Kardaş: Sohbetimiz ilerledikçe, zamanımız elverdiği ölçüde konuyu daha da açarız ama bundan önce Oruç’tan ne anlamalıyız, Oruc’a nasıl bakmalıyız? Hikmetleri, faydaları üzerinde neler söyleyebiliriz?
14.04.2021 11:21
293 okunma
ORUCUN HİKMET VE FAYDALARI
İsmail Aydın

                Kardaş: Sohbetimiz ilerledikçe, zamanımız elverdiği ölçüde konuyu daha da açarız ama bundan önce Oruç’tan ne anlamalıyız, Oruc’a nasıl bakmalıyız? Hikmetleri, faydaları üzerinde neler söyleyebiliriz?

                Aydın: Fazla kilolarından şikâyetçi olan adam diyetisyene gitmiş. Diyetisyen hanım yiyecek listesi vermiş: Kibrit kutusu büyüklüğünde peynir, üç zeytin, bir marul yaprağı, yarım dilim ekmek!

Adam açıklama istemiş: Doktor hanım, bu dediklerinizi kahvaltıdan önce mi yiyeceğim, sonra mı yiyeceğim?

                                                               ***

Orucun saymakla tükenmeyecek kadar hem kişisel hem de toplumsal faydaları var. Tıbbî anlamda orucun insan bedenine faydası bugün ispatlanmıştır. Doktorlar ve diyetisyenler,  şekerden, tansiyondan, mide-bağırsak rahatsızlıklarından, obeziteden ve daha pek çok rahatsızlıktan şikayet ederek kendilerine müracaat eden hastalarına oruca benzer perhizler tavsiye ediyorlar. İki öğün yemek öneriyorlar, fazla yemek fazla kalori ve fazla kilo diyorlar. Beslenmemiz orucun ruhuna genel anlamda İslâm’ın ruhuna uygun olursa sağlıklı ve sıhhatli oluruz. “Oruç tutunuz, sıhhat bulunuz” buyrulmuştur. Yalnız şunu unutmamak lazım, kişi ibadet niyetiyle aç kalacak, öbür türlü aç kalmak perhiz olur ki, o da oruç olmaz.

Orucun ibadet hazzıyla tutulması, kişiyi psişik yönden manen de tatmin eder. Gün boyu aç kalan insan iftarla birlikte huzur duyar. Biri kumar oynayan diğeri namaz kılan iki kişi düşünelim. Kumar oynayan neticede kaybeder, zihin yorgunluğu ile üzülür ama namaz kılan insan hiçbir şey kaybetmez, namazın sonunda yorulsa bile o tatlı yorgunlukla bir oh çeker, oh be der, yatar mışıl mışıl uyur. Kör tabiatın gücüne inanan biri aslında tabiata iman etmiştir. İnanma ihtiyacı içinde çırpınan insanın bu ihtiyacı doğru inançla karşılanmalıdır.

                Kardaş: Oruç niçin on beş gün veya kırk beş gün değil de otuz gün?

                Aydın: Bakınız bu sorunuz da önceki sorunuzla bağlantılı. İslâm’da her şey akla uygun, üzerinde düşünüldüğünde akıl bunu teslim eder. Az önce, orucun insan bedenine faydası tıbben ispatlanmıştır, demiştik. Bu çerçevede, orucun otuz gün yani bir ay süreyle sınırlı olmasının da tıbbî yönden faydaları ispatlanmıştır.

Ramazan ayının son günlerine yaklaşıldığında, teravih namazlarının aralarında, oruca veda anlamında ilâhîler maniler söylenir. Bizim Yozgat yöresinde, yaz sıcağında oruç tutulduğu bir dönemde, ön saflardaki cemaatten biri veya hoca efendi gene “N’ola üç ay olaydı” diye ilâhi söylemeye başlayınca, arka sıralardaki köylülerden birinin itiraz şeklinde sesi yükselmiş. “Goşukcuya bak goşukçuya” demiş adam, “Ben tutmuyorum, sen üç ay tut!”

                Oruç on beş gün veya kırk beş gün olsaydı bugünkü hazzı alamayacaktık. On beş günlük bir süre çok az gelecek, kırk beş günlük süre de çok uzun gelecekti. Bundan dolayı, her iki halde de umulan fayda elde edilemeyecekti. On beş gün süreli kısa değişim vücudun dinlenmesine kâfi gelmeyecek, öbür yandan otuz günü geçen on beş gün de, yani kırk beş gün de uzun geleceğinden umulan fayda yine sağlanamayacaktı. Çünkü vücut bir aydan sonraki yeni duruma uyum sağlayacaktı, bundan dolayı da umulan fayda sağlanamayacaktı. Azı zarar, çoğu zarar, ortası karar, denmiştir. Şüphesiz ki bunu en iyi bilen, ilmi her şeyi kuşatmış olan yüce Allah’dır.

                İNSAN VE TOPLUM YARARINA EMİRLER

                Yüce Allah bir şeyi yapın, bir şeyi de yapmayın diye emir verdiyse, bu hem insanın hem de toplumun yararına bir emirdir. Mesela, açlık sosyal faydayı düşündürdüğü gibi az önce söylediğimiz niyet şartıyla kişisel faydayı da içermektedir. Aç kalınmasaydı tok acın halinden anlamayacaktı. Nitekim yerküremizde hegemonik zihniyetle dünya ekonomisine hükmeden ama oruçla maddî-manevî hiçbir bağı olmayan hâkim azınlık, dünyadaki açlık problemini çözmek için kılını kıpırdatmadığı gibi, aç insanların haline yan gözle olsun şöyle bir dönüp bakmıyor bile. Bugün dünyada bir buçuk milyarın üzerinde bir insan, yarın yiyecek bir şeyler bulurum umuduyla aç yatıp aç kalkıyor. Beşeriyetin dörtte üçlük bölümü yoksullardan oluşuyor. Peki, bu insanî bir durum mudur? Elbette değil. Oruç tutup aç kalmayan insan, aç kalan insanlığın halinden anlamaz. Türkçemizde, “tok acın halinden anlamaz” sözü meşhurdur.

                               AÇLIK AZ DAHA KÜFÜR OLAYAZDI

                Çok önemli bir konudur bu. Bu noktada, açlık az daha küfür olayazdı, gerçeğini de hatırlamamız gerekiyor. Meşru dairede olmak şartıyla zengin, ilerde aç kalmayayım korkusuyla, fakir de, yarın yiyecek bir şeyler bulurum umuduyla çalışır. Yüce Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak umuduyla oruç tutan bir mümin, dünyanın açlık tehlikesiyle karşı karşıya olmasına asla razı olamaz. Bir hadisi şerifte “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” buyrulmuştur. Acın üstüne dokuz yorgan örtmüşler adam gene de uyuyamamış, derler. Türkçemizdeki “acısı olan uyumuş, aç olan uyuyamamış” sözü de bu anlamda gerçeği ifade eder.

 Bir de insanları açlığa mahkûm etmemek lazım. Böyle bir şey orucun özüne ve ruhuna aykırıdır. Adamı önce aç bırak, sonra o da gitsin karnını doyurmak için ekmek çalsın. Ve sonra da sen tut onu yargıla. Bu insanî bir durum değildir. Bu meyanda, Türkçemizdeki “aç it fırın yıkar” sözü de meşhurdur. Tıka basa karnını doyuranlar, tatlısıyla, tuzlusuyla, acılısıyla, ekşilisiyle çeşit çeşit yemek yiyenler acın halinden anlamazlar. Anlarız deseler de anlamazlar, anlasalar da en azından yeterince anlamazlar. Ancak gerçek anlamda oruç tutan bir insan yüce Allah’ın emri olarak acın halinden anlar ve onu aç kalan insanlarla dayanışmaya sevkeder. (Gelecek hafta, Hz. Ömer’e Bulunan Kusur.)

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya