Tarihin derinliklerinden günümüze kadar virüsler ve bakterilerin sebep oldukları bulaşıcı hastalıklar, salgınlar milyonlarca insanın ölümüne sebep olmuştur. Tarihte Çiçek Aşısı ile ilgili bilgi Er-Razi'nin 1100 yıl önce yazdığı eserinde kaydedilmiş, ilk uygulama ise Çin Sarayında tatbik edilmişti.
16.05.2021 12:24
1 yorum
603 okunma
TÜRKİYENİN AŞI İLE İMTİHANI
Abdurrahman Zeynal

Tarihin derinliklerinden günümüze kadar virüsler ve bakterilerin sebep oldukları bulaşıcı hastalıklar, salgınlar milyonlarca insanın ölümüne sebep olmuştur. Tarihte Çiçek Aşısı ile ilgili bilgi Er-Razi'nin 1100 yıl önce yazdığı eserinde kaydedilmiş, ilk uygulama ise Çin Sarayında tatbik edilmişti.

Bulaşıcı hastalıklara karşı ilk karantina uygulamasını Sevgili Peygamberimizin hadisinden öğreniyor, Hz. Ömer'in tatbikatından anlıyoruz. Yazılı metinlerde taun(veba) gibi hastalıkların varlığı bilinse de neyin sebep olduğu konusunda bir bilgi bulunmamaktadır. Hz. Muhammed (a.s.a) "bir yerde Taun çıkmışsa oradan çıkmayınız, dışarıda iseniz oraya girmeyiniz" buyurarak modern karantinanın ilk örneğini bizlere öğretmiştir.

Virüsle ilgili ilk belgeye 1721 yılında İngiltere'nin İstanbul büyükelçisinin eşi Lady Mary Montagu çiçek aşısıyla ilgili bir not düşmesine karşılık 1790'larda İngiliz bilim adamının çiçek aşısıyla ilgili bir yazısı dikkat çekmiştir.

Almanya'da Bakteriyoloji biliminin kurucusu olarak kabul edilen Robert Koch Şarbon, Tüberküloz, Kolera bakterilerini keşfederek alınacak önlemleri uygulamaya koymuş, 1891 yılında "Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsünü" kurarak mücadele etti. Koch vefat edince Enstitü ad değiştirerek "Robert Koch Enstitüsü" adını alarak 130 yıldır Almanya'nın sağlık işlerinde öncülük etti.

Paris'te Pasteur aşı çalışmalarını yürütürken 2.Abdülhamit Han önce İstanbul'a gelmesini önermiş olmayınca bugünün İstanbul'daki 180-200 ev fiyatı kadar parayı Pasteur'a göndererek 3 kişiyi hastalığı öğrenmeleri karşılığında bu enstitüye göndermişti.

Özellikle o dönem Kolera, Kuduz, Veba hastalıkları toplumu perişan ediyordu. Paris'ten 1887 yılında İstanbul'a dönen,  Müderris Aleksandır Zoerus Paşa, Yarbay Dr Hüseyin Remzi ve Yarbay Veteriner Hüseyin Hüsnü ilk kuduz tedavi merkezini kurarak 2521 hastayı tedavi ederken 13 ölümlü vaka gerçekleşmişti. Yine difteri serumu üreterek tedavi sürecini hızlandırdılar.  Aynı yıl kuduz aşısı Türkiye'ye getirildi. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahanede ilk kuduz aşısı üretildi. 1889 yılında Bağdat'ta, 1893 yılında İstanbul'da Kolera hastalığı yaygınlaşınca II. Abdülhamit Dr. Henry Chantemesse'yi İstanbul'a davet ederek salgının durdurulmasına çalışmış, doktoru altın madalya ile ödüllendirmişti.

Çiçek hastalığı çocukların baş düşmanıydı. 1892 yılında çiçek aşısı üretilerek bu hastalığın önüne geçilmeye çalışıldı. 1896 yılında difteri, 1897 yılında sığır vebası, 1911 yılında tifo ve 1913 yılında kolera aşıları üretilerek hastalıkların önüne geçilmeye çalışıldı.

Birinci Dünya Savaşı içinde Erzurum Hasankale'de kurulan aşı üretim tesisleri Erzurum'un işgali üzerine Erzincan, Sivas, Kayseri ve Halep'e kadar taşınmış, tifo, tifüs salgınlarından on binlerce asker ve sivil ölürken Ordu Komutanı Hafız Hakkı Paşa'da tifüsten ölenlerin arasında yer almıştı.

Kurtuluş Savaşı içinde ve sonrasında salgınlar Anadolu'yu perişan ediyordu. Özellikle verem (ince hastalık) yıkıcı etki yapmaktaydı. Türk doktorlar 1927 yılında ilk BCG aşısını üreterek hastalar üzerinde uygulamaya başladılar. Almanların 1891 yılında kurdukları enstitüden yaklaşık 27 yıl sonra 1928 yılında Hıfzıssıhha Enstitüsü (Dr. Refik Saydam Enstitüsü) kurularak bulaşıcı hastalıklara karşı daha önemli işleri başarmak için faaliyete geçildi. 1931-1996 arasında tetenoz ve difteri aşısı üretildi. 1936 yılında Hıfzıssıhha Okulu açıldı. 1937 yılında serum üretimine geçildi. 1940 yılında Çin'de çıkan salgına karşılık bu ülkeye Kolera Aşısı gönderildi. Türkiye 1940'a kadar tifo, tifüs, difteri, BCG, Kolera, Boğmaca, Tetenoz, Kuduz aşıları üreten bir ülke idi.

İkinci Dünya Savaşı'nın en sıkışık günlerinde ABD'ye aşı satma başarısını gösterdik.

1942 yılında tifüs aşısı ve Akrep serumu üretilirken 1947 yılında "Biyolojik Kontrol Laboratuarı" kurulmuş, 1950 yılında Grip Aşısı (influenza), 1976 yılında Kuru BCG aşısının deneysel üretimine başlanmış, 1983 yılında elde edilen sonuçlar neticesinde seri üretime geçildi.....

1968 yılında kurulan Serum Çiftliğinde "tetenoz, gazlı kangren, difteri, kuduz, şarbon ve akrep serumları" üretildi....

Alınan bir kararla 1996 yılında kuduz, 1997 yılında BCG aşı üretimi sonlandırıldı...!

2004 yılında ise tüm aşıların üretimi sonlandırıldı. 2004 yılında aşı üretim enstitüsü bakanlar kurulu kararıyla kapatıldı.  Yine "Dr. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitü Merkezi Başkanlığı" 2 Kasım 2011 tarihinde Resmî Gazete'de yayınlanan 663 sayılı kararname ile kapatıldı....!  Enstitünün bütün görevleri "Halk Sağlığı Kurumuna" devredildi. Bu tarihten sonra aşı ve ürünleri yurt dışından ithal edilmek suretiyle ihtiyaç giderilmeye çalışıldı.

Korona Virüsü olayı gösterdi ki, ülkeler bu tür salgınlarla her zaman karşı karşıya gelecektir. Hatta devletler arasında aşı milliyetçiliği başladı. Aşıya ulaşım zorlaştı. Türkiye bu aşamada günde bir milyon veya bir buçuk milyon aşı yapabilecek kapasitede olmasına karşılık Çin'den ve diğer ülkelerden yeteri kadar aşı tedarik edemediği için aşılama konusunda ciddi sıkıntı yaşamakta.

O halde Almanların yaptığı gibi çıkarılan yeni kanunlarla güçlendirilen Robert Koch Enstitüsü gibi Türkiye Dr. Refik Saydam Enstitüsünü kapatarak değil yeni kanunla güçlendirip ülkeyi geleceğe taşımalıydı.

Yapmadık. Kapattık. Tecrübeyi yok ettik. Emekliliği gelenleri emekli, diğer yetişmiş personeli kurumlara dağıttık. Şimdi de aşı üretemediğimiz gibi aşıyı da bulamıyoruz. Bundan dolayı binlerce insanımızı kaybettik. Kaybetmeye devam ediyoruz.  Umudum o ki Kayseri'de ve Ankara'da yürütülen aşı çalışmaları bir an önce sonuçlanır ve Türkiye geçmişte olduğu gibi bugün de kendi aşısını üreten ülkeler sınıfına dahil olur.

NOT: Bu yazıyı dostlarım tekrar yayınlar mısın istekleri üzerine yeniden paylaştım.

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
KOMPLO MOMPLO YOK ÖYLE ŞEY.
Yazarımıza en kalbi teşekkürlerimizi sunarım. SALGIN HAKKINDA ÖYLE KOMPLO MOMPLO DEĞİL, İNSANLIĞIN YAŞADIĞI SALGIN HASTALIK SÜRECİ İÇİNDE COVİD'19 DA TARİHİ BİR KESİT. BU SONUNCU DA OLMAYACAK. BU MAKALE MUTLAKA HAKKETTİĞİ İLGİ VE DEĞERİ GÖRMELİ. BU DA ANA HABER GAZETE FARKI İŞTE.
Yorum Ekleyen: HÜSEYİN AYAZ     16.05.2021 14:13:26
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya