Yazıyı iftar saatinden önce inceleyen değerli okurlarımdan biraz daha sabretmelerini istiyorum. Elbette beklentimiz fıkradaki çocuğunki gibi olmamalı. Helâlinden karnımızı doyuracak kadar olsa yeter, yani çok çeşit olmamalı, diye düşünüyorum.
29.03.2021 08:57
1 yorum
1.537 okunma
MÜSLÜMANLIKTA İLK ORUÇ
İsmail Aydın

Acıkmış olarak eve dönen çocuk annesine:

-Akşama ne var? diye sormuş. Anne:

-Saymakla bitmez oğlum, diye cevap vermiş. Çocuk:

-Güzel, nelermiş bunlar? Anne gülümseyerek:

-Pirinç pilavı, demiş.

***

Yazıyı iftar saatinden önce inceleyen değerli okurlarımdan biraz daha sabretmelerini istiyorum. Elbette beklentimiz fıkradaki çocuğunki gibi olmamalı. Helâlinden karnımızı doyuracak kadar olsa yeter, yani çok çeşit olmamalı, diye düşünüyorum.

Orucun farzı vakit, niyet ve imsak olmak üzere üçtür. Allah rızasının dışında herhangi bir niyetle oruç tutulmaz.

Farz oluşunun ilk yıllarında, iftardan kısa bir süre sonra, akşamdan yatsı namazını kılıncaya veya uyuyuncaya kadar oruca niyet edilir ve iftar saatine kadar uzun bir süreyle oruç tutulurmuş. Yani imsak, yatsı namazından veya uykudan itibaren başlarmış. Nefse fevkalade meşakkatli görünen yememek içmemek gibi konular, evet, her şeye rağmen onlar tamam, ama insanın şu tabii sevkisi yok mu? İşte o büsbütün zor gelirmiş.

Hz. Ömer bir gün Peygamberimize durumu açıktan iletmiş. Hanımı ile yakınlaşmasını anlatmış. Bunun üzerine orada bulunanlar, kendilerinin de aynı şeyi yaptıklarını söylemişler. Daha sonra gelen “Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız, size helâl kılındı. Onlar, sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtü durumundasınız. Allah, nefsinize güvenemeyeceğinizi bildiği için müracaatınızı kabul buyurdu ve sizi bağışladı.” (Bakara, 2/187) ayetiyle, gecenin belli saatine kadar bu süre uzatılmış. Kadın ve erkeğin birbirini koruma durumu istiare yoluyla, “örtü-elbise” meseliyle anlatılmış. Elbisenin ayıpları örtme, vücudu sarıp sarmalama, sıcak ve soğuktan koruma gibi faydaları tartışılamaz.

İşin garipliği şurada ki, Hz. Ömer konuyu dile getirinceye kadar, sahabeden hiç kimse problemini söylememiş. Bu açıdan bakılınca, bazen toplumların Hz. Ömer gibi kahramanlar beklediğini bilmemiz ve insanları hoş görmemiz gerekiyor.

Tabii burada bir kolaylık görüyoruz ki yüce Allah başka bir ayetle (Bakara, 2/185) başka kolaylıklar da dilemiş. Anlaşılan, Müslümanlık eski oruç tutma şeklini de kolaylaştırmış. Esasen yüce Allah, kullarına zorluk dilemiyor, kolaylık diliyor, kaldıramayacağı ağırlıkta yükler yüklemiyor. Mesela, özrü sebebiyle oruç tutamayanlara her gün bir fakiri doyurma veya tutamadığı günler sayısı kadar sonradan tutma gibi kolaylıklar getirilmiş. Her gün bir fakiri doyurmanın da, insan ve toplum yararına bir uygulama olduğu açıktır.

Oruç, ibadet olarak Allah’ın haklarına giriyor. İslâm’a göre haklar, Allah’ın hakları, kulların hakları ve diğer haklar olarak kısımlara ayrılır. Çevreyi korumak bir görev ve haktır, hayvan hakları bir haktır. Kur’ân’da her canlının hakkına işaret eden ayetler mevcut.

Kardaş: Günümüzün modern anayasaları bu hakları teminat altına almış.

Aydın: Almışlar ama çok eksikleri var. İlla yeni, illa modern diyeceksek en yeni ve en modern kitap Kur’ân’dır. Tevrat, Zebur ve İncil gibi kitaplar eskidir. Ve hiç birisi Kur’ân gibi sadeliğini koruyarak günümüze kadar gelememiştir. Bir kısmı tamamen kaybolmuş, bir kısmının içine de müntesiplerinin aziz dedikleri insanların sözleri karışmıştır. Netice itibariyle özünde Müslümanlık olan bu dinler tahrif edilmiştir. Bir kısmı da belli yörelere ve belli kavimlere münhasır olarak inmiştir. Ama hepsi özünden uzaklaşmıştır.

İzleyenlerimiz arasında gençlerimizin de bulunduğunu düşünerek, İnciller hakkında açıklama yapmayı faydalı buluyorum: Dünyada pek çok İncil vardı ve hiçbiri diğerini tutmuyordu. Haliyle konu Hıristiyan dünyası içinde çözülmesi gereken bir problem halini almıştı. Problemi çözmek amacıyla İznik’te bir konsül toplanmış. Çeşit çeşit bütün İnciller toplanarak gerçek İncil hangisidir diye tartışılmış, araştırılmış, yani bu konuda uzun uzadıya, heyetler halinde çalışmalar yapılmış. Bu çalışmaların sonunda, pek çok İncil elenerek, nihayet İncillerin sayısı ancak dörde indirilebilmiş. Bugünkü İncillerin temeli bu dört İncil’dir. Ama onlar da tahrif edilmiştir. Kur’ân, kendinden önceki kitapları reddetmez, onları saf halleriyle tasdik eder. (Gelecek hafta, Haklar ve Anayasalar)

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Oruç
İsmail bey bazı kendini bilmez dinden diyanetten haberi olmayan kendini yazar diye tanıtanlar çıkıp Ramazanı eteleyelim teravih namazı yoksa oruçta tutulmasın cesaretini gösteriyorlar. Allah sizden razı olsun. bizi dini konularda da açıklığa kavuşturuyorsun. bu kendini bilmez yazarlara da aynı zamanda cevap vermiş oluyorsunuz. Oruç ne güzel bir ibadet Allah'ın Müslümanlara bir lütfu olduğunu belirtiyorsunuz. saygılarımla
Yorum Ekleyen: Rahmi ÜNALAN     31.03.2021 11:18:59
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya