Asr-ı Saadet’ te Efendimiz (S.A.S.) in Medine’ de kurduğu İslam Devleti’ nde bilindiği gibi, Müslüman, Hristiyan, Musevi, putperest ve ateist tebaa bir arada yaşamaktaydı. Devlet kimsenin dini inancına karışmadığı gibi, kendi aralarındaki uyuşmazlıklar da, kendi dini inançlarının hükümleri doğrultusunda halledilirdi.
28.06.2021 10:01
709 okunma
SIHHATLİ YAŞAMANIN SIRRI NE?
Mehmet Aktan

Asr-ı Saadet’ te Efendimiz (S.A.S.) in Medine’ de kurduğu İslam Devleti’ nde bilindiği gibi, Müslüman, Hristiyan, Musevi, putperest ve ateist tebaa bir arada yaşamaktaydı. Devlet kimsenin dini inancına karışmadığı gibi, kendi aralarındaki uyuşmazlıklar da, kendi dini inançlarının hükümleri doğrultusunda halledilirdi.

Bu dönemde bir Yahudi hekim muayenehane açmış hasta beklemeye koyulmuştu. Ne var ki muayenehaneye gelen giden olmuyordu. Bir süre sonra Yahudi hekim, muayenehanesine hasta gelmemesi nedeniyle Peygamber (S.A.S.) Efendimize halini arz ve şikâyete gitti.

“…Ben hekimim muayenehane açtım, ancak şunca zamandır bekliyorum, hiç hasta gelmedi. Böyle giderse muayenehaneyi kapatmak zorunda kalacağım.” Dedi.

Efendimiz (S.A.S.) de karşılık olarak: “…Biz Müslümanlar acıkmadan yemeyiz, tıka basa doymadan da sofradan kalkarız. Bu nedenle hastalanmayız! Sen başının çaresine bak!“ Şeklinde karşılık verdi.

Değerli okuyucu;

Zamanımızda dünya insanlığının fazla kilo ve obeziteden kaynaklanan hastalıklardan ve bu sebeple uğradıkları zararlardan kurtulmak için ne kadar harcadıkları malum. Buna rağmen olumlu sonuçlara ulaşamadıkları da malum.

Kimi uygulanması neredeyse imkânsız diyetlerden medet umuyor, kimi mide ameliyatı oluyor, kimi vücudundaki fazla yağları ameliyatlarla aldırıyor, kimi de hiç de sürdürülebilir olmayan sportif aktivitelere başvuruyor. Ama çok büyük çoğunlukla umdukları sonuca ulaşamıyorlar. Defalarca uğranılan başarısızlık sonucu keçenin dört ibiğini suya bırakıp artık ne olursa olsun deyip işi oluruna bırakıyorlar. Devamında, obezite ve fazla kilo kâbusu ile bir daha hiç kurtulamayacak şekilde baş başa kalıyorlar. Bu suretle fiziki yapıları bozulduğu gibi, ruhsal yönden de çöküyorlar.

Diğer taraftan; sigara, içki ve uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar da insan ve toplum sıhhatinin kalan kısmını tüketmekte.

Kendi kendimize şöyle bir soralım:

Müslümanca yaşamama dışında hastalık sebebi sayılabilecek kayda değer başka bir durum var mıdır?

İnsan sıhhatli yaşamak istiyorsa Müslümanca yaşamak durumundadır.

Çünkü;

Müslüman az yer! İstiap haddinin fazlasının hamallığını yapmaz! Vücut organları, fazla kilo nedeniyle gereğinden fazla çalışıp, bu nedenle hastalanıp, zamansız iflas etmez!

Yılda bir ay oruç tutarak, sindirim sistemini dinlendirir.

Günde beş vakit namazını kılarak başka hiçbir spor programının sağlayamayacağı beden terbiyesini sağlar. Çünkü namaz, beden terbiyesini 7 gün yirmi dört saate yayarak insana en ideal spor programını uygulatır!

Sair spor programlarını bir göz önüne alalım: Genelde haftada 2-3 günde spor yapmayı öngörür.

Günde beş vakit namazını kılan bir Müslüman, haftada 280 rekât namaz kılmış olur.

Namazını kılmayıp biriktirse ve haftada iki günde birikmiş namazını kılsa, beher gün 140 rekât, 3 günde kılsa beher gün 93 rekât namaz kılması gerekir.

İnsan Müslüman olmasa da, sadece spor olarak namaz hareketlerini yapsa bir defada 93 ya da 140 rekât namazı kılabilir mi dersiniz? Hele de böyle bir spor faaliyeti sürdürülebilir midir? Buna kimse evet diyemez diye düşünüyorum.

Haftada 280 rekât namaz gibi, bir de 7 gün 24 saate yayılmış olarak gerçekleştirilen ve hem de sürdürülebilir başka bir spor aktivitesi dünyada var mıdır?

Namazdan önce alınan abdestin sağladığı beden terbiyesi, ruh ve beden temizliğini de burada ifade etmem gerekiyor.

Müslüman’ ın sigara, içki, uyuşturucu, gece hayatı gibi kötü alışkanlıkları yoktur!

İnsanın ruh sağlığının kaynağı da İslam inancıdır.

Servet, şöhret (Makam-mevki) ve şehvet hırsı yoktur. Bu nedenle kimseye haksızlık etme, kimsenin hakkını yeme peşinde değildir. Sabır, şükür ve kanaat sahibidir. Bu nedenle ruh halinde stresi, sıkıntısı ve depresyonu olmaz! Başını yastığa koyduğunda rahat ve huzurlu bir uykuya dalabilir.

Haksızlığa uğradığında; uğradığı haksızlığı ve zulmü havale edeceği, mutlak adaletine inandığı Allah’ ı vardır! Bu dünyada olmazsa, hakkını ahirette alacağına şeksiz şüphesiz inanır!

Müslümana nefsi ve şeytanı yanlış şeyler yaptırmak istediğinde, günde beş vakit kıldığı namaz, onu nefsinin ve şeytanın saptırmasından korur! Yanılıp yenilip hata yatığında da, af dileyeni affedecek olan af ve mağfiret sahibi Yaratan’ ı vardır!

Başı sıkıştığı zaman günde beş vakit samimiyetle başvuracağı, sığınacağı, dua edip talepte bulunacağı Yaratan’ ı vardır!

Hastalığına şifa, derdine deva ve borcuna eda dileyeceği ilmi, iradesi ve kudreti mutlak bir Rab’ bi vardır!

Kazadan, beladan, felaketten, musibetten, rezaletten, rüsvaylıktan, nefsin, şeytanın vesvesesinden, tasallutundan, amansız hastalıktan ve her türlü kötülükten korunmak için dua ve talepte bulunabileceği, Rahman ve Rahim Allah’ ı vardır!

Başına kötü bir şey geldiğinde, “Beterin beteri var, Allah beterinden saklasın!” Deyip sakinleşir!

“İki günü birbirine denk olan ziyandadır” düsturu sayesinde ilimde, irfanda, çalışmada, icat ve keşifte hep daha ileri gitme durumundadır. Böyle olunca, başkalarına  karşı kıskançlık beslemez, komplekse kapılmaz!

Müslüman’ ın akıl sağlığı da yerindedir;

Çünkü Müslüman, hayat ve kâinatı anlayıp izah etme konusunda, filozoflar gibi kapasitesi yetersiz aklı zorlayıp kafayı bozmaz! Hayat ve kâinatı yaratıp, sevk ve idare eden ilmi, iradesi ve kudreti mutlak Yaratıcı’ nın varlığına iman edip O’ nun gönderdiği peygamberlerine, kitaplarına, meleklerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah’ tan geldiğine iman eder ve huzura kavuşur!

Yukarıda arz edilen nedenler ve burada zikredemediğimiz birçok sebeple Müslüman’ ın akıl, ruh ve beden sağlığının yerinde olmaması çok istisnai bir durumdur.

Değerli okuyucu;

Yukarıda zikrettiğimiz hususlardan, Müslümanlığın gereklerine uygun yaşamayanların Müslüman sayılmayacağı gibi bir anlam çıkarılmamalıdır. Bu yazıda İslam’ ın insan için bir nimet olduğunu, bu nimetten yararlandığı ölçüde akıl, beden ve ruh sağlığını koruyabileceğini, matlup olanın bu olduğunu anlatmaya çalıştım.

İnsanın Müslümanlığının ölçüsünün takdiri elbette Yüce Allah’ a aittir. Burada Yüce Dinimizin, insanın akıl, ruh ve beden sıhhatinin tartışmasız kaynağı olduğunu ifade etmek istedim. Müslüman olmayan insanlar da şuuraltı olarak Müslüman’ ca bir hayatı yaşama eğilimindedir. Ancak bunun farkında olmayabilirler. Zira, fıtrat Müslümanca yaşamayı icap ettirir.Allah bizlere Yüce Dinimizin gereğince yaşamayı nasip etsin İNŞAALLAH. 28.06.2021

Av. Mehmet AKTAN

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya