmeyen, sırf haz peşinde koşan insanlardı. İnsanlarımız nereden nereye gelmişlerdi? Sabah kahvaltısı yerine helle (*) çorbasını içip, çiftinin çubuğunun peşinde koşan o mütevekkilköylümüz nerede, haz peşinde koşan şu şehirliler nerede? O mütevekkil insan ki, memleketin ne ekonomisine, ne kültürüne, ne asayişine asla zarar vermeyen insandı. Alnının terini silerek ülke ekonomisine katkı yapıyordu.  Ya şu şehirliler! Kültür, para pul, kasa kese, güç kuvvet, kısaca her şey-nezihini tenzih borcumuzdur- şu tatminsiz dediğimiz insanların elinde ve yönetimindeydi.

                İşte bu haz koşusu, bu tatminsizlik bizi bu hallere düşürdü. Halimizi tasvir etmeye gerek yok, zaten onu hepimiz yaşıyoruz.

                Bizim nesil çocukluğunda oyuncak nedir bilmezdi. Yazın iş güç, harman hasıl derken kışa girerdik. Gökten kar yağar, kızak kayardık. Karların erimesiyle çiğdemler boy gösterir, cemeklilerle, kiskiçlerle (**) çiğdem kazar “çiğdem pilavı” yaptırırdık. Biraz uçurtma uçururduk, topaç çevirirdik. On beş yirmi çocuk takım kurar çeşitli oyunlar oynardık.

                Bir bez bebekle en az on çocuk “evcilik oyunu” oynardı. Kimi anne, kimi baba, kimi dede, kimi nine; kimi abla, ağabey, amca, dayı, kimi hala, teyze olurdu. Ya şimdiki çocuklar! Ben deyim yüz çeşit, siz deyin iki yüz, üç yüz çeşit marka arabalar, marka oyuncaklar, marka silahlar, marka bebekler!

                Bir şey daha diyeyim mi? Yukarıda zikrettiğim gruptakiler gibi şimdiki çocuklar da tatminsiz. Her gün yeni oyuncak getirilsin istiyorlar. Anlayacağınız, onlar haz koşusuna daha şimdiden başlamışlar. İktisattaki “azalan fayda prensibine” benzer bir durum. Sonuç, mutsuz insanlık.

_______________:

(*) Yeşil mercimekli un çorbası.

(**) Toprağa geçecek şekilde ucu sivri değnek, ucunda demir olanı cemekli.Cemeklisi olan çocuk daha çok çiğdem kazardı.                              

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
3 yorum yapıldı
Güzel İnsan Güzel Söyler
Bu küçük çalışmaya "Kanaat toplumundan çok uzaklaştık" diye yorum yazan değerli dostum Ahmet Günal Bey'e; "Ne güzel, ne sade... ben de becerebilsem" diye tevazuunu gösteren güzel kardeşim güzel insan Mustafa Yıldız Bey'e ve çok değerli okurlarıma teşekkür ediyorum.
Yorum Ekleyen: İsmail Aydın     14.02.2021 15:42:42
Ne güzel
ne sade. anlaşılır bilgece anlatımlara çok ihtiyacımız var. Keşke ben de becerebilsem
Yorum Ekleyen: Mustafa Yıldız     13.02.2021 15:34:26
Doyumsuzluk
O koşuda belki de ben de vardım emin değilim..Şimdi toruna bir oyuncak alıyorlar iki dakika geçmez yere atıyor.İnsanlığa refah fazla gelmeye başladı bu ağırlıkları kaldıramıyor sanırım.Bir elektrik kesilse , iki dakika su akmasa ne yapacağımızı şaşırıyoruz.Kanaat toplumundan çok uzaklaştık..
Yorum Ekleyen: Ahmet Günal     11.02.2021 15:34:56
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya