Önceki yazımızda yeni bir anayasa tasavvurumuzu kaleme almıştık. Bu yazımızla ilgili yapılan geri dönüşlerde bazı sorular ve sorunlar tarafıma iletildiğinden bir soru hakkındaki cevabi düşüncelerimi de bu yazımda sunmak istiyorum.
05.10.2021 05:49
2 yorum
701 okunma
Yeni Anayasa Taslağı Hakkında
Mehmet Aktan

            Önceki yazımızda yeni bir anayasa tasavvurumuzu kaleme almıştık. Bu yazımızla ilgili yapılan geri dönüşlerde bazı sorular ve sorunlar tarafıma iletildiğinden bir soru  hakkındaki cevabi düşüncelerimi de bu yazımda sunmak istiyorum.

            Bir değerli okuyucum partisiz bir siyasi hayatın nasıl olabileceğini sordu.

            Bu konuyla ilgili olarak daha önce kaleme aldığım “HDP MESELESİ” başlıklı yazımda siyasi parti kavramının bizim siyasi hayatımıza ne zaman ve hangi şartlarda girdiğini izah etmeye çalışmıştım. Bu yazımda da konunun daha iyi anlaşılabilmesi için siyasi parti konusunu tekraren ele almak istiyorum.

            Kıymetli okuyucularım;

            Bizim mensubu bulunduğumuz manevi medeniyet Asr-ı Saadet’ te hayat bulmuş olan medeniyettir. Bu medeniyetin siyasi esas ve usulleri, Asr-ı Saadetten sonra da İslam’ ı kabul etmiş olan topluluklar, kavimler ve milletler tarafından devlet idare usulünde esas alınarak uygulanmaya çalışılmıştır.

            Elbette istenerek, istenmeyerek eksiklikler, yanlışlıklar yapılmış, ancak referans alınan esas sistem Asr-ı Saadet’ in devlet idaresi yöntemi olmuştur.

            Bu yanlışlara bir örnek vermek gerekirse; Asr-ı Saadet’ te devlet başkanlığı babadan oğula geçmemişken, Osmanlı’ da babadan oğula geçmeyi öngören “Saltanat” yürürlükte olmuştur. Halbuki, Asr-ı Saadet bize devlet başkanı’ nın belirlenmesinde iştişari rey sistemini başka bir deyişle seçim sistemini işaret ediyordu. Belki de o zamanın şartlarından dolayı farklı bir uygulama hayat buldu.

            Ayrıca, Osmanlı’ da bir danışma meclisi olarak Divan mevcut olduysa da, her zaman fonksiyonunu hakkıyla ifa edebilmiş değildir.

            Bu hususlar elbette ayrı bir inceleme konusu.

            Siyasi parti konusuna dönersek:

            Hayatımızın her alanına olduğu gibi, siyasi hayatımıza da ışık tutması ve yön vermesi gereken manevi değerlerimiz, devlet idaresinde istişareyi emrettiği gibi birlik ve beraberliği de emreder. Ululemre itaati emreder. En doğrunun, en iyinin, en güzelin ortaya çıkması için mutlaka istişare edilecek, ancak karar verildikten sonra herkes, verilen karar sanki kendi kanaatiyle aynıymış gibi karara itaat edecektir. Karar verildikten sonra, her kafadan ayrı bir ses çıkmayacaktır. “Benim dediğim gibi olsaydı daha iyi olacaktı” demeyecektir. Karar uygulandığında iyi sonuç vermediği hallerde de; “Benim dediğim gibi olsaydı böyle olmazdı” gibi sözler sarf etmeyecektir. Çünkü bu tür söz ve tavırlar verilen kararların uygulama gücünü zayıflatacağı gibi, fitneye de sebep olabilecektir.

            İstişareden sonra verilen kararlarda da hatalar olabilir. Çünkü beşer şaşar. Ancak istişare yapıldığı halde hatalı karar verilmesinin doğuracağı zarar, fitnenin vereceği zararla kıyaslanamaz bile.

            Özetle: Bizim manevi değerlerimiz açısından devlet idaresinde mutlaka istişare yapılmalı, ancak aynı şekilde de mutlaka ululemre itaat edilmelidir.

            Siyasi parti konusunu bu açıdan değerlendirmek istiyorum.

            Siyasi parti kavramı bizim siyasi hayatımıza bir asır kadar önce batı medeniyetini muasır medeniyet kabul edip olduğu gibi kabul ettiğimiz dönemde girdi. Osmanlı’ nın yıkılış döneminde Fransa’ da 2. Abdulhamit Han’ ı devirmek için örgütlenen Jön Türkler

İttihat Terakki Fırkası adı altında emellerine nail olduktan sonra Osmanlı idaresi’ ni ele aldılar. 5-6 sene gibi kısa bir zamanda da koca devleti tarumar ederek ortadan kaldırdılar         Cumhuriyet’ in kuruluşundan sonra ise siyasi hayatımız Cumhuriyet Halk Fırkası ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasıyla tanıştı. Sonrasında 1950 de Demokrat Parti’ nin seçimi kazanmasına kadar Cumhuriyet Halk Fırkası tek parti olarak Ülkemizi idare etti. 1960 ihtilaliyle iktidardan indirilen Demokrat Parti’ den sonra Cumhuriyet Halk Partisi, 1971, 1980, 1997, ve 2007 darbelerinden sonra da Ülke yönetimini ele geçirmek istediyse de her seferinde Millet iradesi Devlet İdaresini başka siyasi ekiplere emanet etti.

            Tabir caizse C.H.P. Millet İradesi’ ni hiçbir zaman hazmedemedi. Hep Millet İradesi’ ne aykırı olarak Ülke yönetimini Millet İradesi’ nin dışındaki güçler vasıtasıyla elinde tutmak istedi. Ancak, Millet İradesi hiçbir zaman C.H.P. ye Ülke yönetimini teslim etmedi.

            Özetlemeye çalıştığım şu manzaraya göre, Sözde, “Demokrasinin vazgeçilmez unsurları” olarak anayasamızda yer almış olan siyasi partilerin Ülkemizdeki en eski ve en köklü partisi olan C.H.P. hiçbir zaman demokrasiden yana olmamış, tam tersine hep Millet İradesi’ nin karşısında olmuş ve düşmanca bir tavır sergilemiştir.

            Çünkü fırka demek, bölük demektir, tefrikayla aynı kökten gelir. Bölük, bölünme, bölücülük fark kökünden türemiş sözcüklerdir.

            Türkiye’ mizde siyasi parti her zaman kelimenin tam anlamıyla bölünmeyi, bölücülüğü ifade etmiştir. Muhalefetteki partiler hiçbir zaman memleketin hayrına soluk solumamışlar, sadece ve sadece hükümeti nasıl deviririm, iktidarı nasıl ele geçiririm düşüncesiyle hareket etmişlerdir. İktidar partisi aleyhine olacak her türlü imkân ve vasıtayı  tam bir makyavelist anlayışla mubah görerek kullanmak istemişlerdir. İktidarı ele geçirmek için yalan yanlış, haklı haksız her fırsatı değerlendirmeyi siyaset olarak kabul etmişlerdir.

            Öyle ki günümüzde vatan bölme faaliyetlerinde bulunduklarında, on binlerce askerimizin, masum insanımızın kanına girmiş olan bölücü hain bir terör örgütüne at uşaklığı yaptıklarında şüphe olmayan sözde bir siyasi partiyle sırf iktidarı devirmek emeli uğruna işbirliği yapmak meşru bir siyasi faaliyetmiş gibi lanse edilebilmektedir! Sözde manevi ve milli değerlerimize bağlı bir kökten geldiğini bildiğimiz siyasi partiler bile dolambaçlı yollarla bu bölücü örgütle ittifak amacıyla hareket etmekten geri durmamaktadır!

            İşte demokratik hayatımızın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerimizin hali bundan ibarettir!

            Çünkü tefrikanın yani bölücülüğün manası budur! Bir partinin programını istediği gibi belirlemesi istediği gibi propaganda hakkı bulunması anayasal teminat altında olunca ulaşılabilecek sonuç budur!

            Devletimiz, bölücülüğü siyasi hak ve vazife sayan siyasi partilerin milletvekillerine bütçeden dolgun maaşlar ödemektedir!

            Bu nedenle siyasi partili bir demokrasi bizim kültürümüzle alakalı değildir.

            Bizim kültürümüzde; “Ümmetimin ihtilafında rahmet vardır” anlayışı vardır.

            Muhtelif fikirler; istişare sırasında açıkça ve samimiyetle ortaya konur. İstişare meclisindeki tüm üyelerin fikirleri dinlendikten sonra bir karar verilir. Karar verildikten sonra ise ne muhalif fikir kalır ne de muhalif hizip! Artık birlik ve beraberliğin, ululemre itaatin zamanıdır!

            Şimdiye kadar 16 devlet kurmuş Milletimiz’ in kurduğu hiçbir devlet te bundan gayri siyaset yapılmamış, bundan gayri devlet idaresi teessüs etmemiştir!

Devlet yönetimi de: partisiz, adaysız, serbest, gizli rey, açık sayım usulüyle yapılacak  seçimlerle belirlenir. Vatandaş dilediğinin ismini yazarak sandığa atar. En çok rey alan vatandaş, adaylığını açıklamamış olsa bile halkın teveccühüyle seçilmiş olur.

Bizim siyaset ve devlet idaresi konularında Hak’ ka değil, güce tapan Batı’ dan öğrenecek bir şeyimiz yok!

Batı’ nın maddi medeniyeti karşısındaki aşağılık kompleksinden kurtulmamızın zamanı çoktan geldi de geçti!

Allah’ a emanet olunuz. 05.10.2021

Av. Mehmet AKTAN

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
Şahin
ULUL EMRE İTAAT açısından Ebu Hanîfe Numân bin Sabit bin Zûtâ bin Mâh Abbasi Halifesi El Mansura neden itaat etmemiştir?
Yorum Ekleyen: Atalay     8.10.2021 09:19:58
Şahin
İmamı Azam diye bildiğimiz Numan Bin Sabit
Yorum Ekleyen: Atalay     8.10.2021 09:15:21
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya