Aydın: Hay hay! Çok beğendiğim ve çok yerinde bulduğum bir tanım iftar sahnesi. Tabii buradan çıkarılacak ders de çok önemli.
28.04.2021 11:32
477 okunma
ÜÇ-BEŞ DAKİKADA KAZANILAN ZAFER
İsmail Aydın

     Kardaş: İftar sahnesi, nefisle mücadelenin doruk noktasıdır, demiştiniz. İftar vaktindeki o üç beş dakikalık iftar sahnesine bakabilir miyiz?

     Aydın: Hay hay! Çok beğendiğim ve çok yerinde bulduğum bir tanım iftar sahnesi. Tabii buradan çıkarılacak ders de çok önemli.

      Allah rahmet eylesin, doksan altı yaşında vefat eden bir arkadaşım vardı. Kendisine “hocam” diye hitabederdim. Konunun önemine binaen pek çok kere o anlatırdı: “Şimdi iftar sofrasını gözünüzün önüne getiriniz” der devam ederdi. Tatlılar, tuzlular, börekler, çörekler, hâsılı envai türlü yiyecek ve içecekler… Sofranın başındasınız, yüce Allah bahşetmiş hepsi sizin, hepsi sizin helâliniz. Buyurun, yesenize… Engel olan mı var, bir gören, işiten mi var? Evet var, Allah biliyor, Allah görüyor, Allah işitiyor. Keşke her zaman bunun şuurunda olsak. Neyse!

     Nefsiniz habire yemek istiyor ama siz onunla mücadele halindesiniz, yemiyorsunuz, iftar vaktini bekliyorsunuz, çünkü Allah’ın hoşnutluğunun burada olduğunu düşünüyorsunuz, bu şekilde yapmakla Allah’ın hoşnutluğunu kazanmayı umuyorsunuz. Nihayet, iftar vaktini ilân eden ezan sesiyle birlikte yemeye başlıyorsunuz. O dakikaya kadar nefsinizle mücadele ettiniz, yemediniz. Ve işte bu suretle büyük bir zafer kazandınız. Ah, keşke her zaman böyle zaferler kazanılabilsek. Peki, kendi helâlinizi bile Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yemezken, rızası dışında başkasının hakkını nasıl yersiniz? Başkasının hakkını haksız olarak gasbetmenizi –haşa- yüce Allah meşru mu görüyor?

     İşte bütün mesele, insanlığın en önemli meselesidir bu. Hocam bu sahneyi bu şekilde anlatır, kendi iradesiyle, sırf Allah rızası için kendi helâlini bile iftar vaktine kadar yemekten alıkoyan insanın bu duruşuna “işte müminin zaferi” derdi. Yüce Allah o sebeple, “Oruç, benim içindir. Onun mükâfatını ben veririm” buyurmuştur.

     KİŞİSEL VE TOPLUMSAL FAYDA

     Orucun insanı böyle bir nefis terbiyesiyle haramdan sakındırması hem bireysel anlamda hem de toplumsal anlamda bir faydadır. Rüşvet, iltimas, çalmak, çırpmak, ihtikâr, stokçuluk, kaçakçılık, karaborsa, yolsuzluk ve diğerleri... Çoğaltabiliriz. Mesela rüşveti ele alalım. Rüşvet, alanla veren arasında gizli bir iş. Kimse görmedi diye ya adamın işini görürken ya da Ali’nin külahını Veli’nin başına geçirirken, yani başkasının hakkını hak etmeyen birine geçirirken alınan para veya para ile ölçülebilen her şey rüşvet. Bu helal mi? Elbette helâl değil.

     Toplumları yiyip bitiren, devletleri çökerten bir haram. Müslümanlık, rüşvet alanı da, vereni de lanetliyor.  Günümüzde hak, hukuk, adalet peşinde koştuklarını iddia ederek yeri göğü inletenlerin, bırakınız saldırmayı, iddialarında samimi iseler öncelikle onun bu prensibine sahip çıkmaları gerektiğini düşünüyorum. Roma rüşvet yüzünden battı, Bizans bu yüzden battı. Hatta Osmanlı Devleti bu yüzden çöktü. Zamanla rüşvet öyle bir hal aldı ki, uydurma atasözleri dahi teşekkül etti: “Devlet malı deniz, yemeyen domuz”. Tanzimat döneminde, rüşvet rezaletinden kurtuluş için memurlara yemin etmeleri mecburiyeti getirildi. Bu şeklî değişiklikle ahlâkî düzelme sağlanır zannedildi. Oysa işin öncelikle ciddi bir eğitimle sağlanacak iman boyutu vardı. Bu ihmal edildi ve yemin sadra şifa olmadı. Memurlar yemin ettiler ama gene rüşvet almaya devam ettiler. Şair Eşref bu durumu:

                Mansıp erbabı yemininde sebat eylemiyor
                Bilmem ki ah şu hainlere daha ne’ttirelim
                Rüşvet itasını men yerine memurine
                Bari efradı ahaliye yemin ettirelim. Diye hicvetmiştir.

     MALLARINIZI HÂKİMLERE RÜŞVET OLARAK VERMEYİN

     Oruç ayetlerinin sonunda cihad ayetlerinin başında yer alan “…aranızda mallarınızı batıl sebeplerle yemeyin… o malları hakimlere rüşvet olarak vermeyin” (Bakara, 2/188) ayeti son derecede dikkat çekicidir. Yüce Allah bu emri işin başında yani oruç ayetlerinin önünde vermiyor da sonunda veriyor. Niçin? Oruçla nefis terbiyesi gerçekleşmiş olmalıdır.

     Haksızlıkla alınan mal, halk deyimiyle “rüşvetin daniskası”dır, en büyük adaletsizliktir. Burada dikkat çekici olan bir diğer husus da, Allah yolunda yapılacak Cihad’ın zafere ulaşmasının şartı olarak helâl lokma yenmesinin öngörülüyor olmasıdır. Müslümanlar ancak helâl lokma yedikleri ve ihlâsla çalıştıkları takdirde yüce Allah’ın yardımına nail olabilir ve ancak o yardımla zafere ulaşabilirler. İslâm’ın bütün bu emir ve yasakları, yalnız Müslümanlara değil, bütün insanlığadır, bütün insanlığa mesajdır. Cihana hâkim olacak sosyal barış, adalet ve huzur ancak bu yolla gerçekleşebilir.               

     Rüşvet maalesef toplumların hayatında adeta bir lağım gibi akıyor. Üzerinden her gün gelip geçmekte olduğumuz lağımları ne zaman fark ederiz? Lağım patlayıp kokular etrafa yayıldığında fark ederiz. Öyle mi? Lağımların bazen devletlerin tepelerinde patladığına tanık oluyoruz. Bu yüzden yargılanıp hüküm giyen devlet ve hükümet başkanlarının, bakanların, anlı şanlı sivil ve asker bürokratların isimleri dünya adalet tarihinin kayıtlarına kara bir leke olarak geçmiştir.

     Rüşveti önlemenin, bu arada sadece rüşveti değil, her türlü haksızlığı önlemenin yolu, insanlığa, orucun ruhuna uygun bir zihniyet ve anlayış değişikliğinin kazandırılmasından geçer ki, onu da bu vesileyle burada ifade etmiş olalım. (Gelecek hafta, İslâm’ın Mesajı Bitmemiştir.)

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya