Devlet yöneticilerinin dinsiz olması gerektiği anlamına mı geliyor?
20.09.2021 07:12
816 okunma
Nedir Bu Laiklik Dedikleri?
Mehmet Aktan

            Devlet yöneticilerinin dinsiz olması gerektiği anlamına mı geliyor?

            Yoksa laiklik; İdareciler dinsiz olmasa bile dinsiz gibi davranmalarını gerektiren bir kavram mıdır? Eğer öyleyse; insan hem dinli olup hem de dinsizmiş gibi davranabilir mi?

            Devlet yöneticileri, görev esnasında dinî açıdan tatildeymiş gibi mi davranmalı?

            Keza vatandaş da kamu alanına gireceği zaman dinini kamu alanının kapısının dışında bırakıp kamu alanına öyle mi girecektir?

Bir başka deyişle din; yerine ve zamanına göre giyilip çıkarılabilen bir elbise gibi midir? Böyle (!) değilse (Ki böyle bir din görülmemiştir) o halde vatandaş ne yapmalıdır?

            Devlet adamının bir işe başlarken besmele çekip dua etmesi, işi bitirince hamdolsun çok şükür demesi, işyerinde ibadet edememesi laiklik gereği midir?

            YA DA; VATANDAŞIN MENSUBU BULUNDUĞU DİN, SADECE İBADET DEĞİL, DEVLET İŞLERİNİ DE TANZİM EDEN HÜKÜMLER İHTİVA EDİYORSA, DİNİNİ TEBLİĞ EDERKEN (ÇÜNKÜ HER DİN, MÜNTESİBİNE DİNİ TEBLİĞ VAZİFESİ DE YÜKLER.) DEVLETLE KARŞI KARŞIYA MI GELECEKTİR? BU TAKDİRDE DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ Mİ GEÇERLİ OLACAK, YOKSA DİNE GEÇİT VERMEYEN LAİKLİK Mİ?

            Değerli okuyucu;

            Bu soruları çoğaltmak elbette mümkün. Ve lakin bu gibi sorulardan hiçbirisine beşer vicdanını rahatlatacak bir cevap bulunamaz. Bu sorulara vicdanları rahatlatacak bir cevabı dinli-dinsiz hiç kimse veremez!

            Çünkü laiklik kavramının gerçekte ne anlama geldiği hakkında ne bu kavramın kaynağı olan Batı ve ne de Ülkemiz’ de doğru dürüst bir tarif yapılmamıştır.

            Genel olarak laiklik; Din ve devlet işlerinin birbirine karıştırılmaması şeklinde tarif edilir.

            Bu tarifin uygulamada yerinin olup olmadığına bir göz atalım:

            Dünyada, anayasasında ve yasalarında din kaynaklı hükümler bulunmayan bir devlet gösterilebilir mi?

Başka bir deyişle; Evrensel hukuk kurallarının kaynağı dini hükümler değil midir?

Bu durumda; sosyal toplumların temel hukuk kurallarını dinden alacaksınız, ama sonrasında Din’ e; “…toplumdan, toplum idaresinden uzak dur diyeceksiniz! “ Bu başka bir evrensel kural olan kadirşinaslığa, hakşinaslığa taban tabana zıt bir davranış olmayacak mı?

Öte yandan; devletin dine karışmaması prensibi gereği, din istismarcılarına, dini süflî menfaat kapısı olarak gören münafıklara ses çıkarılmayacak mıdır?

Laiklik bu anlamda bir kavramsa; laikliğin uygulandığı bir toplumun halini düşünebilir miyiz?

İnsanlar görev, yer ve zaman itibariyle kamu alanına girdiklerinde mensubu bulundukları dini bir elbise gibi çıkarıp kenara koyacaklar, sanki dinsizmiş gibi davranacaklar,

Ya da; din bezirganları ortalığı kasıp kavuracak!

Şu hâlde laikliğin tarifi “…dinin devlet işlerine, devletin de din işlerine karışmaması” olamaz! Bu, toplumların kaosa sürüklenmesi ve neticede yok olması anlamına gelir.

Denebilir ki; Batı, bu manada laikliği uyguluyor, hiç de yok olmuyor.

Batı’ nın mensubu bulunduğu Hristiyanlık; tahrif edilerek devlet ve toplum idaresini, insanlar ve toplumlararası ilişkileri düzenleyen hükümlerden soyutlanmış bir din haline getirilmiştir. Hangi hükmünün Allah kelamı, hangi hükmünün insan eseri olduğu bilinmeyen bir İncil’ den söz ediyoruz. Bir başka deyişle Din, sosyal hayatın dışına itilmiştir. Bu nedenle de bu alanda bir çatışma kaynağı olamaz.

Ancak Edille-i Şer’ iye orijinal olarak varlığını muhafaza etmektedir. İnşaallah etmeye de devam edecektir.  

Bu nedenle İslam Dini’ nin muamelat, içtimaiyat, siyaset, hukuk, ekonomi ve sair tüm beşerî alanlarda uygulanmayı gerektiren hükümleri mevcuttur. Bu nedenle Müslüman’ a; “…Sen devlet işlerine karışma” denilemez. Bu denirse din ve vicdan hürriyeti ihlal edilmiş olur. Çünkü İslam bir bütündür. Sadece ibadetle iş bitmez. İslam insan ve toplumun 7 gün 24 saatini kuşatır. Müslüman; ibadetle birlikte, muamelatta, siyasette, hukukta, sosyal ilişkilerde, ekonomide, ilimde, askeri alanda, hülasa her alanda Müslüman gibi davranmak zorundadır.

Bu nedenle dinin devlet işlerine, devletin de din işlerine karışmaması gerektiği anlamında bir laiklik İslam toplumunda yürürlükte olamaz.

Ancak laiklik: Devlet’ in her insana ve topluluğa din ve vicdan hürriyeti vermesi gerektiği, her vatandaşın yasalar karşısında eşit olması gerektiği, devlet idaresinde adaletin esas olması gerektiği anlamında anlaşılır ve kabul edilirse, bu anlayış bizim manevi değerlerimizin başında yer alan bir değerdir!

Asr-ı Saadet’ te; Hristiyanlar, Yahudiler, Müşrikler, Putperestler Medine’ de Müslümanlarla birlikte dinlerince yaşamışlar, aralarındaki anlaşmazlıklar kendi dinlerinin gereğince halledilmiştir. Bu dönemle ilgili hiçbir şikâyet de olmamıştır.

“Lekûm dini kûm veliye din” “Senin dinin sana, benim dinim bana” hükmü Allah kelamıdır. Saldırmayana da saldırılmaz!

Yine Osmanlı; laiklik olmadan kırk kadar farklı etnik ve dinî topluluğu 6 asır sadece adaletle bir arada tutmayı başarmıştır.

İnsanoğlunun bundan başka istediği nedir ki?

Müslüman’ ın; Kilise ve papaz sultasından kurtulmak amacıyla icat ettikleri laikliğin bizim toplumumuzla bir alakası olamaz. Çünkü bizde ne ruhban sınıfı olmuştur ne de cami tahakkümü! Yabancı kültürler tarafından kendi tarihlerinden kaynaklanmış, içi boş, çelişkilerle dolu kavram ve kuralları sözde medeniyet uğruna kabul edip tabulaştırılması anlaşılır bir şey değildir.

Evet Devlet’ in dini olmaz. Çünkü hükmî şahsiyetin dini olmaz. Ancak bu; devletin dini hükümlerle idare edilmemesi gerektiği anlamına gelmez. Adaleti hangi hükümler sistemi daha iyi sağlıyorsa o sistem alınır ve öylece devleti adaletle idare etme imkânı elde edilmiş olur.

 Ecdadımız tarihte şunca devlet kurmuş ve devleti de İslâmî kurallarla yönetmeye gayret etmiştir. Ancak dikkat ediniz, hiçbirisinin adında “İslâm” kelimesi geçmez. Çünkü ecdadımız Allah bilir: devlet işlerinde es kaza İslâma aykırı uygulamalar yapılırsa, bu aykırı uygulamalar İslâma mal edilir endişesiyle İslam kelimesine devlet isimlerinde yer verilmemiştir.

Şimdi “……….İslâm Cumhuriyeti” adını kullanan devletlerin İslâm’ a verdiği zararı göz önüne getirirsek konu daha iyi anlaşılır.  

Değerli okuyucu; özetlemek gerekirse, Batı’ da görüp mal bulmuş mağribi gibi yapıştığımız kuralları peşin hüküm ve sabit fikirle kucaklamak yerine, manevi ve Milli kültürümüzün şaşmaz terazisine vurup sonra karar vermeliyiz.

Unutmayalım, manevi medeniyet konusunda Batı’ nın neredeyse hiç nasibi yoktur!

Batı’ nın maddi medeniyet konusundaki ışıltısı gözümüzü kamaştırmasın!

Allah’ a emanet olunuz. 20.09.2021

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya