Yazarın, fikrini pat diye birdenbire ortaya atmaması daha uygun olabilir. Demek istediği şeyi okuyucuya dedirtmeye çalışmalı. Çirkinliği anlatıyorsa, çirkin kelimesini kullanmadan yaptığı tasvir ile çirkinin özelliklerinden bahsetmeli ve okuyucu ona kendisi çirkin demeli.
10.07.2021 11:32
1 yorum
504 okunma
Okuyucu Düşünmeye Teşvik Edilmeli
İsmail Aydın

Yazarın, fikrini pat diye birdenbire ortaya atmaması daha uygun olabilir. Demek istediği şeyi okuyucuya dedirtmeye çalışmalı. Çirkinliği anlatıyorsa, çirkin kelimesini kullanmadan yaptığı tasvir ile çirkinin özelliklerinden bahsetmeli ve okuyucu ona kendisi çirkin demeli. Güzellik, yardım, hoşgörü, dayanışma, yardım için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Sözgelimi, bir yayaya bir otomobil çarpıp kaçsa; buna karşılık, orada bulunan insanlar olaya duyarsız kalsa ve bu esnada içlerinden biri hemen koşup yaralı adamı hastaneye taşısa… Çarpıp kaçan şoförün vicdansızlığı vicdansız demeden; yardıma koşan şahsın vicdan sahibi ve iyilikseverliği de, vicdan sahibi ve iyiliksever gibi kelimeler kullanılmadan yapılacak tasvirle anlatılabilir. Bu açılardan bakıldığında yazar, okuyucuyu düşünmeye, soru sordurtmaya teşvik etmelidir.

Atasözleri, deyimler, fıkralar, ağıtlar, destanlar, halk deyişleri, türküler, zengin folklorumuz ve tarih, yazarın istifade edeceği kaynaklardır.

Yazıda kullanılan mahalli ifadeler müphem bırakılmamalı, açıklama yoluna gidilmeli. Mesela, bir adam, “koç katımında doğdum” dediği zaman, evvela koç katımının ne olduğu ve yılın hangi ayında koç katımı yapıldığı açıklanmalıdır.

DİL MESELESİ

Yazar, halkın konuştuğu ve anladığı sade bir dil ile yazmalıdır. Anlaşılması zor kelime ve kavramlardan sakınmalıdır. Ne yazık ki bazı akademisyenlerin, eserlerinde uzun cümleler yanında anlaşılması zor kelime ve kavramlara yer verdikleri görülmektedir. Bu, hangi amaçla yapılırsa yapılsın, sonuç itibariyle eserin okunmasına engel teşkil etmektedir.

Dil, millet için en önemli unsurlar arasındadır. Dil adeta canlı bir organizma gibidir. Zamanla bazı kelimeler ölebilir veya yeni kelimeler doğabilir. Bu durum, dilin tabii gelişimi içinde kaldığı sürece zararlı değil faydalıdır. Ancak, ideolojik amaçla dile yapılan müdahaleler ona zarar verir.

Üzülerek ifade edelim ki, Türkiye’mizde hemen her alanda olduğu gibi dil konusunda da iki farklı anlayış mücadele halindedir. Bir kesim, yeni kelimeleri tamamen “uydurmacılık” olarak niteleyip reddederken, diğer kesim, sadeleştirilme amacıyla getirilen kelimeleri savunma sadedinde, dilimizin başka milletlerin hâkimiyeti altına sokulduğunu iddia etmektedir.

Dilin sadeleştirilmesi, yabancı kelimelerden arındırılması anlaşılır bir durumdur. Ancak sadeleştirme amacıyla getirilen yeni kelimeler, yeni nesillerin geçmişle irtibatını kesiyorsa, kabul edilmeli ki, bu yaklaşım zararlıdır. Nitekim öncekiler şöyle dursun, Ömer Seyfettin’in, anlaşılması için Arapça ve Farsça kelimelerden arındırarak halkın kullandığı dille kaleme aldığı hikâyeler, bırakınız yeni nesilleri, yazarın vefatını takip eden ilk elli yıl içinde yetişen nesiller tarafından bile anlaşılamaz hale gelmiştir. Yeni kelimeler sebebiyle önceki dönemlerde verilen eserlerin anlaşılamaz hale gelmesi, kültür sığlaşmasına yol açmış, bu da, yozlaşmayı beraberinde getirmiştir.

Halkın anladığı eski ve yeni kelimeler veya başka dillerden iktisap edilen kelimeler herhangi bir bağnazlığa düşülmeden kullanılabilir. Mesela yeri gelir “niçin” diye sorarız, bir yeri de gelir “neden” diye sorarız. Yeter ki kelime anlaşılabilir olsun.

Hamdi Yazır şöyle diyor: Nur ve ziya yerine “aydınlık ve ışık” demek için ısrar etmedim. Gök yerine “sema”yı tercih ettiğim yerler oldu. Çoğunlukla “Gökler ve yer dedimse” bazen de “Semavat  u Arz “ demek daha hoşuma gitti. Güneş ve ay yerine bazen “Şems ve Kamer”i tercih ettim.

Şeyhülmuharririn unvanlı Burhan Felek, öztürkçe olarak sunulan kelimeleri eleştirirken, rahmetli Ecevit’i de eleştiriyor, eski kelimelerin yerine konan yeni kelimelerin ses ve anlam bakımından aynı şeyleri ifade etmediğini söylüyordu. Milliyet’te fıkra yazarlığı yapan Burhan Felek, “Şairin Duası” paragrafında yaklaşık olarak şunları yazmıştı:

                Yâ Râb! Kendi muhtâcını, muhtâcına muhtâc eyleme!
                Şair, bu mısrasıyla; Ey Allah’ım, sana muhtaç olan bu kulunu yani beni, yine sana muhtaç olan başka bir kuluna muhtaç etme!
                Şimdi bunu yeni kelimelerle ifade edecek olursak şöyle dememiz gerekecek: Tanrım! Kendi gereksinimini, gereksinimine gereksindirme!

Peki, oldu mu şimdi? Felek’e göre, “muhtac” kelimesi yerine ikame edilen  “gereksinim” kelimesi ve ondan türeme “gereksindirme”, en azından burada ses bakımından tiksindirme gibi bir şeyi çağrıştırıyor. Rahmetli Burhan Felek bu açıklamayı yaptıktan sonra, “Ben Tanrı’ya böyle bir dille dua etmekten hayâ ederim” diyordu.

Bu dil bahsi, elimizin altında bir “Osmanlıca-Türkçe” lügat buldurmamız gerektiğini ortaya koymaktadır.

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Dil Devrimi
Her yapılanı alkışlamak zorunda değiliz.Dil devrimi de bunlardan bir tanesi..Diyelim latin harflerine geçtiniz..Osmanlı ve İslam düşmanlığını beraberinde getiren dildeki sözde yenilik hareketleri ne anlama gelmektedir.Gençliğimiz geleceğimizdir, onları geçmişin bağlarından koparmak demek ülkemizin geleceğini karartmak demektir.Bu gün Türk milleti kutuplaşmışsa temelinde işte bu devrim ve yanlış, kötü niyetli uygulamaları yatmaktadır.
Yorum Ekleyen: Ahmet Günal     11.07.2021 09:48:21
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya