Küresel iklim krizini durdurmak ve küresel sıcaklık artışını 1,5 derecede sınırlamaya yönelik hedefler içeren Paris Anlaşması'nı imzalayan ancak onaylamayan altı ülkede biri de Türkiye idi.
20.10.2021 09:21
1 yorum
914 okunma
Küresel İklim Değişimi Yeni Bir Komplo mu?
İlhan Akkurt

Küresel iklim krizini durdurmak ve küresel sıcaklık artışını 1,5 derecede sınırlamaya yönelik hedefler içeren Paris Anlaşması'nı imzalayan ancak onaylamayan altı ülkede biri de Türkiye idi. 7 Ekim 2021'de Paris Anlaşmasının Onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifi meclisimizde onaylanıp, bazı taahhütlerde bulunarak anlaşmayı onaylayan ülkeler arasına katılmış olduk. Paris toplantısında küresel sıcaklık artışını, 1850-1900 yılları arasındaki "sanayi öncesi döneme" kıyasla 2 dereceyle sınırlamak, mümkünse 1,5 0C kadar düşürmeyi amaçlamaktadır. Yeryüzünde ortalama sıcaklık artışının 20C geçmesi halinde ortaya çıkacak iklim değişiklikleri, insan hayatı üzeride büyük felaketlere yol açacaktır. Bu kötü gidişi önleme faaliyetine katılmayan ülkelerden karbon salınım vergisi almak, katkı yapan ülkelere de çeşitli fonlardan destekler verilmesi planlanmaktadır.

Paris İklim Anlaşması, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında, iklim değişikliğine sebep olan etkilerin azaltılması hakkında 2015 yılında imzalanan, 2016 yılında yürürlüğe giren bir anlaşmadır. Eritre, İran, Irak, Libya ve Yemen oluşan 5 ülke bu anlaşmayı imzalamamıştır. Amerika Birleşik Devletleri 2020'de anlaşmadan çekildi, ancak 2021'de yeniden katıldı. Türkiye bu amaçla, önlemsiz olarak 2030’da 1 milyar 175 tona yükselecek emisyonları, alacağı önlemlerle 929 milyon ton düzeyine indirmeyi planladığını bildirdi. Türkiye, BM  sunduğu Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanı’nda, 2012 yılında 430 milyon ton olan toplam sera gazı emisyonlarının, artıştaki azaltım önlemleri ile 2030 yılında 929 milyon tona kadar çıkarabileceği belirtildi. Bu önlemler olmasaydı 2030 yılında sera gazlar 1 milyar 175 bin tona yükselecekti. Bu durumda Türkiye aslında sera gazı emisyonlarını azaltma taahhüdü vermedi, artış hızını azaltarak iki katından fazla artırabileceğini söyledi. Yani, “artıştan %21 oranında azaltım”  taahhütü verdi.  

 Taraf ülkeler, ulusal olarak belirlenmiş katkı diye bilinen kendi belirledikleri emisyon azaltma hedeflerini kabul ediyor. Avrupa Birliği 2030 yılına kadar emisyonlarını, 1990 yılına kıyasla % 55 oranında azaltmayı ve en geç 2050’de karbon nötr olmayı hedefliyor.  Çin, 2060 için karbon nötr olma hedefini açıkladı. ABD Başkanı Joe Biden, ABD'yi 2050 yılına kadar karbon nötr hale getirme sözü verdi. Avrupa Birliği ise 2035 yılına kadar petrolle çalışan araçların satışını durdurmayı içeren bir iklim önerisini duyurdu. 2020 sonu itibariyle 30 ülke karbon nötr olma hedefini ulusal hukuk çerçevesinde taahhüt etmiştir. Son verilere göre küresel emisyonların % 50’sinden Çin, ABD, AB ve Hindistan sorumlu. Türkiye en çok emisyona sahip 20 ülkeden biri ve 16. sıradadır.

Fosil yakıtlardan vazgeçebilir miyiz?

Kalkınma Bakanlığı, Türkiye’de Güneş Enerjisinden Elektrik Üretim Potansiyelinin Değerlendirilmesi, verilerine göre Türkiye’nin 2020 yılı elektrik üretimi 305 milyar KWh. civarındadır. Ülkemizdeki faydalı güneş enerjisinden her yıl üretilebilecek elektrik miktarının ise kabul görmüş hesaplamalara göre 380 milyar KWh (ekonomik potansiyel) olduğu civarındadır. Ülkemizin toplam rüzgar enerji potansiyeli ise 60 milyar KWh’tır. Bu durumda tek başına bile güneş enerjisi bile ihtiyacı karşılayabilir. Daha jeotermal enerjide düşünülürse yenilenebilir enerji kaynakları ülke enerjisini tek başına dışa bağımlılıktan kurtaracak büyüklüktedir. Ağustos 2021’de toplam elektrik enerjisi üretiminin % 18,33’ü yenilenebilir kaynaklardan üretilmiştir. Bu miktar 2023 yılında %30’a çıkarılması planlanmaktadır. Bu ara yine karbon salınımı sıfır olan nükleer enerji santralleri de kurulmaktadır. Bu durumda ülkemiz için fosil yakıtlardan vazgeçmenin, herhangi bir soruna yol açması beklenmemektedir.

Küresel yeni bir komlu mu?

Küresel elitlerin son günlerde, dünyamızı GLOBAL RESERT adıyla arzu etikleri hedefe doğru yönlendireceklerini açıkça belirtmeleri, Korona virüs salgınında olduğu gibi küresel afetlerde de kafalarda soru işaretleri bırakan müdahaleler içinde olmaları, bu gibi küresel sorunlarda insanları endişelendirmektedir.   Bunun da bir koplo olduğunu savunanaların, bazı bilim adamları küresel bir iklim sıcaklık artışının olmadığını, aksine soğumanın olduğunu savunması, iklim değişmelerine güneş fırtınalarının/patlamalarını sebep olduğunu iddia etmeleri insanı düşündürmektedir.

Ancak gerçek şu. 1988’de Dünya Meteoroloji Örgütü ve BM Çevre Programı tarafından kurulan Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) çalışmalarına katılan binlerce bilim insanı, iklim değişikliğine sebep sera gazları olduğunu ortaya koymaktadır. Bu komisyon her beş yılda bir konu halkında değerlendirme raporu yayınlamaktadır. Özellikle IPCC’nin beşinci değerlendirme raporunda % 99,9’la insan kaynaklı iklim değişikliği yaşandığına ilişkin uzlaşma sağlanmış durumdadırlar. İklim değişikliklerin sebebi sera gazları değil demek inandırıcı değil. Normalde dünyaya gelen güneş ışınları atmosferden yansıyıp, tekrar uzay boşluğuna döner. Fakat bu gazlar ışınların uzaklaşmasını önleyip onları soğurarak, dünyamızın daha fazla ısınmasına sebep olduğu bilimsel olarak ispatlıdır.   Peki beklenen küresel soğumamı var? Bazı bölgelerde soğuk geçen kışlar neyin nesi? Ancak, çok soğuk geçen kışlar da bu iklim değişikliğinin bir parçasıdır. Asıl sebep güneş olamaz mı? Ancak güneş ve yer küredeki,  iç ya da dış etmenlerle oluşmuş uzun sürekli iklim değişikliklerinin nedenlerini bellidir. Küresel sıcaklık 1880’den bu yana yaklaşık 1°C civarında arttı. Fakat bu sıcaklık artışının yaklaşık 0,6°C’lik kısmı son 30 yıllık dönemde gerçekleşti.

Bunlar bir gerçek olsa da birilerinin dünyamızı çeşitli sebeplerle kendi emelleri doğrultusunda kontrol altına almaya çalıştığı, tehlikeli bir yerlere doğru sürüklemeye çalıştığı ve bu yüzden bazı çatışmalara sebep olduğu ve insan neslini azaltmaya çalıştığı gibi şeyler dikkate alınması gereken birer gerçektir. Ortaya çıkan bu sorunun doymak bilmez KAPİTALİST EGONOMİNİN sonucu olduğu da kesin. Yani ortada gerçekten bir tehlike vardır. Sınırlı kaynakların olduğu bir dünyada siz medeniyetinizi ve ekonominizi “İnsan ihtiyaçları sonsuz” temeli üzerine kurmanız insanlığa ve dünyamıza en büyük ihanettir. Artan çevre kirliliği ve ölçüsüzce üretim ve tüketimden dolayı, dünyanın kıt dedikleri kaynaklarının tükenmek üzere olduğu gerçeğidir. Önümüzdeki 30-40 yılın en büyük krizi bu olacaktır.   

Bazı kimseler bu işi, fosil yakıtlara sahip olan kapitalistlerle dijital ağlara sahip küreselcilerin çıkar kavgası olarak görse de adamlar kurnaz, zaten petrol rezervleri önümüzdeki 30-40 yıl içinde tükenecek. Doğal gaz belki 50-60 yıl olabilir. Yani 2050 yılına kadar bu yataklar bu tüketimle zaten tükenecek. Yani karbon salınımının sıfırlanma taahhütleri tarihine kadar. Ortada onları zorlayacak bir durum yok, adamlar o tarihe kadar zaten kalan rezervleri tüketecek. Yani yaptıkları bu işte, dünya halklarından puan alacak bir durumları yok. Aslında insanlarla dalga geçiyorlar. Tamam, karbon salınımına dur demek yanlış bir iş değil. Ancak bu adamlar bu konuda samimi değil. Yaptıkları tek şey tüketimi daha fazla arttırmayarak rezervleri yeni enerji kaynakları keşfedinceye kadar idareli kullanmak.  Anlayacağınız bütün bunlar tam bir “timsağın göz yaşları.” Zaten tüketimde önemli bir payı olan taşımacılıkta elektrikli araçlar piyasaya sürülmeye başladı. Ancak şu da bir gerçek tükenen sadece fosil yataklar değil, diğer kaynaklar da tükenmek üzere. Yani kapitalizmin tüketim çılgınlığı dünyamızı da tüketmektedir.   Bu sorunu çözmek konusunda gerçek düşünceleri, insan nüfusunu virüs gibi salgınlarla azaltıp, kendi kontrollerindeki yeni bir insan nesli ortaya çıkarmak istedikleri kesin. Anladığımız kadarıyla ceplerini doldurmaya devam ederlerken bu konuda kamuoyu yaratmaya çalışmaktadırlar.   İnsanlık milli devletlerin kontrolünden çıkıp, bu küresel elitlerin kontrolüne doğru gittiğini görmek ve elimizi bunlara tamamen kaptırmamak gerek. Greenpeace’in kurucusu Patrick Moore boş yere “insan merkezli küresel ısınma ve iklim değişikliği felaketi; insanların zihinlerini, cüzdanlarını ve diğer her şeyi kontrol altına almak için kullanılan bir korku kampanyasıdır diyerek bu işe kuşku ile yaklaşmıyor. Çünkü küreselciler özellikle kaos ortamlarından istifade etmeyi çok iyi biliyor.

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Müjdat Gezer
Bravo
Yorum Ekleyen: Müjdat Gezer     20.10.2021 11:09:16
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya