Biz hukuk fakültesinde okurken, Ankara’da Ulus Meydanı’nın hemen yanında bir ASPAVA lokantası vardı. Lokantaya, asfalttan bir iki basamak inilerek girilirdi.
17.09.2021 05:51
811 okunma
ASPAVA , dostlar ASPAVA !..
Av. Sabri Turhan

Biz hukuk fakültesinde okurken, Ankara’da Ulus Meydanı’nın  hemen yanında bir ASPAVA lokantası vardı. Lokantaya,  asfalttan bir iki basamak inilerek girilirdi. Ve lokantada sadece lahmacun  imal edilir ve satılırdı. Beyaz önlükler giymiş ustalar, hamur yoğurur ,hamuru ince yufka haline gitirir, bir taraftan   da diğer  işçiler, pidelerin   üzerine; ince kıyılmış soğan ,domates ve   maydanoz serper, fırına iterdi. Yani yiyenler, lahmacunun   nasıl yapıldığını ve piştiğini de   görürdü. Orada sadece lahmacun satılır ve yenirdi.  

Biz, bazen arkadaşlarla  ders çalışa çalışa sıkılınca veya imtihana gerip yorgunluk atmak için oraya giderdik. Lahmacun 125 kuruş, 25 kuruş da ayran..150 kuruşa karnımızı  doyururduk.. 

Her gittiğimizde kapıda bir elinde bir çocuk, fakir bir kadının; “şu çocuğa bir kuru lahmacun verseniz de karnını doyursa “deyişini, işçilerin de  kadına hiç bağırmadan  para da istemeden, temiz beyaz bir kağıda bir  lahmacun  sarıp verdiğini çok görürdüm. Kadın da oradan dua  ederek giderdi. Bir böyle, iki böyle.. Çocuğuna lahmacun isteyen kadınlardan hiç birinin  kovulduğunu ve azarlandığın görmedim.” Burası vakıf mı, çek git” diyenleri  de  duymadım.  

Oraya ilk geldiğimde veya ikinci gelişimde “ASPAVA ne demek “diye sordum. Kasada para alan patron temsilcisi; ”ASPAVA; Allah, Sıhhat, Para, Afiyet Versin Amin” kelimelerinin  baş harflerinin birleşmesi  ile meydana gelmiştir. Patronumuz, sıhhate, afiyete  ve paraya önem verir ve bunun için Allah’a çok dua eder” dedi. “Patron kim deyince “; “Gazanfer Bilge “ dedi. 

Gazanfer Bilge döneminin efsane güreşçilerindendi .O’nun gibi  Yaşar Doğu, Nasuh Akar, Celal  Atik ve Bayram Şit,  minderlerde fırtına gibi esmişler, bayrağımızı onurla göklere çektirmişler,  onlarca kere İstiklal Marşımızı yüzerce binlerce  insana dinletmişlerdir.  

Yerin, Gazanfer Bilge’ye  ait olduğunu öğrenince; niçin kapıdan insan kovulmadığını ,ucuza insanların karınlarının  nasıl doyurulduğunu hemen anladım . Gazanfer Bilge, hayırsever bir insandı. 

O yıllarda ve daha sonraları  Gazanfer Bilge’nin bir de otobüs filosu vardı. Ankara’ya en ucuza yolcuyu Gazanfer Bilge otobüsleri  taşırdı. 

Gazanfer Bilge  Karamürsel’li  idi. O’nun orada da, yani memleketinde  de bir çok hayrı vardı. Ve orası sanki bir güreş  ocağı idi. Kendinden sonra Karamürsel’den çok sayıda milli güreşçi yetişmiştir.  

                       Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx 

Laf, lokantadan açılmışken.. Bizden çok önceki  jenerasyonun yakından tanıdığı bir Karpiç Lokantası varmış Ankara’da..

Karpiç Lokantası’na herkes gidemezmiş. Milletvekilleri ,Bakanlar ,üst düzey bürokratlar ve diğer parası çok olanlar gidermiş oraya. 

Ünlü Şair Necip Fazıl Kısakürek ile yayıncı Şevket  Rado,  o yıllarda (belki  1930’ların sonu)Ağaç isimli  bir dergi çıkarmaya karar vermişler Ankara’da .Bir küçük daire kiralamışlar. Muhtemelen  ikisi  de bekar o zamanlar . Orası hem evleri, hem de derginin idarehanesi imiş. Yemek yapmak ,ev işleri ile uğraşmak  onlara ağır geliyormuş. “Biz yemekle falan uğraşamayız, Karpiç’e abone olalım ,bize her gün  yemek getirsin” diye karar vermişler.  

Her gün Karpiç’ten eve veya dergi idarehanesine frak giymiş, beyaz önlüklü garsonlar tepsi tepsi ve çeşit çeşit yemekler  getirirmiş. 

Bu arada tanıtayım.. Necip Fazıl, malum.. Ünlü şair… 

Şevket Rado’nun Necip Fazıl ile ilişkisini  ben de bu olay ile öğrendim. Şevket  Rado da yayıncı idi.1960 ’larda meşhur  Hayat Mecmuası’nı O çıkarırdı. Hayat Mecmuası, kuşe kağıda basılmış pırıl pırıl bir dergi idi. Daha ziyade magazinsel  haberler vermesine  rağmen, siyasi ve sosyal olayları da işlerdi.Çok okuyucusu vardı. Ve Şevket Rado, ünlü Profesör  Türkan Rado’nun kocası idi. 

Türkan Rado  da o yıllarda Roma Hukuku alanında tek otorite idi. Biz Ankara Hukukta iken( zaten  iki tane hukuk fakültesi vardı)Ankara Hukuk öğrencileri de Roma Hukukunu  Türkan Hanımın  kitabından çalışırdı. O konuda kitap yazmak kolay  değildi. Ankara’da Özcan Karadeniz  diye bir doçent  vardı. O Roma Hukuku hocası idi ama, kitabı  yoktu. Teksiri vardı. Türkan Rado’nun kitabı  harıl harıl aranırdı. 

Neyse, işte o müthiş kadının kocası Şevket Rado  ile  Necip Fazıl Kısakürek ,Ağaç Dergisi’ni çıkarırken tepsi tepsi yemekler Karpiç’ten  gelirken, derler ki, “bir kadın işçi tutalım .Getir- götür işlerini  yapsın, hem de evin temizliğine baksın” derler. Bir kadın işçi bulurlar.   

İş yerinde kadın da çalışmakta, onlar da.. Şevket Rado ile Necip Fazıl’a  Karpiç’ten fraklı garsonlar teksi tepsi yemek getirir. İkisi yerler. Kadın ise ara sokaklarda seyyar  satıcılardan  yemek  alıp yemeye gider Bakarlar ki, bu, haksızlık. Kadını da Karpiç’e abone yaparlar. 

5-6 ay sonra işler yolunda gitmez. Derginin trajı düşer. Karpiç aboneliği de biter, yenileyemezler. Ne yapalım diye düşünürler. Bu sefer, kadının ilk zamanları  gibi onlar ara sokaklardaki seyyar satıcılara  yemek yemeye giderler. Kadının aboneliği  onlardan aylar sonra olduğu için, O’na  frak giymiş Karpiç garsonları  tepsi tepsi yemek getirmeye devam ederler .Yani patronlar  ara sokaklara düşmüştür. işçi patronların  yiyemediği yemekleri yemektedir. 

Akşam olduğunda; Nacip Fazıl ile Şevket  Rado, bu parasızlığı  konuşurlar .Bir çare bulamazlar.Ocakta  son iki odun parçası  yanmaktadır.  Ateşe Necip Fazıl ,bir klişe atar (Kılişe, eski usul yayıncılıkta resim  basılan  ince bir tenekedir. Tenekeye resim alınır. Bu asitli  bir tenekedir. Sonra tenekeden resim matrise aktarılır. Matristen de kurşun   kalıba.. Oradan da kağıda.. Kılişedeki resim son hamlede gazetede resim  olarak çıkar. İleride aynı resim bir kere daha lazım olabiir. Yeniden klişe bastırmamak için o teneke kılişe  bazen saklanır. Misal, Başbakanın  resmi tekrar tekrar lazım olur diye kılişe atılmaz  Aynı resim bir kere daha kullanılır. Onun için onlarca kılişe hazırda bekletilir. Bu, hem kolaylıktır, hem de ekonomik bir sebeptendir. Biz, zamanında gazetecilik  yaptığımız için böyle bir tecrübemiz var) 

 Ateşe atılan kılişe  asitli olduğu için  hemen parlar. Necip Fazıl,  bir kılişe  daha atar .Bir tane daha,  bir tane daha..Attıkça  ateş harlanır. İçeride  büyük bir aydınlık olur. Kılişeler;  sarılı, kırmızılı, mavili, yeşilli  ve  renk renk yanar. Necip  Fazıl  heyecanlanır .”Şevket, gel gel !.. Bir şehrayin  bu, bir şehrayin !..”diye bağırır. Parasızlık eğlenceye dönüşür.  

Evet, onların o zaman sıhhatleri  iyi idi ama, paraları yoktu. İnsanın mutlu olması için ASPAVA olması lazım. ASPAVA  dostlar ASPAVA…                             

 +++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

NOT: Bu olayı Şevket  Radoı  anılarında anlatmıştır. 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya